M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Arayacaksın, İsteyeceksin, Seveceksin, Gayret Edeceksin, Kavuşmaya Çalışacaksın

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Elhamdülillâhi] rabbi'l-âlemîn hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emma ba'dü:

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Hoş geldiniz.

Allah hepinize dünya ve âhiretin her türlü güzelliklerini, hayırlarını, mükâfatlarını ihsan eylesin.

Sevinçli bir ay içindeyiz. Son derece hayırlı, bereketli, sevaplı, mükâfatlı güzel bir ay çabucak geçti. Biliyorsunuz bir şeyin çabuk geçmesi sevildiği zaman çabuk geçer. Sıkıntılı dakikalar, hastalıklar, ağrılar, geçmek bilmez ama hoş vakitler çarçabuk geçiverir. Doğrusu biz de, o kadar tatlı ki bu ay, nasıl böyle oldu da 26 gününü geçiriverdik! Daha dün gibi geliyor, ben şahsen kendim hayret ediyorum. Çok çabuk geçti.

[Ramazan'ın] bu gecesi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den rivayet edilen hadîs-i şerîflere göre Allah tarafından unutturulmuş, saklanmış, hikmetli olarak, belirli bir sebebe dayalı olarak gizlenmiş olmakla beraber, çok kuvvetli bir ihtimal olarak Kadir gecesidir. Kadir gecesi böyle bir mübarek kandil; sevdiğimiz, kutladığımız mübarek kandillerden üç ayların sonundaki kandil.

Receb ayı girdiği zaman Receb ayının ilk Cuma gecesi, meleklerin çok rağbet ettiği, regaip kandili. Regaip kelimesi rağbet kelimesi ile ilgili, [rağbet'in] çoğul sîğası ile yani rağbet edilen pek çok güzelliklerin içinde bulunduğu muhteşem güzel bir gece. Regaip gecesi üç ay önce geçti.

Ondan sonra Recebin 27'sinde, Recep ayı bundan iki ay önceki kamerî aylardan, Miraç kandili geçti. Miraç kandili Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hiçbir kula nasip olmamış çok büyük bir iltifata, çok büyük bir davete mazhar olduğu ve çok büyük müşahedeler, gözlemler görüp, çok büyük seyranlar eyleyip bize anlattığı çok değerli bir gece. Bu da geçti.

Ondan sonra mübarek Şaban ayı geldi. Şaban ayının ortasında da Berat kandilimiz var. Berat kandili de Duhan sûresinde baştaki âyetlerde anlatılan gecedir diye bazı âlimler tarafından beyan ediliyor.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Hâ mîm, ve'l-kitâbi'l-mübîn. İnnâ enzelnâhü fî-leyletin mübâraketin innâ künnâ münzirin. Fîhâ yüfreku küllü emrin hakîmin emran min indinâ. İnnâ künnâ mürsilîn. Rahmeten mim rabike innehû hüve's-semî'u'l-alîm. Rabbi's-semâvâti ve'l-ardı ve mâ beynehümâ. İn küntüm mûkinîne.

Sadakallâhü'l-azîm.

Burada bir mübarek geceden bahsediliyor. Bu mübarek gecede çok mühim kararların alındığı, ilahî kararların, mukadderâta ait kararların alındığı bildiriliyor. Çok önemli kararların kararlaştırıldığı mübarek bir gece olarak anlatılıyor. Bu gece üzerinde âlimlerin iki görüşü var:

Bir kısmı burada, innâ enzelnâhü fî-leyletin mübâraketin. "Biz onu mübarek bir gecede indirdik." cümlesinden yakalayarak bu;

"Biz onu mübarek gecede indirdik dediği "onu" nedir?

Kur'ân-ı Kerîm'dir.

Kur'ân-ı Kerîm de;

İnnâ enzelnâhü fî-leyleti'l-kadri. diye Kadir gecesinde indirildiği belirtildiği için bu Duhan sûresinin başındaki âyet-i kerîme de Kadir gecesini bildiriyor demişler bazı âlimler.

Bazı âlimler de buradaki "hû" zamiri "o" demek, "o" Kur'ân-ı Kerîm'e mi gidiyor, yoksa daha başka ince anlamları var mı?

Hadîs-i şerîflere göre, "Bu Şaban'ın on beşinci gecesi, bir senelik yapılacak mukadderât faaliyetlerin meleklere teslimi gecesidir." diye Peygamber Efendimiz'den hadîs-i şerîfle bildirildiğine göre bu ayrı gecedir, Kadir gecesi ayrı gecedir diye bildirmişler.

