M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Berat Kandili

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Berat gecesiyle ilgili Kur'ân-ı Kerîm'de işaret var demiştim. Bazı alimlere, selef-i salihînimize göre bu işaretler Duhân sûresinin başındaki âyet-i kerîmelerde vardır. O âyet-i kerîmeler şöyle:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hâ mîm. Ve'l-kitâbi'l-mübîn. İnnâ enzelnâhu fî-leyletin mübâraketin innâ künnâ münzirîn. Fîhâ yüfraku küllü emrin hakîm. Emren min indinâ innâ künnâ mürsilîn. Rahmeten min rabbik, innehû hüve's-semîü'l-alîm. Rabbi's-semâvâti ve'l-ardı ve mâ beynehümâ in küntüm mûkınîn. Lâ ilâhe illâ hüve yuhyî ve yumîtü rabbüküm ve rabbü âbâikümü'l-evvelîne.

Burada buyuruluyor ki;

Hâ mîm. Bazı sûrelerin başında böyle harfler oluyor.[Bu ve bunun gibi harflere] hurûf-u mukatta'a diyoruz. Bu harflerin mânası esrarengiz olduğu için bazı açıklamalar, bazı rivayetler var ama esas itibariyle Kur'ân-ı Kerîm'in esrârındandır, müteşâbihâtındandır, deniliyor.

Hâ mîm. İbn Abbas şöyle anlamış, açıklamış; "Cenâb-ı Hakk kıyamet gününe kadar olacak şeyleri hükmeder, hükmüyle takdir eyler." mânasına[dır demiş].

Ve'l-kitâbi'l-mübîn. Bu bir yemindir. Allahu Teâlâ hazretleri mühim şeylere and eder. Ve'l-kitâbi'l-mübîn. "Mübîn kitaba and olsun ki." demektir.

Yani mübîn de açık seçik, besbelli, her şeyi açıklayıcı kitap mânasınadır.

"Bu kitaba and olsun." Bu kitaptan maksat İbn Abbas'a göre Kur'ân-ı Kerîm'dir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini, yasaklarını, geçmişe, geleceğe ait olan olayları ve âhiret hayatını açıklıyor. O bakımdan Kitâb-ı Mübîn'dir. Belki başka rivayetler de vardır ama şimdi bizim asıl konumuz o yeminden sonra;

İnnâ enzelnâhu fî-leyletin mübâraketin innâ künnâ münzirîn buyurulmasında. İnnâ, "Ben Azîmüşşân" Enzelnâhu. "İndirdim."

Bu hemen hemen çoğul sigasıyla ise de yani "Biz indirdik." deniliyorsa da Arapça'da buna da azamet sîgası derler. Allahu Teâlâ hazretleri azamet ve celalinden ve ululuğundan dolayı "Biz Azîmüşşân." diye kendisi öyle anlattı. Hem de pek çok âyet-i kerîmelerde vahid ü ehad ü ferd ü samed olduğunu kesin olarak bildirdiği halde "Biz" sîgasıyla şey yapıyor; Kur'ân-ı Kerîm'in pek çok âyet-i kerîmesinde hem bir olduğunu beyan ediyor hem de "Biz" diye, kendisinden bahsederken "Biz" diye konuşuyor.

Bu nedendir?

Azamet sîgası.

Türkçe'de azamet sîgası tekildir. Yani kral, padişah, saltanatlı, devletli bir kimse bir şey söyleyeceği zaman; "Ben şöyle ferman eyledim ki... Ben şöyle istiyorum ki... Ben şöyle emrettim ki..." Bizde bu "ben ben" demek büyüklüktür ama Arapça'da "ben" dediği zaman nâçiz bir kişi olmuş oluyor. Ene'l-fakir. "Ben fakir." [demek] oluyor. Azamet sîgası "biz" tarzında, şeklinde oluyor. Onun için tercüme de bileceğiz. Yani Cenâb-ı Hakk tektir, şerîki, nazîri yoktur, birdir.

"Ben Azîmüşşân indirdim onu."

