M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Receb Ayı ve Bu Ayda Yapılan İbadetlerin Kat Kat Mükafatlandırılması

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Râmuzu'l-ehâdîs'in 288. sayfasında, 13. hadîs-i şerîfinde bize nakledildiğine göre Receb ayı hakkında şöyle buyurmuşlar:

Recebü şehrun azîmün. "Receb muazzam bir aydır, ulu bir aydır, büyük bir aydır." Yüdâifu'llâhi fîhi'l-hasenât. "Allah celle celalüh bu ayda yapılan haseneleri, iyilikleri, ibadetleri kat kat mükâfatlandırır. Katlandırır, çoğaltır." Fe men sâme yevmen min recebin fe-keennemâ sâme seneten. "Kim Receb'te bir gün oruç tutarsa sanki bütün sene oruç tutmuş gibi mükâfat alır." Ve men sâme minhü seb'ate eyyâmin. "Receb ayında yedi gün oruç tutana" Gullikat anhü evvâbu cehenneme. "Cehennemin yedi kapısı kapanır." Ve men sâme minhü semâniyete eyyâmin. "Kim Receb ayı içinde sekiz gün oruç tutarsa." Fütihat lehû semâniyetü ebvâbi'l-cenneti. "Sekiz cennetin kapıları o mübarek kula, o oruçlu kula açılır." Ve men sâme minhü aşerete eyyâmin. "Tuttuğu oruçlar on güne ulaşırsa." Lem yes'eli'llâhe şey'en illâ âtâhü. "Allah'tan ne dilerse, ne isterse, ne murat ederse, Allah istediğini ona ihsan eder." Ve men sâme minhü hamsete aşrete yevmen. "On beş gün oruç tutmaya muvaffak olursa." Nâdâ münâdin mine's-semâi: Kad gafertü leke. "Gökten bir melek ona; ‘Sen muhakkak ki Allah'ın mağfiretine erdin, affolundun.' diye seslenir." Mâ mâdâ. "Geçmiş günahların, şimdiye kadar işlediğin günahlar mağfiret olundu." diye müjdelenir. Fe'ste'nifi'l-amele. "‘Haydi! Geçmiş günahların affoldu. O halde işe yeniden başla. Dikkat et! Defterin temizlendiğine göre bir daha kirlenmeden, günahlara düşmeden, günahlarla karalanmadan öyle yaşa!' denilir." Ve men zâde zâdehu'llâh. "Daha fazla oruç tutana Allah'ın mükâfatı da daha ziyade olur." Ve fî Recebin hamela'llâhu nûhan fi's-sefîneti.

Receb ayının geçmişinde, mazisinde de çok şâyân-ı şükran hadiseler meydana gelmiştir.

"Allah tufandan korumak için Nuh aleyhisselam'ı gemiye Receb ayında bindirmiştir." Fe-sâme Receb. "Ve Nuh aleyhisselam da şükür olarak Receb ayında oruç tutmuştur." Ve emere men meahû en yesûmû. "Etrafında, gemisinde bulunan ashabına; "Siz de oruç tutun." diye tavsiye etmiştir."

Veceret bihimü's-sefînetu sittete eşhürin. "Gemi onları altı ay tufanın üzerinde, suyun üzerinde gezdirmiştir." İlâ âhiri zâlike yevmu âşûrâ. "Bu işin sonu; Muharrem ayına, aşûre gününe tesadüf etmiştir." Uhbita ale'l-cûdi. "Ve gemisi Cûdî Dağı'na inmiştir." Fe-sâme Nûhun ve emrun min meahû en yesûmû ve'l-vahşu şükren li'llâhi azze ve celle. "Onlar artık bu tufandan kurtulup, tufan bittikten sonra, gemi Cûdî Dağı'na oturduktan sonra şükür olarak, aziz ve celil olan Allahu Teâlâ hazretlerine şükür sadedinde Nuh aleyhisselam ve yanındaki ashabı ve gemisine almış olduğu ehlî ve vahşî hayvanlar, hepsi oruç tutmuşlardı." Ve fî yevmi âşûrae fe-laka'llahu'l-bahre li-Benî İsrâîle. "Yine o aşûre gününde Allah, İsrailoğulları'na, yani Musa aleyhisselam'ın maiyetindeki o mü'minlere denizi yarmıştır, Firavun'dan kurtarmıştır."

Firavun kovalarken deniz yarılmış, onlar geçip kurtulmuşlar, Firavun gark olmuştur, boğulmuştur. O, aşûre gününde olmuştur.

Ve fî yevmi âşûrâe tâbe'llâhu alâ Âdem. "Ve bu aşure gününde Allah, Âdem aleyhisselam'a tevbe nasip etmiştir; teveccüh etmiştir, tevbesini kabul etmiştir." Ve alâ medîneti Yûnuse. "Ve Yunus aleyhisselam'ın yetiştiği şehir -ki Irak'ın kuzeyindeki, Musul'un şarkındaki Ninova şehri deniliyor- o şehrin ahalisine de tevbe nasip etmiştir." Ve fîhi vulide ibrahim. "Ve İbrahim aleyhisselam da o günde doğmuştur."

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfini okuduk. Receb ayıyla ilgili bilgileri size nakletmiş olduk. Burada Peygamber Efendimiz Receb ayında eski zamanlarda, eski peygamberler zamanında onların hangi güzel lütuflara erdiğini bize anlatıyor. Demek ki bizden önceki ümmetlere de bu mübarek ayda Allah'ın rahmeti ermiş, lütfu ermiş, yardımı nusreti vâsıl olmuş, hayırlara nâil olmuşlar, tehlikelerden kurtulmuşlar.

Efendimiz başında da ifade ediyor ki bu Recep ayı mübarek, büyük bir aydır ve bu ayda yapılan hayırlar, iyilikler kat kat katlandırılır. Ve burada en çok orucu tavsiye ediyor ve kul ne kadar oruç tutarsa o kadar büyük mükâfat alacağı hadîs-i şerîften anlaşılıyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle bildirmiş:

Recebü şehrullah. "Receb ayı, Allah'ın ayıdır. Şaban ayı, Peygamber Efendimiz'in ayıdır. Ramazan ayı, biz Ümmet-i Muhammed'in ayıdır."

Allahu Teâlâ hazretlerinin hikmetinden ki bazı yerleri mübarek eylemiş. Mesela Mekke'nin mübarekliği, taşının toprağının mukaddesliği âyetlerle sabit.

İnne evvele beytin vüdıa li'n-nâsi le'llezî bi-bekkete mübâreken ve hüden li'l-âlemîn.

Âyet-i kerîmeyle sabit bir mübarek belde. Dünya yaratıldığı zamandan, Hz. Âdem aleyhisselam'ın devrinden beri Kâbe'nin olduğu yer ibadetgâh olarak şerefli.

Dinimiz oraya girişi bile sıradan bir giriş gibi kabul etmiyor. Orası Allah'ın beytullahının olduğu mübarek yer olduğundan oraya girerken bir nizama göre giriliyor. Belli hudutları var. Çok uzaklardan; 20-30 kilometre, bazı yerlerde daha fazla, bazı yerlerde 400 kilometre mesafeden "Mekke'nin hududu oradan başlar." diye insanın tavrını takınması gerekiyor. Üzerindeki elbiseleri, ayağındaki pabuçları çıkarması gerekiyor. Allahu Teâlâ hazretleri; baş açık, yalın ayak, bir beyaz örtüye veyahut tek bir örtüye, bir üst örtüye sarınıp çok mütevazı bir şekilde, sanki mahşer günü gibi, sanki kabirden kalktığı zamandaki gibi üzerinde kefenleri varmış gibi, dünya süsünden, ziynetinden sıyrılmış bir şekilde oraya gelmeyi emretmiş. Harem mıntıkası. Allahu Teâlâ hazretlerinin mukaddes beldesi.

Orada cidal yasak, mücadele etmek, savaşmak yasak; vuruşmak, dövüşmek yasak; kan dökmek yasak; ihramlıyken yasaklar konusunda dikkatin daha da artması gerekiyor. Mübarek bir yer olduğundan; meşru olan, helal olan, tabii olan birtakım şeyler bile tamamen yasaklanıyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şehri olan Medine şehri de mübarek yerlerden birisi. Onun da şerefi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den geliyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanların eşrefi, peygamberlerin ekremi olduğundan, nebiyyi ekrem, resûl-ü muhterem olduğundan, onun dokunduğu her şey, baktığı her şey, iltifat ettiği her şey, bastığı her yer, yaşadığı her yer mübarek oluyor. Kendi de mübarek, medfeni de, kabr-i şerîfinin bulunduğu belde de.

Tefevvüd kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu

diye söylemiş şair.
Arş-ı Âlâ'dan daha kıymetli oluyor çünkü Habibullah'ın kabrinin olduğu yer mekân olarak kıymetli. Arafat kıymetli bir yer. Kuds-i Şerîf, müslümanların mübarek kıymetli bir yeri.

Zamanlardan da kıymetli zamanlar var.

İki bayram; Ramazan bayramı, Kurban bayramı, mübarek zaman.

Haftanın içinde cuma günü, mübarek bir zaman. Hem de her hafta tekerrür ediyor. Perşembe günü akşam ezanı okunduğu zaman bu mübarek zaman başlıyor, cuma günü akşam, cumartesiyle cuma arasındaki akşam ezanı okununcaya kadar devam ediyor. Bu gece ve bu ertesi gündüz mübarek bir zaman. Her altı günde bir karşımıza gelen bir büyük nimet. Çok büyük, çok kıymetli bir zaman.

Bir de senenin ayları içinde Allahu Teâlâ hazretleri bazı ayları mübarek aylar kılmış. Bu mübarek ayların birincisi Receb ayı. İkincisi Şaban ayı. Onun arkasından gelen üçüncüsü Ramazan ayı. Eski tarihlerden beri Allahu Teâlâ hazretlerinin bu aylarda lütufları, ihsanları, rahmeti, ikramı çok olduğundan, cahiliye zamanının Arapları bile Receb geldi mi her türlü mücadeleyi bırakırlarmış. Silahları kınlarına sokarlarmış, mızraklarını bir kenara bırakırlarmış. Kanlı bıçaklı, kavgalı oldukları insanları bile görmez, duymaz olurlarmış. Aralarında kan davası var; başka zamanlarda o kabileden bir kimse öteki kabileden bir kimseyi bulsa öldürüyor ama Receb geldi mi görmezlikten gelirlermiş. "İşte buraya senin düşmanın falanca geldi." dense de duymazlıktan gelirmiş.

Receb'in isimleri var, sıfatları var. Bir tanesi receb el-esam, "sağır Receb." Yani insanlar bu ay içinde sanki düşmanlarının geldiğini duymuyormuş, onlardan intikam alacağını bilmiyormuş gibi davranıyor. Cahiliye devrindeki Araplar bile Receb oldu mu mücadeleyi bırakırlarmış. O zamandan beri var. Tabi daha önceki zamanlardan da anlaşılıyor ki eski peygamberlerin hayatlarından beri Receb ayının mübarekliği biliniyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sormuşlar:

"‘Receb Allah'ın ayıdır.' ne demek?"

Şehr, Arapça'da "ay" demek. Türkçe'de "belde" manasına geliyor. Arapça'da şehr, "ay" demek. Şehr-i Receb, "Receb ayı" demek. Şehr-i Ramazan, "Ramazan ayı" demek. Ama Türkçe'de şehir kelimesi başka mânaya geliyor. "Evlerin olduğu, insanların topluca oturduğu yer." mânasına geliyor. Arapça'da şehr, ay demek.

Şehr-i Receb şehrullah "Receb Allah'ın ayıdır." denmiş.

Sormuşlar:

Ma mânâ kavlüke şehru'llah? "Yâ Resûlallah! Receb ayına şehrullah, Allah'ın ayı dedin, bunun mânası ne oluyor?"

Her şey Allah'ın değil mi?

Semavat ve arz Allah'ın. Dünya ve âhiret Allah'ın. Mahlûkat Allah'ın. Güç, kuvvet Allah'ın. Ne varsa her şey Allah'ın.

"Receb şehrullah" ne demek? Her şey Allah'ın iken "Receb ayı Allah'ın" demenin mânası nedir, diye sormuşlar.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevaben şöyle buyurmuş:

Kâle resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem li-ennehû mahsûsun bi'l-mağfireti. "Çünkü bu ay, Allah'ın kullarını afv u mağfiret etmesine tahsis edilmiş bir aydır."

Bu ay "Allah'ın kulları affetme ayı."

Neden?

Hepsinin hikmeti var, hepsinin sebebi var. İnsan olayları, hadiseleri aklıyla mantığıyla düşünürse, gönlüne müracaat ederse "Bunun mânası nedir?" diye tefekkür ederse -tefekkür en kıymetli ibadet- çıkarabilir.

Receb, Allah'ın mağfiret ayı. Şaban, Peygamber Efendimiz'in ayı. Ramazan, mü'minlerin kendilerinin ayı. Receb ayında tevbe edecekler, Şaban ayında Peygamber Efendimiz'e, sünnet-i seniyesine daha güzel, sımsıkı sarılıp tam ümmet olacaklar, Ramazan'da da mükâfatı elde edecekler. Yani üç ay, kolay değil.

Ben böyle düşünüyorum. Hani kaptan geminin rotasını değiştirmek istese, dümeni sağa çevirse, karşıda kayalıklar varsa gemi birden bire 90 derece dönmez ki. Yavaş yavaş döner. Bir taraftan ileri gider, bir taraftan sağa doğru kaymaya başlar; neden sonra döner. Epeyce bir mesafe ister.

Demek ki biz de adam olmamız, kendimizi kayalara çarpmamamız, dalgalarda batmamamız, boğulmamamız, dünyaya gark olup günahlara gark olup da mahvolmamamız için Receb ayından başlayacağız. Receb ayı, mağfiret ayı.

Muhterem kardeşlerim!

Bu aydan başlayacağız. Rotamızı kayalardan kurtarma, kendimizi felaketlerden, günahlardan, haramlardan kurtarma çalışmasına başlayacağız. Bu hızla insanın düzelmesi kolay olmuyor. Yavaş yavaş düzelecek. Bir gün oruç tutarsa sevabı var, iki gün tutarsa daha çok sevabı var, üç gün tutarsa daha fazla sevabı var, yedi gün tutarsa daha fazla, 15 gün tutarsa daha fazla, ne kadar arttırırsa o kadar fazla.

Muhterem Kardeşlerim!

Neden Receb ayında oruca bu teşvik verilmiş?

Çünkü oruç insanın kendisini, nefsini dizginleme ibadetidir. Oruçla insan kendisini dizginliyor. Yemek var, yemiyor. Su var, susadı, dudakları çatladı, içmiyor. Evliyse hanımı var, hanımının yanına yanaşmıyor. Daha başka hangi yasaklar varsa, var olduğu halde yapmıyor. Olmadan yapmamak mecburen. Çölde insan aç kalmış, yemek yiyemiyor. Bu normal ama varken yapmamak insanın iradesini kuvvetlendirir. Var; yemek var, cebinde parası var, lokantacı tanıdık ama yemiyor. Fırsat varken insanın yapmamaya alışması iradesini kuvvetlendiriyor.

Demek ki biz bu ayda kendimizi günahlardan çekmeye başlayacağız. Dizgini çekeceğiz. At da öyledir. Koşarken dizgini çeksen hemen birden durmaz, yine epeyce bir adım atar; tozu toprağa katsa bile bir zaman sonra durur. Otomobil de öyle. Otomobilin süratine göre frene bastığın zaman 30 metrede durur, 60 metrede durur, sürati çoksa daha uzağa gider. Bazen fren yaptığı halde bir lastik kayması olur, küt diye kamyonun arkasına çarpabilir.

Neden?

Hızlı gidiyordu da ondan. Demek ki bu aydan kendimizi günahlardan çekmeye, nefsimize hâkim olmaya alıştıracağız. Sonra Şaban ayında biraz daha terakki edecek. Ramazan'da zaten son şeklini alacak. "Ramazan 11 ayın sultanı" diye ışıklı ışıklı yazılarla minarelere yazılıyor.

On bir ayın sultanı!

11 ayın sultanına dinimiz bizi iki ay önceden hazırlıyor. Ne kadar tedbirli! İslâm ne kadar ileri görüşlü! Nasıl tedbiri önden alıyor. İslâm'ın bütün emirleri böyledir. İnsan günah işlemeyen bir insan olması lazım.

Ne yapıyor?

"İçki içme!" diyor.

Neden?

İçki içerse aklı gider, iradesi kaybolur, her türlü günahı işler. İçkiyi ondan içirmiyor.

Günde beş vakit namaz koymuş. Namaz insanı frenliyor. Namaz, iki namaz arasındaki günahları affettiriyor ve insanı frenliyor. Abdestli olmak insanı frenliyor. İslâm'ın bizim aklımızın ermediği nice nice tedbirleri var ki onları yaptığımız için elhamdülillah günahlardan korunabiliyoruz. Yaparsak korunabileceğiz.

Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfinde bize işaret ediyor ki Receb ayında biraz fazlaca oruç tutmaya başlayın, böylece hazırlık devam etsin.

Muhterem kardeşlerim!

Bir şey daha var: Receb ayında oruç tutmanın hikmetleri çoktur. Hepsini sıralamak istesek belki sıralayamayız; belki bir kısmını da anlayamayız, daha yüksek insanlar anlar. Allahu Teâlâ hazretleri her ibadete bir sevap vermiş. Mesela camide namaz kılmak evde namaz kılmaktan 27 kat daha sevaplı.

Salâtü'l-cemâati tefdulü salâte'l-fezzi bi-seb'în ve işrîne dereceh.

"Evden camiye gelirken attığı her adımda kendisine bir hasene veriliyor, bir günahı siliniyor."

Sevabı var. Bunlar belli. Evine yiyecek götürürse, rızık götürürse, nafaka götürürse, bunun sevabı 700 misli. Bunu biliyoruz. Allah Allah derse sevabı 70 bin. İçinden sessizce Allah Allah derse o zaman dört milyon dokuz yüz bin sevabı var.

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

"İnsanın her eklemi için üzerine güneşin doğduğu her gün sadaka lazım gelir."

İnsanın parmağında üç tane eklem var, eklenti yeri var. Bileği bir eklenti yeri, dirseği bir eklenti yeri, omzu bir eklenti yeri; daha başka bir sürü eklenti yeri var. 360 tane eklenti yeri var, belki daha fazla var. Doktorlar daha fazlasını bilir.

"Her gün, her eklem için sadaka vermek lazım." diyor Peygamber Efendimiz.

Neden?

Bu bir nimet. Kazık gibi, sopa gibi olsaydık hiçbir şey yapamazdık. Allahu Teâlâ hazretleri bizi ahsen-i takvîm üzere yaratmış. Şeklimizi, vücudumuzun meziyetlerini, kabiliyetlerini öve öve bitiremeyiz. İnsanlar daha bir parmağın, bir elin yapılışındaki güzelliğin, bir beynin çalışmasının esrarına ermiş değil ve taklidini yapabilmiş değil.