Demek ki o âyetlerde Kadir gecesi ile ilgili olabilir ama, Kadir gecesi ile ilgili elimizde, karşımızda Kur'ân-ı Kerîm'imizde Kadir sûresi var, Sûretü'l-kadri.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadri, ve mâ edrâke mâ leyletü'l-kadri. Leyletü'l-kadri hayrün min elfi şehrin tenezzelü'l-melâiketü ve'r-rûhu fîhâ bi-izni rabbihim min külli emrin selâmün hiye hattâ matla'i'l-fecri.

Bu, müstakil, başlı başına Kadir gecesine tahsis edilmiş bir sûre. Burada belirtiliyor ki;

İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadri. Kadir gecesinde bir muazzam olay olmuş, Allahu Teâlâ hazretleri, "Biz onu Kadir gecesinde indirdik." buyuyor.

"Onu" dediği Kur'ân-ı Kerîm, böylece, "Kur'ân-ı Kerîm'i Kadir gecesinde indirdik." denmiş oluyor.

Kur'ân-ı Kerîm Kadir gecesinde bütünüyle nasıl inmiş? [6236] âyet-i kerîmelik Kur'ân-ı Kerîm bir gecede nasıl inmiş?

Abdullah b. Abbas radıyallahu anh[ümâ] buyuruyor ki;

Kur'ân-ı Kerîm bir gecede, mukadderâtın yazılı olduğu Levh-i Mahfûz'dan semâ-i dünyâya indirildi. O indirildiği semâ-i dünyâdaki Beytü'l-İzze'den 23 senede olayların gelişmesine göre toplu toplu, demet demet âyet-i kerîmeler Peygamber Efendimiz'e bildirildi. Demek ki semâ-i dünyâya Levh-i Mahfûz'dan bir toplu gelişi var, Kadir gecesi o gece olmuş oluyor. Demek ki Kur'ân-ı Kerîm'in bize, semâ-i dünyâya indirildiği bir muhteşem gece. Kadir gecesi bu.

Bu Kadir gecesinin bir özelliği de üçüncü âyet-i kerîmede belirtiliyor;

Leyletü'l-kadri hayrün min elfi şehrin. "Kadir gecesi bin aydan daha hayırlı."

Bin tane ay! İnsan bin ay ibadet etse, namaz kılsa, tesbih kılsa [çekse], cihat eylese, sevaplı yapabileceği bütün işleri yapsa, bu Kadir gecesi ondan daha hayırlı. Bir Kadir gecesi bin aylık ibadetten daha hayırlı, hayrün min elfi şehrin. Yani bir gece daha üstün. Tabii bu Cenâb-ı Hakk'ın çok büyük bir ikramı. Bunun hakkında rivayetler var, onları okuyayım.

Peygamber Efendimiz'den rivayet edilmiş ki, Mücâhid rahmetullahi aleyh'ten nakledildiğine göre;

Enne'n-nebiyye sallallahu aleyhi ve sellem zekera racülen min benî isrâîle lebise's-silâha fî-sebîlillâhi elfe şehrin. Kâle fe-'acibe'l-müslimûne min zâlike, kâle fe-enzelellâhü azze ve celle innâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadri. Elletî lebise zâlike'r-racülü's-silâhe fî-sebîlillâhi elfi şehrin.

Peygamber Efendimiz Allahu Teâlâ hazretlerinin kendisine öğrettiği, bildirdiği mânevî imkânlarla, öğrettiği bilgilerle eski ümmetlerin hallerini ashâbına anlatırdı. Sohbetlerde eski ümmetlerdeki mübarek insanların hayatlarını nasıl geçirdiğine dair bilgiler verirdi. Hadîs-i şerîflerin bir kısmı eski devirlerle ilgili bilgileri, çok kıymetli bilgileri ihtiva ediyor.

O bilgilerin arasında bir sohbetinde Peygamber Efendimiz, "Benî İsrail'den bir kişinin bin ay belinde kılıcı, Cenâb-ı Hakk'ın yolunda ömrünü cihatla geçirdiği tarzında [bilgi vermiş]." Konu buymuş. Bunu müslümanlar duyunca; "Maşaallah" demişler, hayret etmişler, hayran kalmışlar. Bin ay Allah yolunda çarpışmış, çalışmış, ömrünü Allah'ın rızası yolunda geçirmiş.

Bin ay biliyorsunuz 83 sene kadar eder. Bini 12'ye böldüğünüz zaman 83 eder. Seksen üç [sene] bir ömürdür. Aşağı yukarı bir insanın ömrü, iyi yaşayan bir insanın ömrü yani orta bir [ömür] 83 yıldır. Bu 83 yıla Kur'ân-ı Kerîm'de bir de bir ömüre başka bir isim de veriliyor, hukub deniliyor. Hukub (ha) harfi (kaf) harfi, (be) harfi hukub, çoğulu ahkâb geliyor. Hukub, ahkâb. Bu[nu] da ömür diye tercüme edebiliriz.