"Onu"daki "hû" zamiri nereye gidiyor? "Onu" sözünün "hû" zamiri nereye gidiyor?

Bir önceki âyet-i kerîmedeki ve'l-kitâbi'l-mübîn['e gidiyor.] "Her şeyi açıklayan, apaçık, besbelli, ayan beyan olan Kitâb'a and ettikten sonra, "Biz onu indirdik." deniliyor, buyuruluyor. "O" demek ki o Kur'ân-ı Kerîm'i Allahu Teâlâ hazretleri indirdiğini beyan ediyor.

Nasıl?

Fî-leyletin mübâraketin. "Mübarek bir gecede indirdik."

Bu mübarek gece hangi gecedir?

Müfessirler bu konuda iki görüş beyan etmişler. Birisi, Kur'ân-ı Kerîm mâdem indirilmiş o mübarek gecede, o halde bu gece Kadir gecesidir. E Kadir gecesi de Ramazan'dadır. Çünkü Kadir sûresinde;

İnnâ enzelnâhü fî-leyleti'l-kadri. deniliyor. Bir de;

Şehru ramadânellezî ünzile fî-hi'l-kur'ânu buyuruluyor.

Bu iki âyetten birleştirdiğimiz zaman mânayı, Kur'ân-ı Kerîm Ramazan'da inmiştir. Binâenaleyh buradaki mübarek gece de, bu âyette, Duhân sûresindeki mübarek gece de Kadir gecesi olmalı, diyorlar.

Ama Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ Kur'ân-ı Kerîm'i iyi bilen bir sahabi. O, bu leyle-i mübâreke, leyle-i berâettir yani "Berat gecesidir." diye beyan buyurmuş ve daha ileride başka açıklamaları da var.

Kur'ân-ı Kerîm'in, tabii biz zaten biliyoruz ki inişi 23 senede, olaylar üzerine, öğrete öğrete, ezberlete ezberlete, sindire sindire, hazm ettire ettire olmuştur. Yani Peygamber Efendimiz'e Kur'ân-ı Kerîm bir gecede pat diye gelmemiştir, 23 senede âyetler topluluğu halinde gelmiştir. İlk önce Hira'da başlamıştır. [Peygamber Efendmimiz] Hira mağarasındayken Cebrail aleyhisselam ilk defa görünmüş ve;

İkra' bismi rabbikellezî halak. Halaka'l-insâne min alak. İkra' ve rabbüke'l-ekrem. Ellezî alleme bi'l-kalem. âyetlerini Allahu Teâlâ hazretlerinden vahiy getirmiştir. Peygamber Efendimiz'in ilk aldığı vahiy İkra sûresinin başındaki bu âyetlerdir. Ondan sonra da 23 sene içinde pek çok âyet-i kerîme gelmiştir.

Binâenaleyh, bu [âyetlerin] izahlarında, Şehru ramadânellezî ünzile fî-hi'l-kur'ân. "O Ramazan ayı ki içinde Kur'ân-ı Kerîm indirilmiştir." denilmesinin tefsir kitaplarında başka izahları da vardır. Buradaki maksat, yani hakkında Kur'ân-ı Kerîm âyeti vârid olmuş olan Ramazan ayı demek, diye de tefsir ediliyor.

Ondan sonra, innâ elzelnâhu fî-leyleti'l-kadri'deki kadir [gecesin]de indirilme meselesinin de yani Kur'ân-ı Kerîm'in tamamı mı yoksa yine Resûlullah'a mâlum olan bir şeyin mi indirilmesi meselesi vardır. Yani buna Kadir gecesi dersek o zaman Şaban'ın yarısı gecesi ile ilgili hadîs-i şerîflerin hepsini kabul etmemek gerekecek ki öyle olsun. Halbuki Şaban'ın yarısı gecesi hakkında bilgiler var. Demek ki bunların bir şeyi, esrârengiz bir ilişkisi olmalı.

