M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (30)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Az uyumak için ne yapmalıyız?

Cevap: Az uyumak için -maddî tedbir olarak- akşam yemeğini vakitlice akşam namazından sonra hafifçe yemek lazım, bir. İnsan tıka basa mideyi doldurursa olmaz. Yatsı namazını kılar kılmaz, işlerle fazla meşgul olmadan hemen yatmak lazım. Yatarken Allahu Teâlâ hazretlerini zikrederek, abdestli olarak, hafifçe dört rekât namaz kılıp abdestli yatıp dua ile yatmak lazım;

Allahümme eykıznî fî ehabbi's-sâati ileyke ve'sta'milnî bi-ehabbi'l-a'mâli yedeyke.

Mânası şudur: "Yâ Rabbi! Sana en sevgili olan zamanda beni ibadete kaldır. Senin en çok sevdiğin güzel ibadetleri, amelleri işlemeyi bana nasip eyle." diye dua ederek yatmalı.

Allah inşaallah yardım eder, vakitlice uyur, vakitlice uyanır.

Soru: Almanya'da çalışıp Alman bankalarına para yatırıp faizini alabilir miyiz? Alabilirsek istediğimiz hayır işlerinde kullanılabilir mi?

Cevap: Fıkıh kitaplarımızda yazılmıştır ki diyâr-ı küfürde, dâru'l-İslâm olmayan yerlerde, yani Almanya gibi yerlerde onların usul ve kâidelerine göre onların paraları alınırsa, müslümanın eline geçerse onlar için bir mahzur olmayan bir şekilde o parayı müslüman alır. Çünkü onların rızasıyla gelmiştir, kul hakkı bahis konusu değildir. Ama malını gasbetse, çalsa o zaman kul hakkı olur. Kul hakkı kâfir de olsa doğru olmaz. Bu faiz vesaire onların usullerine göre olduğu için, orada onlara bırakmak uygun olmaz, almak uygun olur. Orada diyâr-ı küfürde alınca meşru oluyor, kâfirin [faizinden] almak meşru oluyor. O aldığını da istediği şekilde kullanmak da serbest oluyor. Kitaplar böyle yazar. Yani şahsî bir fikir değil, umumî bilgi bu hususta budur.

Soru: Bir ihtiyar kadın ameliyat olmuş, bir böbreğini almışlar. Kadın diyor ki;

"Ben oruç tutamam."

Cevap: Tutamazsa tutamaz. Zaten ihtiyarlığı bir mânidir. Bir de ameliyat olmuş. Fidye verir, olur. Dinimiz kolaylık dinidir, o müsaade Kur'an'da var. Her orucu için sadaka-i fıtır miktarı fidye verir, olur.

Soru: Cami görevlisiyim. Evimiz camimizin meşrutasıdır. Hoparlör vasıtasıyla kadınlar teravih namazı kılabilirler mi?

Cevap: Mekân ayrı olunca kılınmaz. Aradan yol geçince, mekân bölünmüş, ayrı bölme yer olunca hoparlörle iktida sahih değildir, namaz kılınmaz. Ya mekân beraber olacak... Diyelim ki insan Süleymaniye camisinde, camiye girdi, imam okuyor, Fâtiha'yı bitirdi, sûreyi bitirdi. Mübarek cami öyle büyük ki arka kapısından girip de imamın arkasına yetişinceye kadar rekâtı, namazı kaçırıyor. Oturmuşlar mesela, selam verecekler, cemaatin sevabı kaçacak. O zaman gelirsin, kapının yanında bir yerde Allahu ekber deyip imama uyarsın, oturursun.

Ya arada çok mesafe var?

Olsun, aynı cami, aynı mekânın içinde arada mesafe olsa da namaz olur. Bu câiz.

Ama burada bir yer var, bunun kapısı var, duvarı var, kapanmış, karşı tarafta yolun karşısında bir başka daire daha tutulmuş, oraya hoparlör çekilmiş; buradaki imama oradakiler uyamaz. Çünkü mekân farklı, aynı mekân değil. Mekân farklı oldu mu olmaz. Bir de aradan yol filan gibi bayağı o mekânı ayıran bir şeyler oldu mu olmaz. Onun için, ya kapısı penceresi açılacak, bu tarafa ilgi olacak, hava ve mekân irtibatı olacak; ya da mekân çok büyük olacak. Zaten bu sorulardan büyük olmadığı anlaşılıyor. Yani meşrutada camiye uymak olmuyor.

Soru: Yevm-i şekte oruç tutmanın hükmü nedir? Ne buyurursunuz?

Cevap: Yevm-i şek, "Ramazan'dan bir önceki gün, yani Şaban'ın 30'u mudur, yoksa Şaban bitti de Ramazan'ın bugün 1'i midir?" diye tereddüt edilen zamandır. Yevm-i şek orucu mekruhtur. Öyle ihtiyaten "Ramazansa Ramazan, Şaban'ın sonuysa nafile." diye oruca niyet edilmez. Öyle olmaz. Ramazan'ın sonuna doğru, yani Şaban'ın 28'inden, 29'undan itibaren hilâli gözetlersiniz.

Hilâli nereden gözetleyeceksiniz?

Güneşin battığı tarafa doğru döneceksiniz, akşam vaktinde ufka bakacaksınız. Güneşin battığı yerden yukarılara, güneşin battığı yerin çevrelerine bakacaksınız. İncecik hilâli görürseniz tamam, ertesi gün Ramazan demektir. Onu aramaya gayret edersiniz. Göremezseniz o zaman herkesin yaptığı gibi hareket edersiniz. "Ramazan geldi." dediği gün tutarsınız, "gelmedi" dediği gün de öyle ihtiyaten kendi bildiğinize iş yapmazsınız.

Kendi bildiğinize işi yapabilmek için bir şart var; bakıp görürseniz o zaman tamam, çünkü gördün. Görmedikten sonra uyun, o zaman umumun hareket ettiği gibi [yapın.]

Herkes şimdi ayrı ayrı yollar çıkartıyor. Kimisi arkadaşının masasına tepesine dikiliyor;

"Bugün orucu boz, bugün bayram."

Nereden bildin?

"Filanca yerden ilan ettiler." diyor. Bir karışıklık oluyor.

Halbuki o ilan edilen yerde de bazen başka şeyler olabiliyor.

Biz kendi işimize dikkat edelim. Buraya uyalım. Ama Şaban'ın sonlarına doğru ufku gözleyelim. O ibadete vesile olduğu için insan ibadet sevabı alır. Bakalım, Ramazan'ın gelişini gözetleyelim. Görürsek ertesi gün Ramazan'ı tutarız, görmezsek buranın usûlüne, takvimine uyarak [oruç tutalım.]

Soru: Milyonlarca nesilleri beşikten itibaren yaratılış dininden uzaklaştıran yayınlara ne dersiniz? Yayınlar için çareniz nedir?

Cevap: Çare; yayını okumazsın, biter. Görmezsin, biter. Allah bu gözün üstüne iki tane kapak koymuş; bir alttan, biri yukarıdan, ikisi kapandı mı görünmüyor. Ne diye seyrediyorsun?

Karşısındaki şey haram; "Hocam, buna çare ne?"

Gözünü kapat, bakma, oradan kaldır, alma. Bir şeyi beğenmedin mi alma. Senin zevkin yok mu?

"Var hocam."

Tamam, zevk sahibiysen zevkine uygun olmayan şeyi alma, biter.

Biraz da onlar telaşlansınlar, uğraşsınlar. "Ya bu millet kül yutmuyor, bir türlü aldatılmıyor. Kötü bir şey oldu mu bir türlü satamıyoruz, alamıyoruz." desinler. İyiye gelsinler, hizaya gelsinler. Sen onun kötüsünü aldıkça sen ona teşvikte bulunuyorsun.

Atı aldı Üsküdar'ı geçti. Hep paraları gâvurlar kazandı. Senin gafletin yüzünden... Milyonlar, milyarlar gitti, aktı; Japonya'ya gitti, Almanya'ya gitti. Şu fakir memlekette kalması gereken paralar, milyonlar senin şu gözünü kapatmayı bilememenden, alacağı almayacağı şeyi bilememenden dışarıya akıp gidiyor.

Beğenmediğin bir şeyi alma!

"Şu gazeteyi beğenmedim."

Alma! Beğenmediğin neşriyâtı takip etme. Beğenmediğin sahne, seyretme. Bu kadar basit! Bu atla deve değil ki, bunu küçük bebek bile anlar.

"Hocam şunu beğenmiyorum, çare ne?"

Bakma. Gücün yeterse de tenkit et, nasihat et, düzeltmeye çalış, fikrini söyle.

"Bak ben seni seçtim, şunu şöyle yapacaksın." diye milletvekilini sıkıştır. Arzunu söyle.

Bizim millet suspus; ağzı var, dili yok. Ya Allah bu dili niye verdi sana? Bu dudakları niye verdi? Bu konuşma kabiliyetini niye verdi?

Hakkı söyle diye.

Milletvekiline git; "Seni ben seçmedim mi? Ben senden şunu şunu istiyorum. Edepsizlik istemem, ahlâksızlık istemem, namussuzluk istemem; şunu isterim, şunu isterim..."

"Hocam bir kişinin söylemesinden ne olur?"

Ya hâlâ anlayamadın mı; bir kişiler biriktiği zaman çok kişi olur. Sen çalışırsın, sonra "Rabbime benim mazeretim oldu." dersin. Rûz-ı mahşerde Allahu Teâlâ hazretleri sorgu sual ettiği zaman dersin ki; "Yâ Rabbi! Ben kendim vazifemi yaptım, ötekiler yapmadı."

Soru: Kimlere selam verilmez, lütfen arz eder misiniz? Filancaya verilir mi?

Cevap: Verilir. O söylediği kimseye verilir. Lâ ilâhe illallah diyen kimseye verilir. Günah üstünde olan bir kimseye verilmez. Abdest alıyorsa dua ediyor diye verilmez. Kur'an okuyorsa Kur'an okuyor diye verilmez. Namaz kılıyorsa namazın içinde sana cevap veremeyecek diye verilmez. Vaaz ediyorsa vaaz dinleyenlere ve söyleyenlere verilmez. Onun dışında bir münkerât, günah üzerinde duran bir kimseye selam verilmez.

Sayfa Başı