Ömür ama ne kadar?

Lügatlerdeki açıklamalara bakılırsa aşağı yukarı 80 küsur sene yani benim ikisini, iki bilgiyi birleştirmeme göre demek ki bir ömür bin ay gibi oluyor. Bir ömür Allah yolunda böyle geçirip de sevaplar kazanınca, sahabe-i kirâm hayran kalmışlar, hayret etmişler, maşallah demişler. Onun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri; "Kadir gecesini sizlere ihsan eyledim. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır." diye bu müjdeli sûreyi Peygamber Efendimiz'e indirmiş. Elhamdülillah!

Demek ki Ümmet-i Muhammed'e Allahu Teâlâ hazretlerinin çok büyük bir müstesnâ hediyesi. Allahu Teâlâ hazretleri bir ömür boyu insanın ibadet ederek kazanacağı sevabı Peygamber Efendimiz'e, ümmetine, bizlere yani, biz de onun ümmetiyiz, bu imkânı ihsan etmiş. Bunu yakaladığı zaman yani [insan] bu Kadir gecesinde ibadet ettiği zaman bir ömür boyu kazanılacak sevapları, başkalarının bir ömür çalışarak kazanacakları sevapları kazanabileceğiz. Büyük bir ikram…

Bir rivayette de şöyle, Ali b. Urve'den ikinci bir rivayette:

Zekere Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yevmen erba'aten min benî isrâîle abedullâhe semânîne âmen lem ya'sûhu tarfete aynin, fe-zekere eyyûb, ve zekereriyyâ, ve hezkîl, ve yûşa', Kâle fe-acibe ashabu resûlillâhi sallahi aleyhi ve sellem min zalike, fe-etâhu cibrîlü fe-kâle yâ Muhammed, acibet ümmetüke min ibâdeti hâülâi'n-neferi semânîne seneten lem ya'sûhü tarfete aynin. Fe-kad enzelellâhü hayran min zâlike fe-karae aleyhi innâ enzelnâhü fî-leyleti'l-kadri ilâ âhiri's-sûre. Hâzâ efdalü mimmâ acibte ente ve ümmetüke. Kâle fe-serre bi-zâlike resullullâh sallallahu aleyhi ve sellem ve'n-nâsü me'ahû.

Ali b. Urve'den gelen bu rivayette Peygamber Efendimiz bir sohbetinde, "Benî İsrail'den dört mübarek zâtı anlatmış. Bu dört mübarek zâtın isimleri, Eyyüb aleyhisselam, Zekeriyyâ aleyhisselam, Hezkil aleyhisselam, Yûşa aleyhisselam." Bu dört zâtın nasıl ömür geçirdiğini anlatmış;

Abedullâhe semânîne âmen. "Seksen yıl Cenâb-ı Hakk'a ibadet etmişler." Lem ya'sûhu tarfete aynin. "Seksen yıllık ömürlerinde bir gözü yumup kapatıp açıncaya kadar, bir göz kırpıştıracak zaman kadar bile Cenâb-ı Hakk'a isyan etmemişler."

Bu mübarekler ömürlerini böyle güzel geçirmişler. Zekeriya aleyhisselam'ı biliyoruz. Kabri, makamı, Halep şehrinde, camisi, Zekeriya camisi var. Orada bir ziyaret nasip oldu. Eyyüb aleyhisselam da bizim memleketimizde, Urfa da makamı var, orada cami ve diğer ziyaretgâhlar var. Yûşa aleyhisselam da Musa aleyhisselam'ın ashabından, yiğit bir delikanlı, komutan, çok başarılı işler yapmış. O da Kehf sûresinde "fetâ" diye, Musa aleyhisselam'ın yanındaki yiğit kişi diye, böyle ismi geçmiyor ama öyle anılıyor. Bir de Hezkil aleyhisselam.

Peygamber Efendimiz, "Bu dört zât, 80 yılı Allah'a çok güzel ibadet ederek geçirdiler diye anlatmış. Fe-acibe ashâbu resûlillâhi sallallahu aleyhi ve sellem min zâlike. "Ashâb-ı resûlillâh, Peygamber Efendimiz'in ashâbı rıdvanullah aleyhim ecmaîn bundan hayret etmişler, hayran kalmışlar." Maşaallah demişler, biz böyle yapamayız gibi düşünmüşler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelmiş ve Peygamber Efendimiz'e buyurmuş ki;

"Yâ Muhammed! Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed. Sen ve ümmetin, ashabın, bu dört kişinin 80 yıl Allah'a bir göz kırpıştırıcak kadar zaman bile, kısa zamanda bile isyan etmeden 80 yıl güzel ömür geçirdiklerine hayran kaldınız, beğendiniz, imrendiniz ya, onun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri bundan daha hayırlısını size ihsan eyledi, indirdi." diye "İnnâ enzelnâhü sûresini okumuş."

