M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ramazan’dan Sonra Nefsin Terbiye Edilmiş Hâlinin Devam Etmesi Lazımdır

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selamu aleyküm ve rahmetullah ve berekatuhu…

Size Avustralya'nın çok güzel bir şehrinden, Brisbane şehrinden bayram tebriklerimi sunuyorum.

Güzel bir Ramazan geçirdik, burada kardeşlerimizle aldığımız dokuz dönüm bir arazi içinde geniş bir evin alt katını mescid yapmıştık, adına "Garibanlar Mescidi" dedik, yani gurbette olanlar mescidi mânasına, ama çok güzel oldu. Bir hafız kardeşimiz teravih namazlarını kıldırdı. Son on günde itikâf oldu. Kendi yerimizdi, üst kattaki odaları kullandık, alt katı cami olarak kullandık. Bahçesi geniş bir nebatât bahçesi gibi çok nadîde çiçeklerin, bitkilerin, muz ağaçlarının, paşa sakalı denilen güzel çiçekli ağaçların olduğu bir bahçeydi. Güzel bir Ramazan geçirdik.

Allah razı olsun. Allah cümlemizi, cümlenizi nice nice bayramlara tekrar tekrar eriştirsin. Makbul ibadetler yaparak, Ramazan'ı gecesi ile gündüzü ile ihyâ ederek, değerlendirdikten sonra Allah'ın sevdiği, razı olduğu bir durumda, gerçekten bayram yapmaya hak kazanmış mü'minler olarak nice nice müstakbel bayramlara sıhhat afiyetle ermenizi dilerim.

Yanlış hatırlamıyorsam bundan altı-yedi yıl önce bu Ak Radyomuzu ilk kurduğumuz zamanlar yine böyle bir Ramazan bayramında bana ilk konuşmayı yapmak nasip olmuştu. Edirnekapı dışında, orada kabristanların yanından, şehitliğin yanından ilk radyo konuşmamızı yapmıştık.

Allah'a hamd ü senâlar olsun, Ak Radyomuz ödüller alan, takdir toplayan, yurtiçinde ve yurtdışında sevgiyle izlenen, dinlenen, çok güzel yayınlar yapan, bir ihtiyaç karşılayan ve dinleyenlerin bırakamadıkları, böylece Akra-kolik olduklarını söyledikleri güzel bir yayın müessesesi oldu.

Allah televizyonumuzu da kuvvetlendirmeyi, Sağduyu gazetemizi de sağlıklı, kuvvetli hâle getirmeyi, tirajını yükseltmeyi nasip etsin. Dergilerimizle, gazetelerimizle, radyo ve televizyonlarımızla İslâm'a ve siz müslüman kardeşlerimize nezih, güzel hizmetler yapmayı nasip eylesin.

O da bir bayram üstüne bayram oluyor bizim için, çünkü sizlere hitap etme fırsatını veren kuruluşlar tesis etmiş oluyoruz ve bu kuruluşlarla Allah'ın dinini, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini size iletmek imkânını buluyoruz. Ne mutlu bizlere... Allah'a hamd ü senâlar olsun ki bizlere bu şerefleri bahşediyor.

Ramazan bayramı... Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîflerinde buyurmuş ki; "Allah, sizi eski cahiliye devrindeki çeşitli sebeplerle yaptığınız bayramların yerine Ramazan'ın sonunda ve kurbanda iki bayram hediye etmiştir, iki bayram yapmanızı tavsiye buyurmuştur." diyor. Yani bu Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği, Allah'ın bize bayram olarak seçtiği bir müstesna güzel gündür. Bu günde Allahu Teâlâ hazretleri kullarına büyük mükâfatlar veriyor. Ramazan'da sabreden, oruç tutan, gecesini ihyâ eden, Allah'ın emirlerini tutarak, ibadetler yaparak, bu güzel ayda çok güzel bir şekilde zamanını değerlendirmesini bilenleri mükâfatlandırıyor.

Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan'da yaptığınız, yaptığımız tüm hayır ve ibadetleri kabul eylesin.