Geçen gün gazetede okudum. Filanca Japon otomobil firmasının bir mühendisi büyük bir mükâfat kazanmış. Öyle bir sistem yapmış ki arabanın sarsıntısı en az seviyeye iniyor. Araba az sarsılıyor. Onun için büyük bir mükâfat kazanmış.

O buluşa nasıl ulaşmış?

Allah'ın yarattığı çita cinsi maymunların koşuşunu filme almış, onların nasıl koştuğunu gözlemlemiş. O mahluk koşarken vücudu hiç titremezmiş, dimdik dururmuş, ayakları çalışır ama vücudu sarsıntısız gidermiş. Onun ayağının çalışma sistemini getirmiş motora, makineye uygulamış, mükâfatı kazanmış.

Daha bu teknoloji ortada yokken Allahu Teâlâ hazretleri yüz binlerce yıl önce onları yaratmış.

Fe-tebâreka'llâhu ahsenü'l-hâlıkîn.

Bazı insanlar yaratılıştaki mükemmelliği anlıyorlar; ârifler alimler anlıyor, taklit ettiği zaman da mükâfat alıyor. Onu güzel taklit edebilirse mükâfat alıyor. Geminin şeklini balıklardan alıyorlarmış. "Yapacakları geminin şekli balık gibi olsun." diye balığın şekli nasılsa komputüre onu veriyorlarmış. Çünkü suyun içinde Allah onu en güzel yaratmış. Uçağın şeklini kuşun vücudundan alıyorlar. Onun kanadının, tüyünün yapılışından alıyorlar.

Allahu Teâlâ hazretlerinin her şeyinde hikmetler var. Her ibadetin belli bir sayısı var, mükâfatı var.

İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrehum bi-gayri hisâb. "Orucun mükâfatı Allah ile kul arasında. Onu kimse bilmiyor. Bi-gayri hisâb o. Bir hesaba sığacak tarzda değil, bi-gayri hisâb sevabı var."

Onun için mübarek üç ayların girdiği bu günlerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz -kendisi o mübarek haliyle, Allah'ın kendisine en yüksek makamı vermiş olmasına rağmen- halini çok değiştirirdi. İbadete düşkünlüğünü, gece ibadetlerini, sabaha kadar yaptığı ibadetleri daha da arttırırdı. Bu aylar girdiği zaman ayakları şişinceye kadar ibadet ederdi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in o ibadet şevkini Allah bizlere de tattırsa, bizler de bilsek. Daha peygamber olmadan o Hira mağarasının üstüne çıkıyor da günlerce orada ibadette kalıyordu.

Hacılar oraya gidiyorlar; kimisi çıkmaya teşebbüs ediyor, yarı yoldan dönüyor kimisi hiç çıkamıyor. Çıkışı çok zor. Bir saatten daha fazla zaman alıyor. İnsan çıkamıyor veya çok zor çıkıyor. Tehlikeli ve yorucu. Ama o oraya çıkarmış; o dağın tepesinde, o mübarek mahalde, insanların hatta hayvanların bile uğrama ihtimali olmayan o yerde ibadet edermiş; peygamberliğinden evvel. İlk vahiy de orada geldi. Hira mağarasından indiği bir sırada Cebrail aleyhisselam'ı gördü, Alak (İkra) sûresinin ilk beş âyeti o zaman nâzil oldu.

Peygamber Efendimiz o ibadet sevgisi, o ibadet aşkıyla Receb ayında daha fazla ibadete düşerdi ve bize de bunu tavsiye ediyor, bize yol gösteriyor.

"Bakın, bu Receb ayından istifade edin. Aman! Bu Allah'ın affının, mağfiretinin kazanıldığı çok kıymetli bir ay, aman oruç tutarak geçirin. Çünkü o suretle Allah'ın rahmetine daha çok erersiniz." diye bize tavsiye ediyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Ramazan dışında en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu ayda çok oruç tutardı. Tutabildiğince çok tutardı. Bazı insanlar üç ayları oruçlu geçiriyorlar. Peygamber Efendimiz Ramazan dışında başka aylarda bir ayı bütünüyle oruçla geçirmemiş.

Bunu ben Mehmed Zahid Hocamız rahmetullahi aleyh'e sormuştum:

"Bunun esrarı nedir, niye böyle yapılıyor?" diye.

O tabi mütebessüm bir şekilde şöyle dedi:

"Hani insan Ramazan'da bazen orucunu zedeler, 60 gün kefaret cezasına düşecek durumu olur. İşte o zaman iki ay oruç tutması lazım gelir. Bir gün de bozduğu orucu kaza etmesi lazım, onun için ona 61 diyoruz. İşte bu üç aylarda oruç tutmaya başlarsa, böyle devam ettirdiği zaman bir kefaret olur. Ömründe bunu birkaç defa yapıvermek iyi olur. Çünkü insan belki farkına varmadan Ramazan'da kefaret orucu tutma durumuna düşmüş olabilir veyahut başka sebeplerden kefaret orucu tutması gerekir."

Üç ayları tutanlar o sebeple tutuyorlar.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Receb ayında çok oruç tutarmış, Şaban'da da tutarmış. Ama Şaban'ın 15'inden sonra biz Ümmet-i Muhammed "Ramazan'a hazırlanalım." diye Şaban'ın 15'inden sonra tutmayı tavsiye etmemiş.

Neden?

O arada biraz yesin, vücudu güç kuvvet bulsun; hem de bir insan bir ibadeti devamlı yaparsa onun tesiri azalır. İnsan artık oruç tutmaya alışır;

"Zaten canım da istemiyor, rahat da oluyor. Sabahleyin işe gidiyorum, öğleyin gayet rahat oluyorum. Yemek parası vermek de gerekmiyor." der, bakarsın alışkanlık oluverir.

Halbuki arada oruç tutar arada iftar ederse o zaman vücudunda alışkanlık olmaz, oruç kendisine zorlama yapar. Acıkır, canı bir şeyler ister ama "yememem lazım" diye kendisini tutar; o zaman orucun faydası daha fazla olur.

İmam Gazzâlî rahmetullahi aleyh hazretleri;

"Zengin bile olsanız çoluk çocuğunuza arada kuru ekmek verin. Arada yokluğu tattırın." diyor.

Anlasın. Evet, zenginsiniz, her şeyi alabilirsiniz, çocuğunuzu seviyorsunuz ama "biraz açlığı tatsın" diye "arada kuru ekmek yedirin, arada aç bırakın" diye tavsiye ediyor. Biz de vücudumuzu bazen doyurup bazen aç bırakmak suretiyle hem açlığı öğrenmiş oluyoruz hem de olduğu zaman bile yememek iradesine sahip oluyoruz.

Bu bize neden lazım olacak?

İnsanın Allah yolunda gitmesi, Allah'ın sevdiği bir kul olması neye bağlı?

Nefsini yenmesine bağlı. Hepimizin içinde bir nefis var. Peygamber Efendimiz;

"Benim de nefsim vardı, ben nefsimi müslüman ettim." buyuruyor.

Öteki insanların nefisleri nasıldır?

Öteki insanların nefsi terbiye edilmemiş nefistir. Ona nefs-i emmâre derler.

İnne'n-nefse le emmâretün bi's-sûi âyet-i kerîmesinden alınmış bir tabir.

"Nefis insana çok kötülükleri emreder, çok tembellikleri emreder, çok günahları emreder."

Birçok insanın yılbaşında eğlenmesi, haramlara dalması, başka zamanlarda ibadetleri yapmaması, namaz vaktinde kalkmaması, kazancını helal tarafından kazanmaması, arkadaşlarıyla çekişmesi, kavga etmesi vesaire kusurlu insanların kusurlarının nereden geldiğini düşünecek olursak sebebi nefistir. İnsanın içinde nefsi vardır, nefsine mağlup oldu mu insan mahvoluyor. Nefsine galip oldu mu, nefsini yendi mi kurtuluyor.

Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ. "Kim nefsini ayıplarından temizleyebilmişse, içini terbiye edebilmişse, nefsini müslüman edebilmişse felah bulur. Nefsinin esiri olmuşsa mahvolur."

İşte bu nefsin terbiye edilmesi için de oruç bir ibadet. Oruç, nefsi terbiye ibadeti. Nefsi yenmeyi öğrenme ibadeti. Tabi Ramazan'da bunu yapıyoruz ama Ramazan'a da bir hazırlık lazım. Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden biliyoruz:

"Bir insanın kazancı haramsa, haram lokma yemişse kırk sabah namazı kabul olmuyor."

Bir haram lokma yediği zaman. Kırk sabah… Demek ki insan bir kere, haramdan kesildi, tevbe etti mi ondan sonra helal lokma yemeye dikkat edecek, kırk gün bekleyecek. Daha dur bakalım; daha önceden yediği haramların tesiri üzerinden gitmedi ki hayırlı bir gelişme olsun.

"Hocam! Bir şey olmuyor."

Daha dur bakalım. Daha kaç defa yıkanacaksın da ancak kirlerinden temizlenebilirsin. 40 gün geçecek. Dikkat edersek temizlenmek Receb ayından başlıyor. Tabii insan oruç tutuyor.

Muhterem Kardeşlerim!

Oruç hususunda her zaman söylediğimiz bir söz var.

Oruçlu insan ne yapacak?

Yemeyecek, içmeyecek, evliyse hanımının yanına yanaşmayacak.

Yemek haram mı?

Değil.

Su içmek haram mı?

Değil.

Evli bir insansa hanımı haram mı?

Değil.

Ama oruç helal olan şeyleri bile yapmamak egzersizi, idmanı oluyor.

Oruçta helal olan şeyleri bile yapmamak esas olduğuna göre, haram hiç yapılır mı?

Tabi haramın hiç olmaması lazım. Zaten mü'min bir insanın haramdan son derece titiz bir şekilde kaçınması lazım. Kazancının helal olmasına çok dikkat etmesi lazım.

O bakımdan bu günlerden lokmanıza dikkat etmeye başlayın. Sonra "Ramazan'dan feyiz alamadım, bir şey olmadı." demeyin. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

"Mahrum olan insan, Ramazan geçtiği halde feyze eremeyip bomboş bir şekilde Ramazan'ı geçiren insandır."

O insan hakikaten mahrumdur. Ramazan'ın bomboş geçmemesi için şimdiden tedbir alacaksınız. Evvela kazancınızın helal olup olmadığına dikkat edeceksiniz. Bu günlerden helal lokma yemenin tedbirine başlayacaksınız. Çünkü en aşağı 40 gün haramın tesiri devam eder. Alıştırmalar, tedbirler iki ay önceden başlıyor. Onun için lokmanızın helal olmasına dikkat edin.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Kâbe'yi çok seviyordu, boynu büküktü, çok istiyordu; o sıralar Kudüs tarafına dönülüyordu. Mekke-i Mükerreme'deyken Kâbe'nin bu tarafında dururdu, Kâbe'ye doğru da dönmüş olurdu. Kudüs'e dönerken öyle bir yerde dururdu ki Kâbe'ye de dönmüş olsun. Ama Medine-i Münevvere'de Kudüs'e dönünce Kâbe arka tarafta, aşağıda kalıyordu. O da mahzun oluyor, gökyüzüne bakıp duruyordu.

Sonra kıbleyi Kâbe'ye doğru döndürme âyet-i kerîmesi indi. Hatta Mescid-i Kıbleteyn denilen mescitte. Orada namaza durmuşlardı; bir rekâtını Kudüs'e doğru dönmüşken, öteki rekâtlarını da Kâbe-i Müşerrefe'ye doğru dönerek kıldılar, 180 derece geriye döndüler. Artık ondan sonra hep Kâbe-i Müşerrefe'ye doğru namaz kılmaya başladık. "İstikbali kıble" namazın farzlarından birisidir. Biz de kıble olarak o tarafa doğru dönüyoruz.

İbadet ve kıble için bile gayrimüslimlere uyulmuyor.

İbadet için bile, kıble konusunda bile gayrimüslimlere uyulmuyor da günahlarda nasıl uyulur? Ehl-i Kitab, hıristiyan ve yahudiler kendilerine peygamber gelmiş olan insanlardır, kitap inmiş insanlardır, onlara bile uymak doğru olmuyor da müslümanlar kâfirlere nasıl uyar, kâfirleri nasıl taklit eder?

Onun için kendimize bir çekidüzen vereceğiz. Bu çekidüzen vermek şu günlerden başlayacak.

Bir kere lokmamızı bir düşünelim. Kazancımız helal mi, değil mi? Allah'ın sevdiği tarzda mı kazanıyoruz, yoksa sevmediği tarzda mı kazanıyoruz? İnsan haram eşyayı satarak kazanç sağlarsa kazancı haram olur. Helal eşya satarken haram vakitte satarsa kazancı haram olur. Cuma vaktinde dükkânı kapatmayı emretmiş, o zaman satarsa haram olur. Gasben, gadren veya aldatarak, zulmen kazanç sağlarsa, aldatarak, hak etmeden sağlarsa haram olur.

Kazancımıza dikkat edeceğiz, bir. Bu günlerden başlayacağız, kazancımıza dikkat edeceğiz.

Ondan sonra, günahlarımızın affolması için en uygun hal oruçlu olmak olduğundan bu günlerde oruca fazla gayret edeceğiz. Oruca fazla düşkün olacağız. Receb ayı içinde tutabildiğimiz kadar oruç tutacağız. Yedi gün oruç tutarsak, cehennem yedi kattır, yedi kat cehennemin yedi kapısı kapanmış oluyor. Sekiz gün oruç tutarsa, cennet sekiz kattır, sekiz kat cennetin sekiz kapısı açılmış oluyor. Daha fazla tutarsa daha büyük ecirlere, sevaplara nail oluyor. Nefsimizi terbiye etmeye bu günlerden başlamamız lazım geliyor.

Bu içinde bulunduğumuz akşam cuma akşamıdır. Zaten her cuma akşamı çok sevaplıdır. Bir de bu akşam hususi olarak Receb'in ilk cuma akşamıdır. Meleklerin bile methettikleri, rağbet ettikleri bir akşamdır.

İhtiyar bir zât;

"Yâ Resûlallah! Receb ayında tam oruç tutmak iyi olurdu ama benim tâkatim yok." demiş.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

"Başında tutarsın, ortasında tutarsın, sonunda tutarsın; üç gün tutmuş olursun.

el-Hasenetu bi-aşri emsâlihâ. "Allah sana 30 gün tutmuş gibi sevap verir." buyurmuş.

Bu da hatırınızda olsun. Tabi yaşlısı var, genci var. Demek ki başında, ortasında, sonunda oruç tutmak da o sevabı kazanmanıza vesile olacak. Efendimiz'in tavsiyesi bu. Orucu böyle tutarsınız.

Velâkin lâ tağfülû an evveli'l-leyleti'l-cümüatin fî Recebin fe-innehâ leyletün tüsemmiye'l-melâiketü leylete'r-regâibi. "Lakin Receb'in ilk cuma gecesinden gafil olmayın

Şu içinde bulunduğumuz gece.

Velâkin lâ tağfülû an evveli'l-leyleti'l-cümüatin fî Recebin fe-innehâ leyletün tüsemmiye'l-melâiketü leylete'r-regâibi. "Lakin Receb'in ilk cuma gecesinden gafil olmayın

Şu içinde bulunduğumuz gece.

Çünkü bu geceye melekler ‘Regaip gecesi' adını verirler."

Regaip ne demek?

"Rağbet edilecek mükâfatların, ecirlerin, sevapların verildiği gece" demek. Onun için melekler bile bu ismi vermişler.

Ve zâlike ennehû izâ madâ sülise'l-leyli lâ yebkâ melekün fî cemîi's-semâvâti ve'l-aradîne illâ ve yectemiûne fî'l-Kâ'beti ve havâlîhâ.

Bunun hikmeti de şudur ki regaip gecesinin üçte biri geçince garantili.

Niye garantili diyorum?

Mesela Kadir gecesinin hangi gün olduğu hakkında ihtilaf var. Allah saklamış, belli değil. Ramazan'ın başlangıç günü Suud'da öyle başladı, Türkiye'de böyle başladı; böyle bir fark olduğuna göre de kayıyor, o bakımdan da belli olmuyor. Kadir gecesi saklı. Ama bu gece belli. Bu gece cuma gecesi, Receb'in ilk cuma gecesi belli. Şek ve şüphe yok. Elhamdülillah elimizde büyük bir fırsat var.

Gece akşam namazından başlar; sahurda biter, imsakta biter. İmsak kesildiği zaman gece de bitmiş olur. Diyelim akşam altı buçukta. İmsak da beşte. Beş saat oradan, beş saat buradan; on saat. Üçte biri geçince, yani üç buçuk saat geçince.

Akşamın üzerine üç buçuk saat koyarsak ne olur?

Yedi üç daha on, onla on buçuk arası olur.

Peygamber Efendimiz; "Zaman bakımından gecenin üçte biri geçtiğinde" buyuruyor.

Lâ yebkâ melekün. "Hiçbir melek kalmaz." Fî cemîi's-semâvâti ve'l-aradîn. "Yerlerde ve göklerde hiçbir melek kalmaz." İllâ ve yectemiûne fî'l-Kâ'beti ve havâlîhâ. "Kâbe ile Kâbe'nin etrafındaki mukaddes yerde toplaşırlar O gecenin o vakti geldiği zaman meleklerin hepsi." Fe-yeddaluallahu teâlâ aleyhim ıddılaeten fe-yekûlü melâiketî selûnî mâ şi'tüm. "Allahu Teâlâ hazretleri o toplanan meleklerine bir tecelliyle tecelli eder ve şöyle buyurur:" Melâiketî. "Ey benim meleklerim!" Selûnî mâ şi'tüm. "Ne isterseniz benden dileyin, isteyin benden." Fe-yekûlûne rabbenâ "Onlar da derler ki: Ey rabbimiz!" Hâcetünâ en tağfire li-suvvâmi receb. "Bizlerin dileği Receb ayında oruç tutanları affetmendir. Receb ayında oruçlu olanları affetmeni diliyoruz." derler.

Kendileri için bir şey istemiyorlar çünkü Allah'ın melekleri mü'minler için dua ederler; âyet-i kerîme var. O melekler mü'minlere dua ediyorlar. Burada da bizim için şefaat ediyorlar ve Allah'tan oruç tutanları affetmesini istiyorlar.

Elhamdülilah! Demek ki şimdi melekler oruç tutanlar için dua edecekler:

"Yâ Rabbi! Receb ayında oruç tutanları afv u mağfiret eyle." diyecekler. Bu gün oruç tutanlar o duaya muhatap olacaklar, mazhar olacaklar. İnşaallah bugüne kadar tutmayanlar da bundan sonra tutup nefislerini terbiye etmeye gayret eylesinler.

Fe-yekulu'llâhu teâlâ kad fealtü zâlike. "Evet, sizin bu istediğinizi kabul eyledim, isteğinizi ihsan edeceğim." diye cevap verdiğini bildiriyor.

Bu husustaki mâlumâtı şeyhlerimizden, mürşitlerimizden Abdulkadir-i Geylani Efendimiz Gunyetü't-tâlibîn kitabına yazmış. Çok güzel. Başka kaynakları arıyoruz, oralarda bulamadığımız mâlumâtı, o büyüğümüz, -Allah şefaatine erdirsin, himmetine nâil eylesin- çok güzel toplamış bu Gunyetu't-tâlibîn Tariki'l-Hak isimli kitabında güzelce derlemiş, toplamış, bizlere anlatmış. Biz de onlardan istifade edelim ve ona göre hareket edelim.

289. sayfadaki bir hadîs-i şerîf. İki hadîs-i şerîf daha var. Bir tanesini söylemiştik. Onu da okuyalım da üç hadis olmuş olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş: Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'ın rivayet eylediğine göre.

Recebü min şuhûri'l-haram. "Receb ayı haram aylardandır."

Zilkâde, Zilhicce, Muharrem art arda gelen üç tane haram aydır; Receb ayı da onlardan çok sonra gelen tek başına bir haram aydır.

İşte bu üç ay haram aylardır: Zilkade, Zilhicce, Muharrem. Bu aylarda kavga yok, sataşma yok, kin gütmek yok, kan davasını devam ettirmek yok, çünkü ibadet aylarıdır. Onlardan çok ayrı, çok uzakta olan bu Receb ayı da tek başına bir haram aydır.

Recebün min şuhûri'l-haram buyuruyor Peygamber Efendimiz. "Receb dört tane haram aylardan bir tanesidir."

Üç tanesi peş peşe gelmiş, Receb ayı onlardan çok uzakta, Şaban'dan evvel gelmiş. Tek başına olduğu için buna Recebü'l-ferd derler. Haram aylardan olması dolasıyla muhterem ve mübarek bir aydır.

Ve eyyâmühû mektûbetün alâ ebvâbi's-semâi's-sâdise. "Ve bunun günleri altıncı semanın kapılarına yazılıdır." Fe-izâ sâme'r-racülü minhü yevmen ve ceddede savmehû. "Adam Receb ayı içinde bir gün oruç tutarsa ve orucunu da güzel, pırıl pırıl, taptaze yaparsa…" Ceddede savmehû bi-takva'llâhi. "Takvâya riayet ederek orucunu tutarsa…"

Şimdi bizim ikaz etmemiz gereken bir şey daha burada karşımıza çıkıyor. Oruç tutmak sadece sahura kalkıp akşama kadar aç durmak değildir. O işin bir tarafı. Bir küçük parçası. Hakiki orucun bir parçası; sahurdan akşam namazına kadar ağzına su koymamak, yemek koymamaktır. Bu, orucun küçük bir parçasıdır. Orucun öteki büyük kısmı, öbür âzâlar üzerindedir. Göz harama bakmayacak, el harama uzanmayacak, dil haramı söylemeyecek, kulak haramı dinlemeyecek; her günahtan sakınacağız. Su içmekten, yemek yemekten sakındığımız gibi gıybetten, dedikodudan, kalp kırmaktan sakınacağız; müstehcen neşriyata bakmaktan, filmlere bakmaktan televizyona bakmaktan, şarkı türkü dinlemekten sakınacağız; elimizi başkasının malına uzatmayacağız veya onun bunun çenesini dağıtmakta, gözünü patlatmakta kullanmayacağız. Her âzâmızı günahtan çekeceğiz. Her çeşit günahtan korunacağız.

İşte buna takvâ deniliyor; bütün günahlardan çekinip hiçbir günaha yanaşmamak. Oruç böyle tutulursa, böyle taptaze olarak tutulursa takvâ ile tutulursa…

Nataka'l-bâbü ve nataka'l-yevmü kâlâ yâ Rabbi'ğfir lehû. "Bu kapı da, bu gün de Allah dil verir, konuşur. Yani "Altıncı semanın kapısı da konuşur, o oruç tuttuğu gün de konuşur."

Muhterem Kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretleri, biz insanlara konuşma melekesi vermiş, konuşuyoruz. Ben konuşuyorum, siz beni dinliyorsunuz. Ama Allah Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriyor ki mahşer gününde elleri, ayakları da konuşturacak. Bunlar şehadet edecekler; günahı işlediyse;

"Yâ Rabbi! Biz bu günahı işlemiştik." diye sahibinin aleyhinde şahitlikte bulunacak, konuşacaklar.

Neden?

Allah her şeye kâdir de ondan. Dilerse eli konuşturur, dilerse ayağı konuşturur, dilerse gözü konuşturur, dilerse bir başka âzâyı konuşturur, dilerse taşı konuşturur, dilerse ağacı konuşturur.

Yanından geçtiği ağaçlar ve taşlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e;

es-Selâmü aleyke yâ resûlallah! diye selam verirlerdi.

Peygamber Efendimiz minberini değiştirdiği zaman minber ağlamaya başladı;

"Ben eskiden Peygamber Efendimiz'in minberiydim, benim üstüme çıkıp hutbe okuyordu, şimdi yeni minber yapıldı." diye inlemeye başladı. Üzerine çıkıp veya dayanıp hutbe okunması için bir hurma kütüğü koymuşlardı. O inlemeye başladı. Biz bazı şeyleri anlayamıyoruz ama tabi Allah konuşturursa konuşturur.

Kur'ân-ı Kerîm'i de konuşturacak. Kur'ân-ı Kerîm bazı insanlardan davacı olacak. Kur'ân-ı Kerîm bazı insanlara şimdi okurken bile lanet eder; "Hay Allah seni kahretsin! Beni mahvettin, rezil adam!" diye şimdi bile lanet eder.

Rubbe tâlin yel'anühü'l-Kur'ân. "Nice Kur'an okuyan insan vardır ki Kur'an ona lanet eder."

Sonra, kaç tane sûrenin başında geçiyor. Okumuyor muyuz?

Sebbeha li'llahi mâ fi's-semâvâti ve mâ fi'l-ard. "Yerde gökte ne varsa her şey Allah'ı zikr ü tesbîh ediyor."

Ve in min şey'in illâ yüsebbihu bi-hamdihî velâkin lâ tefkahûne tesbîhahüm. "Allah'ı zikr ü tesbîh etmeyen hiçbir şey yok ama siz onların tesbihlerini anlayamazsınız."

Evliyâullah belli bir mertebeye geldi mi etraftan bütün eşyanın tesbihlerini duymaya başlıyor. Mertebesi ilerlediği zaman kuşun, çiçeğin, suyun sesini duyuyor; gözünden perdeler kalktığı, makamı yükseldiği, evliyâ olduğu zaman her şeyin tesbihini duyuyor.

Allah celle celalüh bildirmiş, Efendimiz bildirmiş; "Sadaka Resûlullah!" öyledir. "O altıncı kat semanın kapısını da, o oruç tuttuğu günü de konuşturur." diyor.

Amennâ ve saddaknâ! Konuşturur; biz onun esrarını bilemeyiz.

Kâlâ. "Bu ikisi der ki" Yâ rabbi'ğfır lehû. "Yâ Rabbi! Bende, bugünde oruç tutan kimseyi mağfiret eyle!"

Ve izâ lem yetim savmehû bi-takvallah. "Orucunu takvâ ile tutmamışsa…"

Sahura kalkmış; annesi kaldırmış, hanımı kaldırmış. Kalkmış, oruca başlamış ama gözünü haramdan çekmiyor, diline sahip olmuyor, işlediği sabahtan akşama günah ve haram. Böyle yaptığı zaman ne olur? O zaman;

Lem yestağfirâ. "Oruç tutan kimseye o gün ve o kapı mağfiret dilemez, ‘Bunu affet yâ Rabbi' demezler." Ve kîle hadda'teke nefsüke. "Ona denilir ki nefsin seni aldattı, sana oyun etti."

Sen "Oruç tutuyorum." sandın ama kendi kendini aldattın, fırsatı kaçırdın, Allah'ın lütfuna eremedin, mağfiretini kazanamadın" diye îtab olunur.

Muhterem kardeşlerim!

Yediğimiz lokmanın helal olduğuna dikkat edelim, bir. Bu ayda çok oruç tutalım. Bilelim ki takvâ ile oruç tutarak giriştiğimiz tevbe hareketi, Allah'ın bizi affetmesi için giriştiğimiz hareket Allah'ın lütfuna ermeyi en kolayca sağlayabileceğimiz şekildir. Oruç tutarak, takvâya riayet ederek Allah'ın mağfiretine erme ihtimalimiz en yüksek ihtimaldir. Onun için bu ayda çokça oruç tutmaya gayret edelim.

Evet, bu gece güzel bir gecedir. Evet, bu gece mübarek bir gecedir.

Evet, bu gece uyumayalım, zikredelim, tesbih edelim, namaz kılalım, af isteyelim, gözyaşı dökelim, dualar edelim. Kendimize, arkadaşlarımıza, geçmişlerimize, memleketimize, müslümanlara, dünyamıza, âhiretimize dua edelim ama her şey sadece bu geceden ibaret değil. Lütfu kazanma imkânı sadece bu gece ile sınırlı değil, elhamdülillah! Bundan sonra da önümüzde uzun günler, uzun geceler, geniş fırsatlar var. Allah celle celalüh inşaallah cümlemizi Receb ayının bu güzelliklerinden, bu mükâfatlarından azamî derecede istifade edenlerden eylesin.

Camide asıl nasihat ediyoruz ama topluca yapılan ibadetler makbuldur. Allahu Teâlâ hazretleri cemaatle namaz kılmaya büyük sevaplar ihsan etmiş; sevabı 27 kat fazla oluyor. Ama nafile ibadetler; fazilet bâbından olan, farz olmayan ibadetler de insanın kendi ile Rabbi arasındadır. Camide topluca ibadet edeceğiz ama bundan sonra geceden sabaha kadar önümüzde bir zaman var; meydan bizim, meydan sizin. Siz de kendi gönlünüzle, kendi özel imkânlarınızla yapabildiğiniz kadar, Allahu Teâlâ hazretlerine tazarru ve niyazla Allah'ın sevdiği bir tarzla geceyi geçirmeye gayret edersiniz.

Gecenin ihyâ edilmesinin bir bölümü burada, ondan sonraki mütebâkisi de evinizde devam edecek; orada ibadet edersiniz.

İnsanın kazaya kalmış namazları olur, onları ödeyecek. Gecenin sülüsü geçince veyahut sülüsânı geçince veyahut nısfı geçince yani yarısı geçince veya üçte biri geçince veya üçte ikisi geçince; o zaman semanın kapıları açılır, Allahu Teâlâ hazretleri'nin;

"Yok mu benden bir isteği olan? Haydi istesin, vereceğim. Yok mu benden mağfiret talep eden? Onu afv u mağfiret edeceğim." diye seslendiği zamandır.

Buradan gittikten sonra gecenin bir kısmında hafifçe bir istirahat edersiniz. Ondan sonra mutlaka teheccüd zamanında kalkmış olun. Dayanabilirseniz, sabaha kadar durabilirseniz durun. Ama denedik ki zor oluyor. Sabahleyin insanın uykusu bastırıyor, o zaman sabah namazının kılınması zor oluyor. Bir de işrak vaktine kadar ibadet etmek lazım, o zaman daha da zorlanıyor.

Onun için tavsiyem; camiden çıktıktan sonraki vaktinizde bir saat, iki saat, üç saat bir uyuyun. İtikâfa girenler üç saat uyku uyurlardı; saati kurarlardı, kalkarlardı. İnsan niyet etti mi üç saat yeter; iyi bir uyku uyumuş olur. Diyelim ki 11'de yattınız, iki de kalktınız. Tamam, en güzel vakti, tam teheccüd vaktidir, makbul zamandır; duaların kabul olduğu, göğün kapılarının açıldığı zamandır.

Muhterem kardeşlerim!

Semanın mânevî kapıları vardır ki melekler oradan öbür tarafa her şeyi bırakmazlar. Miraç gecesinde biliyorsunuz; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Miraç'a çıktığında, Cebrail aleyhisselam da kılavuz, birinci semaya geldikleri zaman semanın vazifeli meleği onu durdurdu.

Men ente? dedi,

Cebrail aleyhisselam kapıyı çaldığı zaman. "Sen kimsin?" dedi. Artık nasıl bir kapıysa, çalması nasılsa bilemiyoruz.

Ene cibrîlü. "Ben Cebrail'im." Ve men meake. "Yanındaki kim?" "Bu da Resûlullah, Habibullah, Muhammed-i Mustafâ."

Sen Cebrail'sin, tamam, meleklerin başısın, en mukarreb meleksin, Allah'a en yakın meleksin;

"Bu yanındaki kim?"

"Bu da kul ama Allah'ın en sevgili kulu, Resûlullah, Habibullah, Muhammed-i Mustafâ!" dedi.

Hel üzine lehû. "Buralara kadar gelip buralardan ötelere geçmek için ona müsaade olundu mu?"

Melek Cebrail aleyhisselam'a soruyor, kendisi bilmiyor, diyor ki; "Ona müsaade oldu mu ki? Bu semanın buralarından geçip öbür tarafa gitmeye müsaade var mı?" Çünkü beşerin takati değil, semalar boş gibi görünüyor ama melek dolu, vazifeli dolu; gidiş geliş de müsaadeye tâbi.

Hel üzine lehû. "Kendisine izin oldu mu?" "Evet, izin oldu."

O zaman melek; "Merhaba!" diyerek hürmet ve tâzim ile geçişe müsaade etti, geçişi sağladı. Nasıl bir kapıysa, nasıl bir imkânsa Efendimiz'e mâlum, kendisi ayne'l-yakîn müşahede etti, yaşadı; kapıları böyle böyle geçti.

Muhterem kardeşlerim!

Semanın kapıları vardır. Bazı kullar ibadetleri yapar yapar da bu ibadetleri melekler ellerine alırlar, dergâh-ı izzete doğru götürmek isterlerken başka melekler onları durdurur:

"Dur! Nereye gidiyorsun? Nedir elindeki?"

"Falanca insanın kıldığı namaz, çektiği tesbih, tuttuğu oruç."

"Git, geri dön! Bu ibadeti o herifin yüzüne patlat! Onun yüzüne çarp! Çünkü o kibirli insandır, Allah kibirlinin ibadetini kabul etmez. Döndür geriye!" diye çeşitli kusurlardan dolayı ibadetlerin bile yukarı çıkmama ihtimali vardır. Yapılmış olan ibadetin bile yukarıya çıkmama ihtimali vardır.

Gökyüzünün esrarı vardır, semaların esrarı vardır. Allah'ın sevgili kulu Muhammed-i Mustafâ'sının bile sorguya çekilip de müsaadeyle geçtiği yerlerdir. Her ibadet yukarı çıkmaz. Her dua kabul olmaz.

Ama gecenin bu yarısı, üçte biri, üçte ikisi neyse geçtikten sonra Allah celle celalüh semanın kapılarını kendisi açtırıyor. Semanın kapıları açılıyor ve Allahu Teâlâ hazretleri kendisi kullarına talip oluyor:

"Ey kullarım! Yok mu benden bir şey isteyen? Haydi istesin, istediğini vereceğim." diyor.

Onun için o vakit âşık-ı sâdıkların, âriflerin, evliyâullahın uyanık durduğu zamandır. Allah'ın o hitabı zamanında, Rabbu'l-âlemîn'in huzurunda;

"Ben varım yâ Rabbi! Benim ihtiyacım var, benim talebim var, ben istiyorum, ben niyaz ediyorum." diyebilmek için o vakitte uyanık olurlar.

Onun için biraz uyuyun. Uyku da sünnettir, uyku da ibadettir. Eve gittiğiniz zaman taze abdest alırsınız. İki rekât, dört rekât namaz kılıp dualar edip sağ yanınıza yatarsınız.

Neden?

"Niyet ettim uykuya ama ibadete kuvvet bulayım diye…" dersiniz. Uyuyorsun ama ibadet için uyuyorsun. Çünkü uyumazsan ibadeti keyifli yapamazsın, şuurlu yapamazsın. Uykun gelir, uyku bastırır.

İbadet yapabilmek için yatmak da ibadettir.

"Yatacağım, kuvvet bulacağım. İbadeti neşe ile şevk ile yapacağım, daha güzel yapacağım." diye düşünmek de güzeldir.

Muhterem kardeşlerim!

Evinize gittiğiniz zaman abdest alırsınız, dört rekât namaz kılarsınız; dualar edip abdestlice sağ yanınıza yatarsınız.

Hocamız, kendi kız kardeşine, halamıza tavsiye etmiş:

"Eline tesbihi alırsın; 100 tane de ihlâs-ı şerîfi besmeleyle okursun, öyle yatarsın." diye tavsiye etmiş.

Tabi ihlâs sûresi çok sevaplı bir sûredir. İnsan bir ihlâs-ı şerîf okudu mu Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumuş gibi sevap kazanır. Onun için 100 kere okuyun, ondan sonra abdestli olarak yatın. Saatinizi kurun, evdekilere tembih edin; "Ben ikide, iki buçukta kalkacağım, aman!" deyin, mutlaka kalkın.

Allah insanın vücudunu çalar saat gibi yaratmış. Zaten niyet etti mi kalkar. "İkiyi on geçe kalkacağım." diye niyet etseniz, dua etseniz, ikiyi on geçe kalkarsınız; ikiyi on bir geçe değil, dokuz geçe değil. Hayret edilecek esrarengiz bir vücut bu. O saati nereden biliyor? Denenmiş bir şeydir; insanın saati olmasa bile Allah onu istediği saatte kaldırıyor. Yani ikiyi on geçe, on üç geçe, on beş geçe kalkıyorsun. Yeter ki ihlâs ile güzelce niyet et.

Allâhümme! Eykıznî fî ehabbi's-sâati ileyke ve'sta'milnî bi-ehabbi'l-a'mâli ledeyke. "Yâ Rabbi! Beni senin en sevdiğin, en sevgili zamanda kaldır. Senin en sevdiğin ibadeti yapmaya beni muvaffak eyle." diye dua edin, öyle yatın.

Kulhüvallah, kuleûzübirabbilfelak, kuleûzubirabbinnas okursanız şeytanın şerrinden korunursunuz. Abdestli yatarsanız şeytan yanınıza gelemez. Şeytan yanınıza gelemeyince de boynunuza bastırıp da sizi uykuya daldırıp o güzel vakitte kalkmaktan alıkoyamaz. Çünkü yanınıza sokulamaz; izdihamlı bir şekilde etrafınıza melekler dolar, hûrî kızları çevreler Şeytan onların arasından yanınıza gelemez. Onun için her gün yatarken abdestli yatmaya çok dikkat edin. Okuyabilirseniz 100 kulhuvallah okuyarak yatın, dört rekât namaz kılıp abdestli yatmaya dikkat edin.

İkide, iki buçukta kalktınız. Abdest alırsınız, teheccüd namazı kılarsınız. Teheccüd namazı kılmak Efendimiz'in sünnetidir. İki rekât, dört rekât, altı rekât, sekiz rekât, on rekât, on iki rekât, yirmi rekât neyse kılarsınız. Kaza namazlarınız varsa onları ödersiniz. Seher vakti, tevbe ve istiğfar zamanıdır.

Estağfirullah yâ Rabbi. "Affet yâ Rabbi!" dersiniz.

Allâhümma'ğfirlî ve tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm.

Efendimiz sabahleyin 100 defa böyle dermiş, böyle dediğini bir hadîs-i şeriften öğreniyoruz.

"Yâ Rabbi! Sana layık kulluk edemedim. Günahlara daldım battım, yüzüm kara, elim boş, suçum çok, benim halim ne olacak yâ Rabbi! Ben bu halle gidersem mahvolacağım. Beni kim kurtaracak yâ Rabbi? Sen kurtarmazsan ben ne olurum yâ Rabbi! Sen affedersen kurtulurum da affetmez de kapından kovarsan ben hangi kapıya giderim yâ Rabbi!" diye ağlarsınız.

Ağlayın, isteyin, yalvarın.

Muhterem Kardeşlerim!

Gözyaşının kıymetine nihayet yok. Gözyaşı döken mü'mine cehennem;

"Benim uzağımda dur, yanıma yaklaşma; senin gözyaşların ateşimi söndürecek." dermiş. Çünkü Allah korkusundan ağlayan göze cehennem ateşi yok.

Tabi insan başkasının yanında ağlamaya utanır; birbirinden çekinir, sakınıyor. Ama geceleyin kimse görmüyor. Işığı da yakmayın; karanlıkta, seccadenizde gözyaşı dökün.

"Affet yâ Rabbi! Çok suçluyum, çok kusurluyun, çok hatalıyım. Düzelmek istedikçe hata işliyorum, kalp kırıyorum. Haramlardan kurtulmak istedikçe kurtulamıyorum. Rızkımı helalinden kazanma işinde bir türlü gönlümü tam tatmin edecek bir yol bulamadım. Yâ Rabbi! Sen bana helal rızık nasip et. Gönlümden şu dünya sevgisini çıkar, hırsı tamahı çıkar; beni senin rızan için her şeyi yapabilecek hâle getir. Günahlardan temizle, ayıplardan kurtar, kötü huyları içimden at, iyi huyları içime doldur, kibri bıraktır, ucubu bıraktır, tembelliği bıraktır, şuursuzluğu bıraktır, dünyaya meyli bıraktır, âhirete rağbetimi arttır." diye ne dualar edecekseniz edersiniz; iltica edersiniz, yalvarırsınız.

Allahu Teâlâ hazretleri tevbe eden kulun tevbesini kabul eder. Tevbe ve istiğfar etti mi insanda günah kalmaz. Ama bu iş bir gecede olmaz. Birden olmaz.

Neden?

Demin söyledim, 40 gün yediğin haramın tesiri devam ediyor da ondan. Birden olmaz. Hiç olmazsa 40 gün devam etmen lazım. Ama Allah'ın lütfu o kadar çoktur ki sen bir gün, iki gün derken başlarsın ışıkları görmeye, pırıltıları görmeye. Allah'ın lütfunu hissedersin, duymaya başlarsın. Günahkârken bile Allah daha senin duanı kabul etme hâline gelmediği zamandan bile hissedersin, cennetin kokusunu duymaya başlarsın. O bakımdan tevbe ve istiğfar edersiniz.

İnsanın kendisine dua etmesi olur, hakkıdır. Kendisine, geçmişine geleceğine, anasına babasına, dünyasına âhiretine dua eder. Ama bir müslüman kardeşi için dua ederse, bu ince bir zarafettir, güzel bir haldir, has müslümanlara mahsus bir durumdur, Allah en çabuk, müslümanın müslüman kardeşi için yaptığı duayı kabul eder. Sen duanın kabul olmasını istiyorsun;

"İcabet et yâ Rabbi, kabul eyle yâ Rabbi, eksik de olsa kabul eyle!" diyoruz.

Duanın kabul olmasının şartlarını da araştırmamız lazım. En kestirme, en güzel şartlarından birisi kardeşlerine dua etmektir. Müslüman kardeşlerine, Ümmet-i Muhammed'e dua edersin, Allah seni de mağfiret eder.

İsmini söyleyerek, problemini bildiğin arkadaşlarına dua et:

"Filanca kardeşimin çocuğu hasta, kurtar yâ Rabbi! Falanca kardeşim kumara alıştı, tevbe ettir yâ Rabbi! Filanca kardeşimin şu kötü huyu var, kurtar yâ Rabbi!" diye ismen; sevdiğiniz insanlara, yakınlarınıza dua edin.

"Yâ Rabbi! Filanca kardeşim bir türlü namaza başlamadı. Hatasını göster, namaza başlat yâ Rabbi! Günahlardan elini çek yâ Rabbi! İyi insan ama hâlâ toparlayamadı, benim üzerimde iyiliği çoktur ama işte yazık maalesef kötü yolda devam ediyor. Onu kurtar yâ Rabbi!" diye onun için dua edersiniz; baş ucunuzda bir melek "âmin" der.

Âmîn ve leke mislühû. "Sen ona dua ettiğin gibi Allah da sana o istediğin şeyin mislini ihsan etsin." diye melek de senin için dua eder."

Sen bu sefer kendi kendine dua etmeden yükselmiş oluyorsun, "meleklerin kendisine dua ettiği kimse" hâline gelmiş oluyorsun. Onun için müslüman kardeşlerinizi duadan unutmayın.

Müslüman kardeşlerimizden kimisi Rusya'nın zulmü altında, kimisi Bulgaristan'da, kimisi Yugoslavya'da, kimisi Irak'ta, kimisi Suriye'de, kimisi Mısır'da, kimisi Cezayir'de. Hepsi mazlum. Bakın eski senelerde bir kandil gecesinde buraya yazmışız;

"Bulgaristan'daki kardeşlerimizi unutmayalım, dua edelim." diye not etmişiz.

Muhterem kardeşlerim!

Bak, Allah duaları nasıl kabul ediyor, görün. Aradan seneler geçiyor, insan hiç ümit etmiyor ama Bulgaristan'daki durum o seneki gibi değil. Elhamdülillah bir yumuşama var. Yugoslavya'daki durumu bilmiyorum ama Rusya'daki durumu gittik kendimiz gördük, bir yumuşama var.

Onun için Ümmet-i Muhammed'e dua edin. Ümmet-i Muhammed'in derdi çok, dertlisi çok, hastası çok. Geri kalmış, yoksul, fakir. Mesela Rusya bütün atom denemelerini Kazakistan'da yapmış; patlatmış atom bombasını, bizim müslüman kardeşlerimizi kırmış. Hainler! Yapıyorlar. Radyasyondan bebek sakat doğuyor, adam kısırlaşıyor, çocuk ölüyor. Bilmiyor; "İşte öldü, Allah rahmet eylesin!" diyor ama hain orada atom bombası denemesi yaptı. Radyasyon yayılıyor; ötekiler bilgisiz, haberi yok.

Onun için biz adam olacağız da, sizler adam olacaksınız da, her bakımdan güçlü kuvvetli olacaksınız da daha yardım edeceğimiz çok müslüman kardeşlerimiz var. Hepsi bize "ağabey" diyor, hepsi bizden medet umuyor. Hakikaten biz biraz paçayı kurtarmış durumdayız, ama onlar sıkıntıda. Kafkasya'da iki adımda bir lisan değişiyor, aynı memleketin içinde dokuz-on tane lisan var; bunlar müslüman. Bunların birleşmesi lazım, birlik ve beraberlik içinde olması lazım. Dünya üstündeki müslümanların birleşmesi lazım.

Amerika'nın en çok korktuğu müslümanların birleşmesiymiş.

Fesubhanallah! Bizim hakkımızdaki kararı Amerika mı verecek? Biz kendi kendimize kendi istediğimiz şeyi yapamayacak mıyız? O müsaade etmezse olmayacak mı? Onlar bizim eski düşmanlarımız, haçlı; karşımızda olan düşmanlar. Dedelerimiz onları yendiler, memleketlerimizi ta onların nerelerine kadar genişlettiler. Biz şimdi onların emrinden çıkacak bir güç kuvvet bile bulamıyoruz.

Dua edelim de Allah bizi kuvvetlendirsin. Allah bize tekrar izzet nasip etsin. Allah bize tekrar nusret nasip etsin. Ümmet-i Muhammed'e duayı eksik etmeyin.

Duanın en faziletlisi, en kıymetlisi hangisidir?

Allahümme'rham ümmete Muhammedin rahmeten âmmeh. "Yâ Rabbi! Ümmet-i Muhammed'e umumi olarak rahmet eyle, umumi olarak lütfeyle."

Duanın en kıymetlisi budur.

Neden?

Herkesin iyiliğini istiyorsun, iyiliğini istediğin insanlar kadar sana iyilik teveccüh ediyor.

Sadece istemek yeter mi?

Hayır.