İşte bu iki rivayetten anlaşılıyor ki, Allahu Teâlâ hazretleri Peygamber Efendimiz'e, ümmetine dolayısı ile bize böyle bir ihsan, büyük bir ihsan, büyük bir imkân lütfeylemiş. Elhamdülillah!

Bu Kadir gecesi tamam, iyi de hangi gece bu Kadir gecesi?

Hadîs-i şerîflerden bu Kadir gecesi ile ilgili rivayeti okuyalım. Her akşam burada hadîs-i şerîf okuyorduk ama bu akşam Kadir gecesi diye bu bilgileri taşıyan hadîs-i şerîfleri okuyoruz. Ebû Zerr-i Gıfârî hazretleri, Peygamber Efendimiz'in meşhur sahabisi, Peygamber Efendimiz'e çok da candan bağlı, gayretli bir mübarek zât, o demiş ki;

Ene küntü es'elü'n-nâse anhâ. "Ben bu Kadir gecesini öğrenmek için etrafımdaki arkadaşlara soruyordum, bu Kadir gecesi hakkında bilginiz nedir diye soruyordum, soruyordum..." Kultü. "Bu arada Ebû Zerr-i Gıfarî hazretlerinin eline imkân geçmiş Peygamber Efendimiz'e de demiş ki;"

Yâ Resûlallah, ahbirnî an leyleti'l-kadri e-fî ramadâne hiye ev fî-ğayrihî. Bu Kadir gecesini anladık, Kur'ân-ı Kerîm'de bin aydan daha hayırlı olduğunu belirten sûre de var okuyoruz, anladık. "Bu Kadir gecesi Ramazan ayı içinde mi yâ Resûlallah, yoksa Ramazan'ın dışındaki bir başka ayda mı? Zamanı neresi?" diye Ebû Zerr-i Gıfarî hazretleri Peygamber Efendimiz'e sormuş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Bel hiye fî-ramadân. "Başkasında değil, Ramazan'ın içinde." Kesin olarak Kadir gecesinin ramazanda olduğunu böylece cevabında buyurmuş.

Kultü tekûnü mea'l-enbiyâi mâ kânû fe-izâ kübizû rufi'at em hiye ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Yâ Resûlallah! Bu peygamberlerin hayatları zamanında olan bir şey mi, peygamberin bereketinden olan bir şey mi, peygamber âhirete göçerse kaldırılacak bir şey mi, yoksa peygamber âhirete göçse de kıyamete kadar bu sevaplı gece bir fırsat olarak mü'minlerin elinde olacak bir gece mi?" diye de sormuş. Yani kibarca diyor ki;

"Yâ Resûlallah! Bu senin yaşadığın asr-ı saadete mahsus bir gece mi, sen varsın aramızda başımızın tâcısın, gözümüzün sevincisin, gönlümüzün şenliğisin. Senin bereketine mi, sen gidince yok mu olacak bu fırsat, imkân kaçacak mı müslümanların elinden, yoksa kıyamete kadar her Ramazan da olacak mı bu gece?" diye bunu da sormuş, iyi ki sormuş, radıyallahu anh. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Bel hiye ilâ yevmi'l-kıyâmeti. "Öyle sırf benim yaşadığım asr-ı saadetime sırf bana, benim ömrüme, hayatıma mahsus değil, kıyamete kadar."

Elhamdülillah! Buna da hamd-ü senâlar olsun.

Bu gece demek ki kıyamete kadar her müslümanın rastlayabileceği, ibadetle geçirdiği zaman çok sevapları kazanabileceği bir fırsat olarak mevcut. Yine sormaya devam etmiş;

Kultü fî-eyyi ramadâne hiye? "Dedim ki; 'Yâ Resûlullah! Ramazan'ın neresinde?'" Tam geceyi yakalamak istiyor, "Ramazan'ın neresinde?" [diye soruyor.] Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

İltemisûhâ fi'l-aşri'l-evveli, ve'l-aşri'l-âhiri. "Bunu Ramazan'ın ilk on gününde [ve] son on gününde arayın."

Bu hususta Peygamber Efendimiz'in cevabını iyi duyamamış bir daha sormuş. Yani biraz [cevabı] kaçırmış olduğunu söylüyor.