Teravihler kıldık, kıldınız, hatimler indirdik, indirdiniz, iftar, sahur ziyafetleri verdiniz, tanıdıkları dostları çağırdınız, bir muhabbet, bir neşe oldu... Aşk ile şevk ile, camilerde tekbirlerle salât u selamlarla namazlar kılındı... Kur'ân-ı Kerîm'e daha çok çalışıldı... Durumu müsait olanlar sadakalarını, sadaka-i fıtırlarını, zekâtlarını verdiler. Meleklerin aramızda dolaştığı bir ayda melekleşecek birtakım güzel ibadetler yaparak çok tatlı günler geçirdik. Allah böyle kullarına, sözünü dinleyen mutî, âbid, zâhid, salih, velî, mahbûb kullarına -bütün müslümanlar Allah'ın sevgili kullarıdır, velî kullarıdır, mü'min oldukları için Allah onları seviyor- bu bayramda onlara mükâfatlarını veriyor. Onun için bayram ediyoruz.

Allahu Teâlâ hazretlerinin ikramlarına, lütfuna, rahmetine, rızasına ermeyi her zaman Allah nasip etsin. Ramazan'dan sonra da Ramazan'daki kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı devam ettirmeyi nasip etsin.

Ramazan büyük ölçüde dervişlik, tasavvuf ayıdır diye yazdım ve söyledim. Gerçekten öyledir işin doğrusu, çünkü nefisle cihat vardır Ramazan'da; nefsi aklın ve gönlün emri altında tutmak, ona söz dinletmek, aşırılık yaptırmamak ve haddini bilir bir şekilde aslî vazifesi neyse onunla meşgul olmak mücadelesi vardır. Aşırı istekleri, şehevât-ı nefsâniye dediğimiz, hevâ-i nefs dediğimiz meyillerden ve aşırı isteklerden onları, nefisleri, nefislerimizi uzak tutma çalışmasıdır. Bir mânevî eğitimdir, irade eğitimidir. Düşünülürse çok çağ üstü, yani herkesin gıpta etmesi, hayranlık duyması gereken bir ibadettir oruç ibadeti. İrademizi kuvvetlendirme çalışmasıdır ki, dünyada hangi millette böyle iradesini çalıştırma, iradesini güçlendirme çalışması bu kadar yaygın, bu kadar halka inmiş şekilde yapılabiliyor?..

Bu eğitim, tabii nefsi terbiye edildiği zaman, insanın nefsinin ıslah olması bizim atalarımızın çok güzel yaptığı şey. Bir oduncu bile bir büyük ârif şahıs oluyor, asırlar şöhretini yıpratmıyor; gönüllerde yaşıyor, sevilen bir insan olabiliyor. Dağdaki bir çoban Allah'ın bir sevgili kulu oluyor, bir ârif oluyor, padişahın vezirinin ziyaret ettiği, hürmet ettiği bir insan oluyor. Yani insan güzel huyu sayesinde sultan oluyor, mânevî sultan oluyor; o mahfiyetkarâne, mütevâzı, koyundan yavaş, gözü yaşlı, hassas, duygulu insan olması sebebiyle... Bu da tabii nefsin terbiyesi ile oluyor.

Ramazan çeşitli bakışlarla bakıldığı zaman her yüzden bir başka güzelliği görünür. Bir yüzden bakıldığı zaman Ramazan nefis terbiyesidir, nefsi yenmek ve nefsi terbiye etmek; nefsi, emmâre nefisten, kötülükleri en çok emreden nefisten mutmaine, tatmin olmuş, istikrar bulmuş, olgunlaşmış bir nefis hâline ve daha yükseklere götürme çalışmasıdır. Ve bu başarılmıştır, tarihte başarılmıştır. Şimdi de başaranlar var, Allah yardımcı olsun.