Alimler onu şöyle yorumlamış; Kur'ân-ı Kerîm Levh-i Mahfûz'dan, yani Cenâb-ı Hakk'ın Levh-i Mahfûz denilen esrârını bilemeyeceğimiz mübarek şeyinden, mukadderâtın olaylarını, kaderin kalemiyle yazdığı mübarek şeye Levh-i Mahfûz'a da "Kitab" denilir. Oradan semâ-i dünyâya nüzûlü birden olmuştur. Ondan sonra 23 senede olaylara göre parça parça inmiştir, deniliyor.

Bir de o indirmekten maksat, Kur'an'ı indirmekten maksat, Kur'an'ın ilk indirilişi Ramazan'da olmuştur, ilk başlangıcı o zaman olmuştur diye de izah ediliyor. O zaman ihtilaflar kalkıyor. Mesele daha vâzıh bir şekilde anlaşılıyor.

Yani bu gecenin leyletin mübâreketin. "Mübarek gecede biz onu indirdik"ten muradın, buradaki gecenin Berat gecesi olduğu rivayetlerini o zaman inkâr etmek, onlara sırt çevirmek gerekmiyor. O bakımdan Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'ın ifadesi; Leyle-i mübârake'den murad leyle-i kadir'dir. demiş. O uygun oluyor. "Bu mübarek gecede indirdik."

Fî-hâ yufraku küllü emrin hakîm. "Bu gecede, fîha yani onun içinde, o gecenin, leyle-i mübarekenin içinde." Yufraku küllü emrin hakîm. "Her hikmetli hakîm iş tefrik olunur, ayrılır, ayrıştırılır, taksim olunur." buyuruluyor.

İşte bu İbni Abbas'ın yetiştirdiği İkrime rahmetullahi aleyh vasıtasıyla rivayet edilmiş [ki]; "Burada bütün senenin kişilere ait olayları icrâ edecek meleklere dağıtılır." Yani falanca ölecek, Azrail aleyhisselam'a. Yerde, gökte şu olaylar olacak, falanca meleğe. Şöyle şöyle olacak, filanca meleğe. Bu fîhâ yufraku küllüemrin hakîm, "Her takdir olunmuş muhkem iş, gerekli, uygun vazifelilere taksim olunur." mânasına deniliyor. Buradan bütün senenin işlerinin bu gecede verildiği anlaşılıyor.

Ve bir dahaki Berat gecesine kadarki uygulamayı bu sene kimler ölecekse Azrail aleyhisselam'ın eline bugünden veriliyor. Bunu şuna benzetebiliriz. Meclisten bir senelik bütçe çıkıyor. Yapılacak işler de tasarlanıyor, bir sene içinde o işler yapılıyor ve paralar harcanıyor. Bir dahaki sene yeni bir çalışma yapılıyor. Yeni bir bütçe, yeni bir plan tasarlama, ona göre de uygulama. Yani böyle şeylerle, böyle benzetmelerle olayı anlayabiliriz, alimlerin söyledikleri şeyi kavramamız mümkün olur.

Beytullah'a gidip haccedecekler bu gecede kaydolunuyormuş. Bu gece dua edelim, "Yâ Rabbi! Bize bu sene haccetmeyi nasip et." diye. Buradan onu anlıyoruz. Bu tespit edilen şeyler de o sene içinde uygulanır, deniliyor.

Atâ rahmetullahi aleyh, "Bu gecede adamın durumu tayin olmuştur." diyor. Bakarsın ki seyahate çıkmış adam, bir işe kalkışmış. Halbuki o artık ölecekler arasına ismi yazılmış, yani haberi yok. Evlenmeye niyetlenmiş, hazırlık yapıyor. Halbuki ismi öbür tarafa geçilmiş.

Evliyâullahtan birisinin yanında adam ayakkabıcıya ayakkabı ısmarlıyormuş. "Bak, aman sağlam yap! Tabanı sağlam olsun, dikişini sağlam dik. Birkaç sene giyilecek gibi olsun." diye. O mübarek zât onları demesine gülmüş. Çünkü evliyâlık sûretiyle, yoluyla filan görmüş, adam kısa bir zamanda ölecek, o hâlâ pabucu sağlam olsun diye tembihatta bulunuyor.

Bu gece[nin isimleri arasın]da, Berat gecesi ismi de var. Berat da, mahkemeden hâkimin hükmü yazıldığı zaman verilen şeye deniliyor. Buna Sakk da -sad ve kef ile sakkün de- deniliyor; "hakimin kararı" demek. Berat da deniliyor, beraat da deniliyor.

Bu geceye bu ismin verilmesi, Kur'ân-ı Kerîm'de leyle-i mübâreke diye geçiyor, Berat gecesi ismi verilmesi hadîs-i şerîften geliyor. Çünkü bu gecede insanlara beratları verilecek. İki cins berat olacak, iki cins şehâdetname, diploma, belge verilecek. Bir; sevgili, iyi kullar için saadet beratı. Kötü kullar için şekâvet beratı. Şakî olanlar için şakîlik yazgısı, saîd olacak için de saîdlik yazgısı verilir. Onun için bu gece evliyâullah şöyle dua ederlermiş;

"Yâ Rabbi! Eğer sen benim ismimi suçlular defterine yazdıysan, lütfen, ben senden af diliyorum, mağfiret diliyorum, beni affeyle. Bu defterden benim ismimi sil. Beni şu mutlular, saîdler defterine yaz. Eğer benim ismimi zaten -yâ Rabbi ben bilemiyorum durumu- saîdler, mutlular defterine yazdıysan aman orada tespit eyle, orada sabit kalsın yâ Rabbi..." diye büyüklerimizin bize öğrettiği Berat gecesi duaları vardır.

Bu Kadir gecesiyle Berat gecesi meleklerin bayram gecesiymiş. Melekler bu mü'minlerin bayramları, Ramazanla bayram olduğu gibi, bu gecelerde bayram ederlermiş. Meleklerin de [bayram] yaptığı bir gece.

Hasan-ı Basrî hazretleri bu gecede evinden çıkmış ama böyle kabre girmiş de kabirden kalkmış bir cenaze gibi, canlı cenaze gibi benzi sapsarı sararmış olarak çıkmış. Hasan-ı Basrî biliyorsunuz tabiînin önemlilerinden bir kişi, çok büyük alim, fâzıl, evliyâullahtan bir zât. Çok sahabiye yetişmiş, onlardan ilim almış, çok kitaplarda ismi geçen bir kimse. Hasan-ı Basrî hazretlerine;

"Niye böyle benzin sarı?" diye sormuşlar. Şu güzel cevabı vermiş;

"Acaba saîd miyim, şakî miyim? Evliyâdan mıyım, eşkıyâdan mıyım? Benim ismim; Allah'ın iyi kullarının mı, kötü kullarının mı defterine yazıldı?"

Ondan korkuyor, telaş ediyor. Mü'min olduğu için üzüntüsü ondan. Biz, yolda cüzdanımızı kaybetsek eve geldiğimiz zaman yüzümüzden belli olur. Mutlaka belli olur, kiminle konuşsak belli olur. Herkes der ki;

"Ya sende bir hâl var." Hiç bir şey söylemeden herkes anlar.

"Cüzdanımı kaybettim, içinde de 500 mark vardı. Ehliyet, falanca filanca vardı…"

Biz parayı sevdiğimiz, ehliyetin kıymetini bildiğimiz için onu kaybedince üzülüyoruz. Ama evliyâullah âhiretini düşünüp üzülüyor. Bir günah işlediği zaman üzülüyor.

"Ben niye bu günahı işledim, benim bu hâlim nedir, benim hâlim evliyâların, Allah'ın iyi kullarının hâline benziyor mu, nedir benim kâfirlerden farkım? Bu Münih'teki Allah'ın dinini bile kabul etmemiş insanlardan farkım nedir? Benim hâlim ne olacak, benim âkibetim nereye varacak?.." filan diye onlar, onlardan telaşe ederler. Onlar sapsarı benizle çıkmış evinden, demişler ki;

"Ne oldu sana, niye böyle çok sararmışsın, çok üzülmüşsün?"