Fî-eyyi'l-ışrîne hiye? "Bu hangi günlerdeydi yâ Resûlallah?" diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e bir daha sormuş. O zaman;

Kâle. ["Peygamber Efendimiz buyurdu ki..."] İbteğûhâ fi'l-aşri'l-evâhiri. "Ramazan'ın son on gününde onu bulmaya gayret edin." Son on gününde bulmaya çalışın. Ama arkasından da demiş ki;

Lâ tes'elnî an şeyin ba'dehâ. "Şimdi bu sorudan sonra başka soru sorma." Yani son on günü olduğunu söylüyor, artık ondan sonra da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, "Daha fazla bana soru sorma." demiş.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten gelen bir bilgi de Peygamber Efendimiz Ramazan ayları geldikçe, Ramazan'ın başındaki hatırlatma konuşmalarında Kadir gecesinin olduğunu beyan edermiş. Ramazan'ın içinde Kadir gecesi var dikkat edin, gözünüzü açın o Kadir gecesini yakalamaya çalışın diye beyan edermiş. Bir keresinde böyle bir Ramazan ayı geldiği zaman Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Kad câeküm şehru ramazâne. "Size Ramazan ayı yetişti geldi." Şehrun mübârekün. "Bu mübarek bir aydır." Ramazan ayı mübarek bir aydır, işte geldi, demiş.

İfteradellâhü aleyküm sıyâmehû. "Bu Ramazan ayında oruç tutmayı Allah size farz kıldı." Hatırlatıyor, yani mü'minler Ramazan ayı geliyor! Ramazan ayı geliyor aman orucu farz, onun için orucunu tutun diye Peygamber Efendimiz hatırlatıyor.

Tüftehu fîhi ebvâbü'l-cenneti ve tuğlaku fîhi evvâbü'l-cahîm. "Bu Ramazan ayında cennetin kapıları açılır ve cehennemin kapıları kapanır." Yani insanların lehine güzel gelişmeler oluyor. Ve tüğallü fî-hi'ş-şeyâtînü. "Şeytanlar zincirlere, kelepçelere takılarak bağlanırlar." Yani şeytanların müslümanlara kandırma, aldatma şeklinde zarar vermeleri de engelleniyor. Bunları anlattıktan sonra Peygamber Efendimiz'in bir cümlesi daha var.

Fîhi leyletün hayrün min elf-i-şehrin. "Bunun içinde, bu gelen Ramazan'ın içinde öyle bir gece var ki bin aydan daha hayırlıdır."

Daha önceki vaazlarımda burada Ramazan ile ilgili pek çok hadîs-i şerîfleri okudum, gelenler dinlediniz. Ramazan'ın ne kadar güzel, ne kadar sevaplı bir ay olduğunu biliyorsunuz ama Peygamber Efendimiz o sevapların ötesinde çok özel, çok dikkate değer bir başka şeyi hatırlatıyor; bir de Kadir gecesi var diye özellikle beyan ediyor. Dikkat edin! Ramazan geliyor, bak bunun içinde bir de bir Kadir gecesi var. Arkasından da buyuruyor ki;

Men hurime hayrahâ fe-kad hürime. "Bu Kadir gecesini kaçıran, hayrını yakalamayan, elde edemeyen Ramazan'ı kaçırmış olur." Yani büyük ziyana uğrar.

Onun için Kadir gecesini bulmaya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendisi Kadir gecesini bulmaya şöyle bir tedbir ile kendi hayatında bize de yol göstermiş. Ramazan'ın son on günü olduğu zaman ibadet maksadı ile evinden de ayrılıp camiye yerleşip her Ramazan gece gündüz camide kalmağa başlamış. Ömrünün Ramazan orucu farz kılındıktan sonraki bütün senelerinde Ramazan'ın son on gününde evinden ayrılıp cami de tamamen ibadetle meşgul olayım diye yatıp kalkmaya başlamış.

Bir seferinde, bakmış ki kadınlar bu işe önceden heves etmiş girişmişler, mescidin orasını, burasını perdelerle ayırmışlar, onlar böyle ibaret edeceğiz diye yerleri alınca Peygamber Efendimiz ykadınların olduğu yerde olmasın diye o zaman girmemiş, Şevval ayına yani Ramazan'dan sonraki, bayramdan sonraki aya kaydırmış yine yapmış, o sene de itikâfı yine yapmış. Buna itikâf deniliyor, yani evinden de ayrılıp camiye girip artık tam ibadetle meşgul olmak. Bunun adı itikâf, itikâf sünneti.

Peygamber Efendimiz nerede otururdu?

Mescide bitişik evde otururdu, mescitle beraber yapılmıştı evi. Arsayı parasını kendisi [vererek] satın almıştı; bir tarafına mescidini yaptı, öbür tarafına da bitişiğine evini yaptı. Peygamber Efendimiz'in şu kapısı açıldığı zaman Peygamber Efendimiz mescidin içine adımını atardı. Yani evin mescide kapısı vardı.

Düşünün, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mescide evi bitişik olduğu halde ne yapıyor?

Son on gün, daha yoğun ibadet edeyim, daha çok ibadet edeyim diye artık evinde de yatmıyor mescide geliyor, tamamen mescide vaktini geçiriyor.

Bu neden?

Evin içindeki günlük yaşamdan kayıplar olmasın diye. Yani yemek var, konuşmalar var, hanımla çocuklarla ilgili işler var, evin hali. Ama cami ibadet yeridir; daha yoğun, daha tam, daha çok ibadet etmek için mescide geliyor ve yoğun, son derece tatlı, son derece güzel bir şey oluyor. İnsanın artık evinden de ayrılıp tamamen kendisini ibadete vermesi çok tatlı, çok güzel bir şey oluyor. Ve Peygamber Efendimiz böyle yapmanın çok sevap olduğunu beyan etmiş.

Geçen gün hadîs-i şerîfi okumuştum, Ramazan'ın son on gününde itikâfa girenin sevabı, mükafatı neydi?

"İki haccetmek, iki umre yapmak kadar büyük sevap kazanıyor." Biliyorsunuz, haccetmek büyük, muazzam, masraflı ve uzun zaman alan bir ibadet. Yani sizin bir hac yapmanızı düşünün! Bir hac yapmanızı, buradan, Stokholm'dan hac yapıp gelinceye kadar bir kere en aşağı bir ay lazım veya biraz sıkıştırabilirsiniz ama yine de uzunca bir zaman lazım. İşinizi ayarlamanız, bayağı bir ayrı kalmanız gerekiyor, sonra bayağı da bir para vermeniz gerekiyor. Karayolu ile gitseniz uzun bir yol, uçakla gitseniz öyle masraflı. Hem masraflı hem yorucu hem de uzun.

[Allahu Teâlâ,] "Ramazan'ın son on gününde insanın itikâf etmesine iki tane hac, iki tane umre yapmak kadar sevap veriyor."

Muhterem kardeşlerim!

Şimdi bunlar neden?

Yani olayları tespit ettikten sonra nedenleri üzerinde de biraz bir düşünelim.

Niye böyle?

Allahu Teâlâ hazretleri bize yakın, Kur'ân-ı Kerîm'de bunu beyan bildiriyor; karîb. Karîb Arapça'da "yakın" demek. Allahu Teâlâ hazretleri bize yakın. Hatta Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruluyor ki;

Ve nahnü akrabü ileyhi min habli'l-verîd. "Biz insanoğluna, o insanoğluna kalbindeki ana damardan daha yakınız." Şah damarından daha yakınız. Başka âyet-i kerîmeler var, orada da şu ifade var;

Ve hüve me'aküm eynemâ küntüm. "Ey insanlar! Siz nerede olursanız olun Allah yanınızda."

Peki, Allah bize bu kadar yakın da [biz Allah'a yakın mıyız?]

Değiliz. İnsanlar günahları işledikçe, Allah onlara yakın olduğu halde insanlar Allah'tan uzaklaşıyorlar. Günah işledikçe perdeler geliyor, perdeler geliyor, perdeler geliyor, kapanıyor, kapanıyor, kapanıyor, engeller [oluşuyor, insanlar] Allah'tan uzaklaşıyorlar.

Bakın şu arkanızı dayadığınız yastığın arkası, az ötesi dışarısıdır. Camın ötesi dışarısıdır ama cam var, duvar var, dışarısı yakın ama oraya gidemiyorsunuz. Demek perde olursa, engel olursa, yakınlık engellenirse insan mahrum oluyor. Veyahut şöyle diyelim, dışarıdaki bir insan o oturduğunuz yere oradan gelemiyor, yakın ama mâni olunca yakınlığına rağmen gelemiyor.

İşte kulun günahlardan temizlenmesi, arınması lazım. İçinin, zihninin, kalbinin yıkanması lazım. Bu engellerin kalkması lazım.

Allah kuluna o kadar yakın, neden ben rabbime o kadar uzağım?

Çünkü kafan başka yerde, aklın fikrin başka yerde. Keyfin başka yerde, düşüncelerin başka yerde.

E sen onu istemezsen, o seni ister mi?

Arayacaksın, isteyeceksin, seveceksin, gayret edeceksin, kavuşmaya çalışacaksın.

Yunus Emre'yi dinlemedin mi, Mevlânâ hazretlerini okumadın mı? Büyük evliyaullahın Allah sevgilerinden hiç etkilenmedin mi? O sözlerinden, onların o mübareklerin hayatlarından anlatılan parçalardan hiç etkilenmedin mi?

Etkilenmiyor. Yani insanlar dış dünya ile uğraşıyor, dıştaki olaylarla oyalanıyor ama asıl en güzel olan şeyden uzak kalıyor. Hazinenin üstüne oturuyor, hazinenin yanında duruyor ama hazineden uzak oluyor.

Bu çelişkinin kalkması lazım. Bu çelişkinin kalkmasının yolu kahve, sinema, tiyatro değil; çarşı pazar, park bahçe, plaj, dış dünya değil! İnsanın iç dünyasını tanıması, iç dünyasına yönelmesi lazım. İç dünyasına yönelmesi dışarıda olmuyor. Sen tam düşünmeye başlıyorsun, birisi geliyor bir söz söylüyor düşüncelerin dağılıyor. Tam güzel duyguları yakalıyorsun, haydii, bir olay, [düşüncelerini] engelliyor. Onun için insanın dış dünyadan, ilişkilerden kendisini sıyırıp şöyle bir yoğunlaşması gerekiyor. Siz "konsantre olmak" diyorsunuz ya. Konsantre, yani santi "merkez", konsantre "merkezîleşmek" demek. Yani konsantre olmak "dağınık olan şeyleri şöyle derleyip toplamak" demek.

İnsanın dağınık olan duygularını, aklını fikrini, düşünce kabiliyetini, sezgisini, sezme kabiliyetini, sevgi kabiliyetini ne yapması lazım?

Dağınıklıktan şööyle toparlayıp Cenâb-ı Hakkı tanımaya yönlendirmesi lazım. Her şeyi biliyoruz, 21. yüzyılın akıllı insanları Allah'ı hiç bilmiyor!

Her zaman yanında olan hem de kendisine en büyük iyilikleri yapmış olan, kendisini yaratan, yaşatan; hayat, nimet, sağlık, rızık veren Allahu Teâlâ hazretlerine bir teşekkür borcu yok mu insanın?

Tanıması gerekmez mi?

Her gün evine kucak kucak hediyeler gönderse birisi, insan o hediyeleri alsa, açsa sevinse, oo çok zengin mağazalardan, çok yüksek, pahalı, fiyatlı, çok güzel hediyeler kucak kucak her gün geliyor, ne yapar insan? Ne yaparsınız?

Her gün böyle güzel hediyeleri alsanız, hem de aile boyu herkese geliyor; hanıma geliyor, oo güzel paketlenmiş kutuyu açıyor, içinden çıkan şeyi görünce şöyle üstüne şey yapıyor [tutuyor], aman kumaş ne kadar güzel, dikişi ne kadar güzel, ne kadar iyi mal falan böyle bakıyor, hayran kalıyor. Sen açıyorsun kutunu, hediyeler; çocuklar açıyor seviniyor, aman sevincinden uçuyor, oynayacaklar filan…

Bu hediyeleri gönderen kim diye merak etmez misiniz? Kim bu beni seven insan, bu hediyeleri her gün bana gönderiyor? Cenâb-ı Hak bize hediye göndermiyor mu, biz nimetler içinde yüzmüyor muyuz? Her gün nimetler içinde böyle yüzerek yaşamıyor muyuz? Nimet deryasında zevk ü sefa ederek yaşamıyor muyuz?

Peki, bu nimetleri gönderen Allah'ı bilmemiz, tanımamız, teşekkür etmemiz gerekmiyor mu?

Gerekiyor.

Nasıl tanıyacaksın?

Allahu Teâlâ hazretleri bir kulunun kendisini istemesinden çok memnun oluyor. Bir kulunun günahlardan dönmesinden çok seviniyor, çok razı oluyor, hoşnut oluyor, yani kulu kendisine şöyle bir tavır, bir jest diyorsunuz ya, şöyle bir hareket yaptığı zaman Cenâb-ı Hakk'tan çok büyük teveccühler geliyor. Onun için insanın bunu yapması lazım. İşte İslâm insana bu fırsatı hazırlıyor. Hem de o kadar güzel hazırlıyor ki, böyle günlük yaşantının içinden yavaş yavaş bir rampadan insanı yavaş yavaş yükseltmeye başlıyor.

Dikkat ederseniz üç aylık bir süreç. Recep ayında başlıyorsunuz; Recep ayı geçeli iki buçuk ay oldu, daha fazla oldu. Receb ayından başlıyorsunuz kandiller, oruçlar, vaazlar, vesaire derken yavaş, yavaş İslâm bizi bu güzel âleme doğru yükseltiyor, kandiller vesaireler. Ramazan girince ibadetlerle, teravihlerle daha da yükselmeye, göklere doğru çıkmağa devam ediyoruz, ediyoruz, ediyoruz, Ramazan'ın sonuna geliyoruz, insan artık iyice rûhen [yükseliyor.] Çevre bakımından çevre de hazırlanıyor, Ramazan da değişiyor çevre.

Değişmiyor mu?

Hadîs-i şerîfte belirtildiği gibi, zaten mânevî çevremiz değişiyor da, süsleniyor, güzelleşiyor, cennetin kapıları açılıyor, cehennemin kapıları kapanıyor, şeytanlar bağlanıyor da, yani biz de çevremizin değiştiğini hissetmiyor muyuz?

Ramazandan önceki ile şimdiki yaşamımız farklı değil mi?

Çok farklı.

Duygularımız çok farklı değil mi?

Çok farklı, çok güzel.

Bu hazırlanmış çevrede en son noktada artık göklere çıkmışken, en yüksek noktalara çıkmışken, on gün de sen Cenâb-ı Hakk'a O'nu tanımak, O'nu bulmak, O'na ermek, O'nun sevgisini yakalamak için çalışmaya girdiğin zaman o zaman insan muradına eriyor, kavuşuyor, kavuşma oluyor. Çok güzel bir düzenleme yani İslâm'ın böyle kulu alıp da Cenâb-ı Hakk'ın dergâhına doğru getirmesi çok güzel görülüyor. Yani Receb, Şaban, Ramazan, Ramazan'ın sonu, ondan sonra işte Kadir gecesi... Peygamber Efendimiz o Kadir gecesini yakalamak için kendisi Peygamber olduğu halde her türlü mükâfata erdiği halde, on gün evinden ayrılıp camide ibadet ederse, anlayın işin ne kadar önemli olduğunu.

Allahu Teâlâ hazretleri bize de bu güzellikleri sezmeyi, bu güzellikleri yakalamayı ve ödülleri, mükâfatları, hediyeleri, nimetleri kazanmayı Allah nasip etsin.

Çalışan, çalışan çalıştığının ücretini alır. Bir hafta bir yerde çalışsanız, haftanın sonunda ne olur, bir ay çalışsanız, bir ayın sonunda ne olur?

Çalıştığınız yer size ücretinizi verir. E kul da bir ay Ramazan da Cenâb-ı Hakk'a kulluk için, rızasını kazanmak için çalışıyor, oruçlar tutuyor, hayırlar yapıyor, iftarlar veriyor, teravihler kılıyor, dualar ediyor, tespihler çekiyor, Kur'ân-ı Kerîm'ler okuyor, okuyor, okuyor, hep güzel şeyler yapıyoruz… Cenâb-ı Hak Teâla hazretleri bunları karşılıksız bırakır mı, kullarını mahrum bırakır mı? Yani patron işçisinin parasını veriyor da Cenâb-ı Hakk, âlemlerin Rabbi, yerin göğün hazinelerinin yaratıcısı, sahibi kulunu mahrum bırakır mı?

Elbette en büyük mükâfatları verir. Onun için biz o mükâfatları almaya yönelelim. Sırt çevirmeyelim, istemem ben o mükâfatı deyip sırtını dönüp giderse almaz tabii. Mükâfatı almağa gelmese almaz; camiyi bilmiyor, Ramazan'ın olduğundan haberi yok, Ramazan ile ilgili bütün müslümanlar harıl harıl çalışıyorlar, bu çalışmamış, Ramazan'ın sonuna gelmiş haberi yok, Kadir gecesi olmuş gitmiş, ondan da haberi yok, e tabii mahrum kalır. Yani ötekiler gözünü açıp çalışırken bu böyle gafletle, cahillikle, cehaletle vakit geçirirsen mahrum kalır.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi gafillerden, cahillerden, tembellerden, gevşeklerden, duygusuzlardan, etmesin. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak, sevgisini kazanmak çok büyük mükâfat, çok güzel bir şey. Allahu Teâlâ hazretleri hepimize rızasını, sevgisini kazanmayı, sevdiği kul olmayı nasip eylesin. Şu Ramazan'daki mükâfatları almayı nasip eylesin. Herkese dağıtılan, mü'minlere, çalışkan mü'minlere dağıtılan mükâfatları almayı nasip eylesin. Ramazan'dan tertemiz, pırıl pırıl nurlanmış olarak çıkmayı nasip etsin. Rabbimiz bizi rahmeti deryasına daldırsın, rahmeti ile pırıl pırıl yıkasın, nurları ile sarsın, kalbimizi tertemiz eylesin. Ramazan'dan sonra tertemiz bir müslüman olarak, yepyeni bir hayata, yepyeni bir yüksek hayata, İslâmî hayata kavuştursun. Öyle yaşamayı nasip etsin.

el-Fâtiha…

Sayfa Başı