Nefis terbiye olduğu, aşırı istekleri dizginlendiği zaman, vahiy ile, İslâm ile yolu aydınlatılmış olan aklın hizmetine girdiği zaman… Saf, salt akıl değil, din iman tanımayan, serseri, yönünü bilemeyen akıl değil de, İslâm ile yönünü, haddini iyice öğrenmiş, olgun bir akıl, aklıselim ile yönlendirilmiş bir nefis. Onun emrine girmiş olan bir nefis insanı, insan-ı kâmil yapar. Ve insan-ı kâmil olmuştur, tarihimizde büyüklerimizin hepsi böyledir.

İbrahim Hakkı Erzurumî hazretleri, Marifetname'yi yazmış büyük zât, herkes tanır diye bu isimleri her konuşmamda öne geçiriyorum. Marifetname herkesin kütüphanesinde vardır. Eşrefoğlu Rûmî, muazzam, muhteşem ilahileriyle Yunus Emre, İsmail Hakkı Bursevî, Aziz Mahmud-u Hüdaî, Abdulehad-i Nurî, Halvetî, Celvetî, Mevlevî, Bayramî... bunlar hep en olgun insanlardır. Bu terbiye tarihimize, irfanımıza, irfan tarihimize [bunları] yetiştirip nakşetmiştir.

Onun için, Ramazan'dan sonra bu nefsin terbiye edilmiş hâlinin devam etmesi lazımdır. Buna çok dikkat etmenizi dilerim, temenni ederim. Çünkü Ramazan'dan sonra insan Ramazan'daki hallerini kaybederse, iki günü müsâvi olan bile ziyandadır diye dinimize göre çok büyük ziyana girmiş olur. Müsâvi bile değil, Ramazan'daki durumunu da kaybetmiş oluyor, o daha da kötü bir durum. Onun için Ramazan'daki değerlerimizi, kazandıklarımızı, güzel huylarımızı, alışkanlıklarımızı devam ettirmeliyiz.

Güzel alışkanlıklarımızdan bir tanesi nedir?

Çok yememektir, ölçülü yemektir. Çünkü az yemek, az uyumak, az konuşmak, insanlarla laubali olmadan, az ülfet ederek kendi irfanına, ilmine, onun gelişmesine çalışmak tasavvufun umdelerindendir. Aşırı yiyince de nefis kuvvetlenip insanı gemi azıya almış olan bir at gibi ağaçtan ağaca, daldan dala, taştan taşa çalar, dizginlenmesi zor olur. Onun için bir kere ölçülü yemeyi, doktorların tavsiye ettiği sıhhatimize uygun şekilde yeme alışkanlığını devam ettirmeliyiz.

Şevval ayının altı gün oruçlarını bayramdan sonra tutarsınız, o da çok sevaptır, bütün sene oruç tutmuş sevabı kazanır insan Şevval orucunu da tutarsa. Ramazan orucu ile beraber takımı tamamlamış olur, seriyi bitirmiş olur, işi itmamına götürmüş olur. Böylece bütün sene oruçlu olma sevabını kazanır. Sitte-i Şevval'i, yani bu içine girmiş olduğumuz bayramla başlayan Şevval ayının içinde beraber olarak peş peşe veyahut ayrı ayrı altı gün oruç tutmayı unutmayın. Eyyâm-ı biyz oruçlarını unutmayın. Yani Şevval'in 13, 14, 15'i, ondan sonraki ayların hep 13, 14, 15'leri... Yani mehtaplı gecelerin gündüzleri Peygamber Efendimiz'in hiç bırakmadığı eyyâm-ı biyz oruçlarını, onları da unutmayın.

Hatta ben tavsiye ederim ki, her hafta pazartesi, perşembe oruç tutmak sünnettir. Peygamber Efendimiz'in o sünnetini de devam ettirmeye alışın. Böylece bu oruç alışkanlığı devam etsin, nefse hâkimiyet eğitimi devam etsin, nefsin arzularına set çekebilmek, ona dur diyebilmek irademiz kuvvetlensin, insan-ı kâmil olmanın şartı bu yönden sağlanmış olsun. Bunu tavsiye ederim.