Demiş ki;

"Günahlarımı biliyorum. Herkes yaptığı işin doğru mu yanlış mı olduğunu bilir, yalan söylediği zaman 'bu iyi olmadı' diye bilir. Birisinin malını aldığı zaman bunun hırsızlık olduğunu bilir. Sabah namazına kalkamadığı zaman kalkamadığını bilir. Orucu bozduğu zaman bozduğunu bilir, günahını bilir. Günahlarımı biliyorum ama günahlarımı Allah affetti mi affetmedi mi onu bilmiyorum."

Üzücü bir durum… Günahlarım kesin ortada, işlendi, işledim bunu ama Allah affetti mi affetmedi mi o belli değil, gel de üzülme. İbadetleri yaptın ama Allah kabul etti mi etmedi mi; çünkü Allahu Teâlâ hazretleri her ibadeti kabul etmiyor ki. Kur'ân-ı Kerîm'den, hadîs-i şerîflerden biliyoruz; Allahu Teâlâ hazretleri bazen kulların ibadetlerini kabul etmiyor. Kabul etmediği bir şey düşünelim. Bu gece mesela, kardeşleriyle dargınlığı olanı affetmiyor, hırsızı, içkiye devam edeni, zinâkârı affetmiyor.

Hacca gidiyor; haram malla gidince affetmiyor. Ancak füsuk, cidal, refes yapmadan güzel bir hac yapmışsa kabul ediyor. Ama öyle olmamışsa bunları yapmışsa kabul etmiyor. Sadaka veriyor sadakayı kabul etmiyor çünkü sadakayı ezâ vererek vermişse o zaman kabul etmiyor. Haramdan bir hayır yapmışsa kabul etmiyor. Kıldığı namazı bazen kabul etmiyor. Allah'a yaklaştırmıyor, uzaklaştırmaya sebep oluyor. Nice namaz kılan insan vardır ki kıldığı namaz onu Allah'a yaklaştırmıyor, uzaklaştırmaya yarar.

Neden?

Namazda aklına neler geliyor, olmadık şeyleri şeytan aklına getiriyor filan veya abdesti güzel almadı. O zaman kabul etmiyor.

Bazılarının orucunu kabul etmiyor. Akşama [kadar] nice oruç tutan insan vardır ki akşama karnı aç ve susuz kalmaktan başka bir şey değildir. Bunu hadîs-i şerîften biliyoruz; [Allah] kabul etmiyor. Gece kalkan insanın bazen gece ibadetini kabul etmiyor.

Neden?

Çünkü hadîs-i şerîfte bildiriyor ki;

"Nice gece kalkan insan vardır ki elindeki kârı uykusuz kalmaktan ibaret."

Demek ki ibadetlerin kabul olması için ince şartlar var. İnce şartlara uyulmadığı zaman kabul olmuyor. "Ben de ibadet ettim ama acaba o şartlara uyarak mı oldu?" diye düşünmüştür o mübarek. İnsan, ibadetlerin kabul olduğunu bilmiyorsa elbette üzülür. Günahları var, affolduğunu bilmiyor, elbet üzülür.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

İşte bu anlattığım sebeplerden dolayı önemli bir gecede bulunuyoruz.

Ne yapıp yapıp affımızı, mağfiretimizi sağlamaya çalışmamız gerekiyor.

Peygamber Efendimiz acaba nelere işaret buyurmuş?

Onları biraz onun diliyle, ifadesiyle anlatmaya çalışalım.

Diyor ki Peygamber Efendimiz;

"Cebrail aleyhisselâm bana bu Berâet gecesinin evvel vakti geçtikten sonra geldi ve; 'Yâ Muhammed, yüzünü semaya çevir.' dedi. Baktım, cennetin kapıları açılmış. Birinci kapının üzerinde bir melek; 'Devlet ve saadet bu gece rükû edenler içindir.' diyormuş."