Mesleğinizi, hayatınızı, bilginizi, paranızı pulunuzu, ticaretinizi, hayrınızı hasenâtınızı da onların iyiliğine yönelteceksiniz. Zekâtları getireceksiniz; götüreceğiz Özbekistan'a, Kazakistan'a, Kafkasya'ya, Azerbaycan'a. Çağıracağız onların çocuklarını; burada dinlerini diyanetlerini öğreteceğiz, memleketlerine göndereceğiz. Buradaki doktor kardeşlerimize diyeceğiz ki;

"Gidin, oralarda şu şu hizmetleri yapın."

Yapılacak işler, hizmetler var. Yalnız dua ile değil, elimizden gelen her şekilde yardım edeceğiz.

İnşaallah hayatınızı öyle planlayın ki Ümmet-i Muhammed'e faydalı olsun. Yalnız siz yiyorsunuz, yalnız siz yaşıyorsunuz, yalnız siz mutlusunuz, yalnız siz rahatsınız. Ötekiler aç, bîilaç, perişan, yoksul, hasta, esir, ezilmiş, mazlum, mağdur; aldatılıyor, kandırılıyor, sömürülüyor. Siz burada rahatsınız.

Olur mu?

Komşusu açken tok uyuyan iyi müslüman olmuyor. Peygamber Efendimiz "Bizden değildir." diyor, makbul bir müslüman saymıyor.

Onun için kocaman bir gönlünüz, yüreğiniz olacak; bütün müslümanların iyiliğini isteyeceksiniz. Sadece istemekle kalmayacaksınız, mesleğinizi ona yönelteceksiniz, çalışmanızı ona yönelteceksiniz, işinizi ona döndüreceksiniz, hayrınızı hasenâtınızı o tarafa döndüreceksiniz. Elle tutulur bir hayrınız, bir faydanız olacak.

"Yâ Rabbi! Sen benim vücudumu, varlığımı, imkânımı, müktesebâtımı, aklımı, fikrimi, ilmimi, irfânımı, tecrübemi Ümmet-i Muhammed'e faydalı olmakta kullanmama yardım eyle. Bunu bana nasip eyle. Ümmet-i Muhammed'e faydalı olayım yâ Rabbi! Faydalı işler yapmış olarak öleyim." diye dua edin.

"İnsanların en hayırlısı müslümanlara faydası en çok dokunandır."

Faydası az dokunanın hayırlılık derecesi azdır, faydası çok dokunanın hayırlılık derecesi daha fazladır.

İnsanlara en büyük fayda onların dindarlıklarını, imanlarını kuvvetlendirmektir. İnsana çorba içirmek, pilav yedirmek önemli değil; sırtına bir şey giydirmek önemli değil. İnsan mü'min olarak açlıktan ölebilir; şehit olur. İnsan mü'min olarak üşür, donar; yine cennete girer. Bir şey değil. Ama kâfir olursa, samur kürkler içinde ölse bile cehenneme gideceği için felakettir. O bakımdan Ümmet-i Muhammed'in evlatlarının müslüman kalmasına, müslüman yaşamasına, mü'minlerin küfre düşmemesine, mü'minlerin zürriyetlerinin kâfirlerin eline geçmemesine çalışacaksınız, gayret edeceksiniz.

Adam Avrupa'dan, Amerika'dan burada yoksul çocukları bakıp yetiştirecekleri misyoner köyü kurmaya çalışmak için geliyor, çalışmaya girişiyor. Orta Asya'daki müslüman kardeşlerimiz bizden din adamı istiyorlar;

"Bize adam gönderin. Dindarlık öğrenmek istiyoruz, Kur'an öğrenmek istiyoruz, Peygamber Efendimiz'in sünnetini öğrenmek istiyoruz." diyorlar.

Gönderemezsek vebal bize gelir. İstiyor işte adam.

Nasıl göndereceğiz?

"Hadi kardeşim, hocam! Sen Türkmenistan'a git. Aşkabat'ta fıkıh öğret." Diyecek ki;

"Ben orada ne yiyeceğim, ne içeceğim? Benim paramı kim verecek? Çocuklarıma kim bakacak?"

Hemen para çıkıyor karşımıza.

Onun için mü'minler birleşecek. Paralarını birleştirecek, hayırlarını birleştirecek. Nereye ne yardım yapılması gerektiğini hocalarına soracak. Ümmet-i Muhammed'in sıhhat ve selameti, mü'minlerin evlatlarının mü'min kalması, İslâm diyarlarına küfrün gelmemesi, ezanların susmaması için; camilerin boynu bükük, mahzun ve mahrum kalmaması için çalışacağız. En kıymetli çalışma bu; dine çalışmak, dinin gelişmesine çalışmak. Ötekiler sonradan olur. Sen din yolunda çalışırsan Allah ötekileri de sana ihsan eder, gökten yağdırır, yerden bitirir, bereket verir. Bakarsın olmadık bir yerden petrol damarı, elmas damarı buldurur, yine seni zengin eder. Sen onun yolunda gidersen maddeni de mânanı da, dünyanı da âhiretini de mâmur, mesut ve bahtiyar eder.

Muhterem Kardeşlerim!

Gece kalktınız, abdest aldınız, tevbe istiğfar ettiniz, teheccüd namazı kıldınız, duaya başladınız. Kendinize de, evlatlarınıza da, Ümmet-i Muhammed'e de dua edeceksiniz. Sadece dua etmekle kalmayacaksınız;

"Ben bu işlerin olması için neler yapabilirim?" diye düşüneceksiniz.

Düşünmek de ibadettir.

"Yarından tezi yok, inşaallah şu hayrı yaparım bu hayrı yaparım." diye karar vereceksiniz.

"Mü'minin niyeti amelinden daha hayırlıdır."

"İnşaallah şu işi yapacağım, inşaallah bu işi yapacağım." dersiniz. Hepsi hayırdır, sevaptır.

Ramazan yaklaşıyor. Ramazan'da yapılan hayırların sevabı çok daha fazla oluyor. Şimdiden hayırlarınızı hazırlayın. Ümmet-i Muhammed'e faydalı olmanın yollarını, çarelerini düşünün taşının, güzelce hocalarınızla konuşun, istişare edin. Ümmet-i Muhammed'in yükselmesi, birleşmesi, evlatlarının has müslümanlar olması, esir kardeşlerimizin kurtulması, şaşırmış kardeşlerimizin doğru yola gelmesi, hidayet bulması, ilmin irfanın tekrar yayılması için inşaallah elbirliğiyle gayret edelim. Bundan ileriki günlerde de elbirliğiyle inşaallah yapalım.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi her türlü hayırları yapmaya vesile eylesin. Varlıklarımızı, imkânlarımızı kendi yolunda kullanmak şerefine bizleri nâil eylesin. Sevdiği kul olarak yaşayıp sevdiği işleri yapıp huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak varmayı nasip eylesin.

Biz camimizde kandil günlerinde ne yaparız?

Her zaman yaptığımız gibi hatm-i hâceganımızı, zikrimizi yaparız. Ondan sonra o gece neler yapılacağını konuşuruz. Ondan sonra kalkarız, birbirimizle musafaha ederiz.

"Bir müslüman bir müslümanın elini tutar da musafaha ederse, kuru ağacın yapraklarının sonbaharda dökülmesi gibi günahları dökülür."

Bir müslüman bir müslümanın yüzüne tebessüm ederek bakarsa sadaka sevabına erişir.

Tebessümüke fî vechi ehîke leke sadakatün. "Onun yüzüne mütebessim bakman bile sadaka sevabı kazandırır."

Peygamber Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfini hiç unutmayın! Şöyle buyuruyor:

Ve'llezî nefsî bi-yedihi. "Canım kudreti elinde olan Allah'a yeminler olsun, andolsun ki." Lâ tedhulü'l-cennete hattâ tü'minû. "Mü'min olmadıkça cennete giremeyeceksiniz. Ancak mü'min olursanız cennete girebilirsiniz, mü'min olmazsanız giremezsiniz, giremeyeceksiniz." Ve lâ tü'minû hattâ tehâbbû. "Yine yeminler olsun ki birbirinizi sevmedikçe de cennete girmek için gerekli olan iman seviyesine ulaşamazsınız, mü'min olamazsınız."

Arkasından böyle söylendiğine göre demek ki cennete girmenin şartı mü'minlerin birbirlerini sevmesi olmuş oluyor.

O bakımdan birbirinize muhabbet edin, birbirinizin müslüman olarak kardeşi olduğunuzu hiç aklınızdan çıkarmayın. Bir müslümanın bir müslümana üç günden ziyade dargın kalması haramdır, revâ değildir, yasaktır, günahtır, Allah'ın razı gelmediği bir şeydir. Dargınlığı devam ettiren cezayı, belayı üstüne toplar. Dargınlıktan vazgeçmeye razı olan, elini uzatan kurtulur; ötekisi helâk olur.

Aziz ve Muhterem Kardeşlerim!

O bakımdan aranızı düzeltin; yekvücut, sapasağlam, kuvvetli müslümanlar olun, müslüman bir camia olun. Elhamdülillah Türkiye'mize çok daha hayırlı hizmetler nasip olacak gibi görünüyor. Ona şimdiden kendinizi, ailenizi, evlatlarınızı hazırlayın.

Bazı kardeşlerimiz hatim indirmişler, Yâsîn'ler okumuşlar. Allahu Teâlâ hazretleri onların ibadetlerini de kabul eylesin. Geçmişlerimize cümleten; onların geçmişlerine de, bizim geçmişlerimize de rahmeylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

Buyurun salavatlaşalım, tebrikleşelim. Ondan sonra tesbih namazı kılacağız. Tesbih namazından sonra evlerimize dağılır, dinlendikten sonra geceyi ihyâ etmeye çalışırız.

Sayfa Başı