Ramazan'da biliyorsunuz herkesin işi gücü olduğu halde işini ayarlayabiliyordu, ayarladılar ve camilere geldiler. Güzel güzel teravih namazları kılındı, salât ü selamlarla, güzel ilahilerle, hatimlerle çeşitli camilerde çeşitli, zevkli, şevkli kandillerin altında böyle nurâni, ruhâni bir âlem içinde teravih namazları kılındı, camiye gidildi. Teravih sünnettir ama ona o kadar sevgi ile bağlanmışız ve halk olarak rağbet ediyoruz, camileri tıklım tıklım dolduruyoruz.

Temenni ederim ki, camide namazı cemaatle kılmak da müekked bir sünnettir, önemli bir sünnettir, bundan sonra camilerimizi mahzun bırakmayalım. "Neredesin aziz kardeşim, Ramazan'da bana geliyordun da şimdi beni niye unuttun?" demesin camilerimiz cemaatlerimize. Beş vakit namazı camide kılmaya, özellikle yatsı ve sabah namazlarını, hiç ihmal etmemeye gayret edelim. Öteki öğlen, ikindi namazlarını, akşam namazlarını da işyerlerimizdeki camilerde kılalım, cemaatlerle kaynaşalım ve namaz vazifemiz böylece Ramazan'da alıştığımız alışkanlığımız devam etsin.

Sonra sahur da sünnet olduğu için sahura kalkıyorduk, oruç yemeğini yiyorduk, ondan sonra oruç başlıyordu imsak kesilince. Sahur çok kıymetli bir vakittir. Sahur aslında seher vaktinde yenilen yemek demektir. Vaktin adı seher vaktidir, yani gecenin son bölümüdür, imsaktan önceki bölümüdür. O vakit çok kıymetli, çok temiz, çok sakin, çok hoş, çok latif bir vakittir. O seher vaktini ihyâ etmek, yani uykudan kalkmak, abdest almak, o vakitte dua etmek, namaz kılmak çok sevaptır.

Peygamber Efendimiz; "Geceleyin kılınan iki rekât namaz dünyaya ve dünyanın içindeki her şeylere sahip olmaya benzer, ondan daha değerlidir, daha kıymetlidir." buyuruyor. Bu gece kalkma alışkanlığını, gece namazı kılma, teheccüd namazı kılma alışkanlığını da unutmayalım.

Kur'ân-ı Kerîm ayıdır Ramazan, bir başka yönüyle bakarsak, çünkü bazı rivayetlere göre,

İnnâ enzelnâhu fî leyleti'l-kadr. Kur'ân-ı Kerîm cümleten semâ-i dünyaya toplu bir halde Ramazan'da inmiştir. Ondan sonra 23 senede olaylar üzerine Peygamber Efendimiz'e âyet kümeleri halinde inmiştir deniliyor.

Şehr-u ramadân ellezî ünzile fîhi'l-kur'ân. âyet-i kerîmesinden bu manayı çıkartan alimlerimiz de var. Ama kesin olarak çeşitli öteki rivâyetleri de düşünsek bile, kesin olan bir şey var ki, Ramazan'da Kur'ân-ı Kerîm ile ilgili çalışmalar artıyor.

Peygamber Efendimiz Cebrail aleyhisselam'a ezberindeki Kur'ân-ı Kerîm'i okur, tashih ettirir, dinlettirirdi. Bu gelenek camilerimizde hafızların ezberden Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup cemaatin de Kur'ân-ı Kerîm'leri açık olarak dinlemeleri tarzında devam etmiştir. Ramazandan sonra da Kur'ân-ı Kerîm'e sevgimiz, bağlılığımız, onun kıraatine devamımız, hatim sürmemiz devam etsin.

Biz bugün burada kardeşlerimizle haydi bakalım,

Fe-izâ ferağte fensab ve ilâ rabbike ferğab. yeni bir hamleyle yeni hatme başlayalım dedik, Bakara sûresinin birinci cüzünü cemaatle okuduk. Siz de öyle yapın. Her gün bir cüz okursanız, bir ayda bir hatim olur. Bu da arabî ayların günlerinin hangi gün olduğunu, eski geleneksel dinî tarihimizi de bilmemize yardımcı oluyor, hem de böyle hatim sürmüş oluruz. Kur'ân-ı Kerîm'le ilginizi devam ettirin.