Demek ki bu gece namaz kılmanın sevap olduğunu buradan anlıyoruz. Çünkü namaz zikrin en güzel şeklidir. Allah'ın en sevdiği ibadetlerdendir. Ve mü'minin miracıdır.

İkinci kapısında melek; "Ne mutlu secde edenlere…" buyurmuş. Rükû ve sücûd namazda oluyor.

Üçüncü kapısında; "Ne saadet, ne mutlu dua edenlere…" buyuruyormuş. Demek ki dua ve tazarru ve niyaz ile geçireceğiz zamanımızı. Namazla duayla geçireceğiz. Dua edeceğiz.

Dua ile geçirmek olur mu?

Dua da ibadettir.

Müslümanların çoğu namazın, orucun ibadet olduğunu biliyor da duanın da ibadet olduğunu bilmiyor. Dua da ibadettir. Demek ki insan dua ile meşgul olduğu zaman geceyi ibadetle geçirmiş oluyor. İki kâr var. Hem ibadet etmiş oluyorsun gecende hem de neyi istiyorsan Allah onu verecek. Hem ibadetle geçirmiş oluyorsun hem de istediğine kavuşmuş oluyorsun. Onun için bu gece yapılacak işlerden birisi dua etmekmiş.

Sonra dördüncü kapıda; "Ne mutlu zikredenlere…" diyormuş melek. Demek ki bu gecede Cenâb-ı Hakk'ı çok zikredeceğiz.

Zikrin çeşitleri nelerdir?

Zikrin en başta gelen çeşidi Lâ ilâhe illallah demektir. Lâ ilâhe illallah'ı günde yüz defa diyen bir insan mahşer yerine yüzü ay, dolunay gibi parlayarak gelecek. Onun için bu gece Lâ ilâhe illallah'ı çok çekersiniz.

Sonra Kulhuvallah Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumak kadar sevaptır. Kulhuvallah okursunuz, o da zikirdir. Kur'an okumak da zikirdir. Hem de bin defa Kulhuvallah okursanız;

"Bin defa Kulhuvallah'ı okuyan kimse kendisi esirmiş de esirlikten kurtuluyormuş gibi, kendisini cehennemden kurtarır, Cenâb-ı Hakk'ın affını mağfiretini sağlamış olur." diye hadîs-i şerîf var. Onun için bin Kulhuvallah'ı okumanız belki yarım saat sürer, onu da tavsiye ederiz. Buradan güzel olduğu anlaşılıyor. Dua etmek de güzel; onu anlıyoruz. Ve zikirlerin çeşitlerini söylemiş olduk. Namaz kılmak da önemli oluyor.

Beşinci kapıdaki melek de diyormuş ki; "Ne kadar güzel bu gecede Allahu Teâlâ'dan korktuğu için ağlayanlara." Biraz kendimizi hesaba çekelim bu gecede; tenhada, odamızda işlediğimiz hataları, kusurları düşünelim, biraz utanalım, ağlayalım. Çünkü Allah korkusundan ağlayan bir göze cehennem ateşi değmeyecek. Ağlamak güzel bir şey; kalp yumuşaklığı, pişmanlık, ağlamak güzel bir şey… Onun için; "Bu gece biraz ağlamaya çalışın." diyorum, en başta kendime söylüyorum sözleri. Demek ki ağlayacağız.

Sonra yedinci kapıda melek; "İsteyen, yalvaran varsa ihtiyaçları görülecektir." diyormuş. O halde Cenâb-ı Hak'tan neleri istiyorsak isteyelim.

"Hocam, acaba ayıp olmaz mı ufak tefek şeyleri istemek? Her insana göre konuşulacak şeyler var. Mühim insanlar ufak tefek şeylerle meşgul edilmez dünyada. Mesela, insan bir başkanın, reis-i cumhûrun yanına gitse söyleyeceği sözlere dikkat etmesi lazım. Ufak tefek şeyler de istenir mi?" diyebilir sizden biriniz.

Evet, isteniyormuş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

"Ayakkabınızın bağcığı kopsa bile Allah'tan isteyin."

Çünkü Cenâb-ı Hak kulun dua etmesini seviyor. Küçük büyük, aklınıza ne gelirse isteyebilirsiniz, günahı istememek şartıyla.

"Yâ Rabbi, şu arkadaşa ben çok kızıyorum, sen onun kafasını parçala…" filan gibi günah olan bir şeye dua etmek değil de iyi olmak şartıyla kendi ihtiyaçlarınız için dua edin, isteyin.

Çok önemli bir nokta var. Bir insan kendisi için dua ederse bu kabul olacak mı?

Ama bildiğimiz bir başka şey var. Arkadaşları, kardeşleri için dua edenin duası her zaman en hızlı şekilde kabul oluyor. Onun için yakınlarınızı da duadan unutmayın.

İnsanın en yakını nesidir?

Annesi, babası, eşidir, çoluk çocuğudur; onlara dua edin, duadan unutmayın. Biz de edelim, bana da geliyor bazı kâğıtlar: "Babama dua et, oğluma dua et…" vesaire alıyoruz. Siz de dua edin yakınlarınıza, bizi de duadan unutmayın. Biz de sizin artık kardeş sayarsanız kardeşiniziz; hoca sayarsanız hocanızız…

İnsan başkalarına dua ettiği zaman acaba zamanı başka şeye mi harcamış oluyor?

"Benim kendi işim var, kendi işimi göreyim mi?" diye mi düşünmesi lazım?

Hayır, başkalarına dua ettiği zaman başucunda bir melek; "âmîn" dermiş. "Yâ Rabbi onun istediğini bunun kendisine de ver." diye dua edermiş. Başkası için istediğini Allah isteyene de veriyor, onun için korkmayın.

Hatta bir başka hadîs-i şerîfi hatırladım, onu da söyleyeyim. Bir insan zikrederek, zikrederek, zikrederek zikirle vakit geçirip de… Bir de baktı ki vakit geçiverdi, bir şey isteyemedi. Bir de baktı ki imsak kesilmiş. Allah, vaktini; kendisini zikirle geçirene, isteyemeyene zikrinden dolayı, isteyeceğinden âlâsını verirmiş. Çünkü zikredeni seviyor.

Onun için hem arkadaşlarınıza, yakınlarınıza dua etmekten kaçınmayın hem de zikirden kaçınmayın. Ama isteklerinizin küçüğü büyüğü demeden isteyin. "Kimya dersinden 2 aldım yâ Rabbi 10 almayı nasip et." diye basit bir şey talebe için ama olsun onu da istesin. En küçük şeylerini bile istesin.

Hani "affolmayacak kimseler" dedik; kardeşine düşmanlık besleyen, içkiye müdavim olan, zinâkâr olan vesaire…

Onların çaresi yok mu, onlar çaresiz mi?

Onların da çaresi dönmektir. O yanlışı bırakıp dönüş yapmaktır. Dönüş yaparsa kabul eder, dönüşe Arapçada "tevbe" derler.

Biz tevbeyi yanlış anlıyoruz. Tevbe deyince; "Tevbe yâ Rabbi, affet yâ Rabbi, affet yâ Rabbi… Estağfirullah, estağfirullah, etağfirullah…" demek sanıyoruz. Halbuki Hz.Ali Efendimiz camide birisi tevbe ederken;

"Tevbe yâ Rabbi, estağfirullah yâ Rabbi…" deyince demiş ki;

"Bana bak! Bu senin söylediğin, yaptığın yalancıların tevbesidir."

Hakikî tevbe nedir?

Dönmektir. Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönmektir.

Hakikî tevbe lafla değildir. Hakikî tevbe nedir?

Hakikî tevbe hayatta dönüştür, fiildir, icraattır. İcraatı da Cenâb-ı Hakk'ın yoluna döndürecek.

Allahu Teâlâ hazretleri işi lafta bırakmayıp yanlış yoldan Cenâb-ı Hakk'ın [kendisinin] yoluna dönmeyi nasip eylesin.