Ondan sonra elimizde tesbih, ağzımız dilimiz, böyle dudaklarımız kıpırdayarak Cenâb-ı Hakk'ı çok zikrettik, Peygamber Efendimiz'i çok zikreyledik, salât ü selamlar eyledik. İnşaallah Ramazan'dan sonra da bu zikirlerimiz devam etsin.

Ben kardeşlerimize Peygamber Efendimiz'in beş tavsiyesini, zikir konusunda hadîs-i şerîflerden alınmış tavsiyelerini iletmek istiyorum.

Günde 100 defa estağfirullah çekiniz, vazifeniz olsun, ben iletmiş olayım size. Günde 100 estağfirullah. Peygamber Efendimiz de çekerdi. Günde 100 defa lâ ilâhe illallah, Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. "Kim günde 100 defa lâ ilâhe illallah diye zikrederse, mahşer yerine dolunay gibi yüzü pırıl pırıl parlayarak, mehtap gibi gelir." demek. Sonra bin defa Allah Allah deyin, Allah'ı çok zikretmiş olursunuz. Allah Allah deyince bin defa da kolayca bitiveriyor.

Ve'z-zâkirenallahe kesîran ve'z-zâkirât. zümresine girmek için, o sıfatı, o şerefi, o rütbeyi kazanmak için bin defa da Allah demek günlük vazifeniz olsun. Yolda giderken, vasıtadayken, işinize gelirken giderken tamamlayabilirsiniz, sevapları alırsınız. Yüz defa da Peygamber Efendimiz'e salât ü selam vazifeniz olsun. Hangi salâvatla, kısası, uzunu var, çeşitleri var, çeşni çeşni, çiçek çiçek, buket buket, demet demek salâvat-ı şerîfeler, onlardan 100 tane, hangisini biliyorsanız, hangisini isterseniz 100 salâvat getirin. Yüz defa da Kulhuvallah okuyun. Bunlar aynı zamanda tasavvufta ders-i teberrüktür. Bu zikirleri size Peygamber Efendimiz'den tavsiye ederek söylüyorum. Ramazan'dan sonra bu zikirlerinize devam edin.

Allahu Teâlâ hazretleri Ramazan'da kazandığınız güzel huyları da geliştirmenizi nasip etsin.

Bir güzel huy sabırdır. Oruç sabır ibadetidir. Sabrınız, böyle halim selimliğiniz, kızmamanız, sakin sakin hareket etmeniz, güzel bir huy olarak devam etsin. Şükrünüz devam etsin. El açıyorduk iftar ziyafetlerinde, sahurlarda, dualar ediyorduk; Cenâb-ı Hakk'ın verdiği nimetlere şükürler edin. Müslüman olduğumuzun, İslâm'ın ne kadar güzel bir din olduğunun, fiilen yaşantımızda ayna gibi seyri mümkün oluyordu. O İslâm'ın güzelliğini bilelim, Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenelim.

İslâm'dan başka dinleri ben çok iyi takip ediyorum. Ülkelerinde görüyorum, budistleri, hinduları, başka din mensuplarını vesairesini, inançlarını inceliyorum, ilgililerle konuşuyorum. En güzel yol, en hakiki yol iman. En sağlam iman, en mantıklı iman Allah'ın razı olduğu din İslâm. Allah'ın razı olduğu dine;

İnne'd-dîne 'ındellahi'l-İslâm.

Ve men yebteği ğayre'l-İslâmî dînen fe-len yukbele minhu. "İslâm'dan gayri din edinenin dinini Allah muteber saymayacak diye de âyet-i kerîme var.

Zaten Allah, Hz. Âdem aleyhisselam'dan itibaren bütün peygamberlere insanlara bunları öğretin diye İslâm'ın özünü, esaslarını vazife olarak vermiş. İslâm bütün dinleri de koruyan, barındıran, yaşatan ve çağdaşlaştıran bir din.