Başka kandillerde de söylediğim bir iki hususu da nakletmek istiyorum. Bir insan bütün gece uykusuz duramayabilir ama abdestli olarak yatarsa abdestli uyuduğu zaman ibadette sayılır. Onun için abdestli yatmaya dikkat edin.

Bir de yatsı namazını, sabah namazını camide cemaatle kılan kimsenin gecesi gündüzü ibadetle geçmiş gibi olur. Mümkünse sabah namazını cemaatle kılmaya gayret edin.

Yatsıyı burada cemaatle kıldık inşaallah makbuldür. Çünkü bazen camiye gitsek bu kadar cemaat oluyor ancak camilerde, sabah namazını da bir camide kılmaya gayret edin.

Büyüklerimizden gördüğümüz güzel namazlardan bir tanesi de tesbih namazıdır. Dört rekâtlı, içinde 300 defa: Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm denilen bir namaz. Hadîs-i şerîflerde vardır. Onu kılarsanız, Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte çok methediyor. Onu kılın, sünnetlerde kayıtlıdır. İlmihâl kitaplarında kayıtlıdır. Allahu ekber diyecek insan, Subhâneke'yi okuduktan sonra Subhâneke ile Fâtiha arasında 15 defa Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber diyecek, 15.de ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm'i ekleyecek.

Sonra E'ûzu besmelesini çekip Fâtiha'yı, Kur'an sûresini okuduktan sonra, rükûa varmadan evvel 10 defa Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber diyecek 10.da ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm'i ekleyecek, etti 25.

Rükûa varacak, tesbihlerini çektikten sonra 10 defa Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber diyecek 10.da ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm'i ekleyecek, etti 35. Rükûdan kalkacak, doğrulacak o zaman yine: Semi'allâhu li-men hamideh Rabbenâ leke'l-hamd dedikten sonra 10 defa Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber diyecek 10.da ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm'i diyecek sonuncuda, etti 45.

Ondan sonra secdeye varacak, tesbihleri çektikten sonra 10 defa Subhanallâhi ve'l-hamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber diyecek 10.da ve lâ havla ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm'i ekleyecek, etti elli beş.

Ondan sonra doğrulacak. Aynı şekilde 10 defa okuyacak, ikinci secdede 10 defa okuyacak, bir rekâtta 75 olacak.

İlk başta 15, rekâtın sonunda 25, doğrulduğu zaman 35, ilk secdede 45… 15 rekâtın sonunda, başta 15 sonunda 10; 25: Rükûda 35, kalktığı zaman 45, birinci secdede 55 iki secde arasında 65, ikinci secdede 75; kalkacak.

İkinci rekâta kalkınca yine 15 defa okuyacak, aynı şekilde gidecek 75, 150; selam verecek. Ondan sonra iki rekât daha böyle kılacak. Bu namazı tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz, hadîs-i şerîflerde geçiyor.

"Hiç olmazsa ömründe hiç kılmayan bir defa kılsın. Ama daha çok kılabilen daha çok kılsın, her ay kılabilen kılsın, her hafta kılabilen kılsın…" diye böyle şeyi var. Bunu kılarsınız. Kazâ namazları kılarsınız. Kılmadığınız namazlarını kazâ edersiniz.

Ümmet-i Muhammed'e dua edersiniz, Filistin'deki, Keşmir'deki, dünyanın her yerindeki kardeşlerimize, sıkıntıda, harpte, darpta olan kardeşlerimize ismen yerleri, bölgeleri zikrederek dua edersiniz.

Bir de rahat içinde olup da Münih, Almanya, Fransa, Amerika gibi dinden uzaklaşmış kardeşlerimize dua edersiniz. Onların derdi daha büyük. İnsan bir İsrail kurşunuyla ölürse şehit olur da ama Münih'te keyif içinde yaşarken dinden, imandan sıyrılıp çıkar giderse âhireti mahvolur, onlara çok çok dua edin, çoluk çocuklarınıza sahip olun, akrabanıza, yakınlarınıza dikkat edin, kollayın, onlara dua edin.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemize tedbirlerini refîk eylesin, Allah hepinizden razı olsun.

Sayfa Başı