O bakımdan İslâm'a sımsıkı sarılın. İslâm'ın gelişmesine tanıtılmasına, öğretilmesine gayret edin. İnsanlar yanlış yollara sapmasınlar. Çocuklarınız, aileleriniz müslüman olarak yetişsin, Allah'ın sevdiği kullar olarak yaşasın, insan-ı kâmil olsun, güzel çalışmalar yapsın, insanlara faydalı hizmetler etsin, müslümanlara, halka, millete, insanlığa, irfana, medeniyete katkıları yüksek olsun. Dedelerimizin yaptığı gibi, hani Kanunî sergisi ile Avrupa'yı, Amerika'yı gezdirdik, dedelerimizin eserlerini gösterdik. Cümle cihan halkı bize hayran oldu. İşte onu tekrar yakalayalım. O birinciliği tekrar yakalayalım. İlimde, irfanda, medeniyette, güzelliklerde, nezâkette, güzel ahlâkta yine Allahu Teâlâ hazretleri milletimize en önde gitmeyi nasip eylesin.

İslâm'a çok çok değer verin, çok iyi öğrenin, çoluk çocuğunuza çok iyi öğretin ve İslâm'ın korunması için elinizden gelen her türlü hizmeti çok güzel yapmaya gayret edin ki, Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor;

İn tensurullâhe yensurküm ve yusebbit akdâmeküm. "Eğer siz Allah'a yardım ederseniz..." Yani burada bir iltifat var, latife var, Allah'ın dinine yardım ederseniz demek, çünkü Allah yardıma muhtaç değil.

İn tensurullahe. "Allah'ın dinine yardım ederseniz..." Yensurküm. "Allah da size yardım eder."

Tabii yardıma çok ihtiyacımız var. Bin bir türlü derdimiz var, iktisadî derdimiz var, siyasî derdimiz var, hükümet kurma zorlukları, meclisin zorlukları, toplumun zorlukları, yolsuzluklar, rüşvetler, dış meseleler, Kıbrıs meselesi, S-300 füzeleri, Yunanlılar, bilmem Ruslar filan, Suriye'nin şeyleri... çok dertlerimiz var. Allah'ın bize yardımcı olması lazım. İç ve dış düşmanlara karşı kuvvetli olmamız lazım.

Allah'ın dinine yardım edin ki Allah'ın nusreti erişsin, Allahu Teâlâ hazretleri yardım eylesin, lutfeylesin, tevfîkini refik eylesin. Allahu Teâlâ hazretleri mü'min kullarını korur, kurtarır; İslâm'a, imana karşı gelenleri de eninde sonunda cezalandırır. İşte firavunlar, işte nemrutlar, işte âkıbetleri ortada görülüyor.

Allahu Teâlâ hazretleri hepinize sıhhat ve âfiyet ihsan eylesin ve ömrünüzü çok hayırlı, çok verimli, çok dolu, çok olgun, çok verimli geçirmeyi nasip eylesin. Çok faydalı işler yapın, arkanızdan hayır ile yâd edilmenize sebep olacak hayırlı evlatlar, güzel eserler ve hizmetler bırakın. Ve Allahu Teâlâ hazretleri sizin kabrinize de, âhirete vardığınız zamanda sevaplar gelmesini nasip eylesin. Defter-i âmâliniz bildiğiniz bilmediğiniz, "Yâ Rabbi, ben bunu nereden kazandığımı bilmiyorum!" diye şaşırdığınız güzel sevaplarla dolsun. Mahkeme-i kübrâda Allah yüzünüzü güldürsün. Hatta defter divan açmadan bi-gayri hisab cennetine dâhil eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin. Cemaliyle müşerref eylesin. Rıdvân-ı ekberine vâsıl eylesin. Selâmun kavlen min rabbi'r-rahîm ayetinde işaret buyrulan selamına mazhar eylesin. Nimetlerine, rahmetine gark eylesin. Sevdiği, razı olduğu kullar olun.

Bi-hürmeti esmâihi'l-hüsnâ ve bi-hürmeti habîbihî Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı