M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hac ve Umre İle İlgili Hadisler

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh

Sizi selamların en güzeli ile selamlıyorum. Önümüzdeki günler hac ibadetinin yapıldığı günler olması dolayısı ile bu haftaki konuşmamda sizlere Peygamber-i Zîşânımız, Server-i Kâinat, Muhammed-i Mustafâ aleyhi efdalü's-salavât ve ekmelü't-tahiyyât Efendimiz'in hacla ilgili hadîs-i şerîflerinden okumak istiyorum.

Birinci hadîs-i şerîf Câbir radıyallahu anh'ten. Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz şöyle buyuruyor:

el-Hâccu ve'l-mu'temiru ve'l-gâzî fi-sebîlillâh ve'l-mücemmiu fî dımânillâh daâhum fe-ecâbûhu ve seelûhu fe-a'tâhum.

Müjdeli bir hadîs-i şerîf, kelimelerini yavaş yavaş izah edelim:

el-Hâccu… Ha harfi uzun. Hâc; haccı yapan kimse, hac eden kimse demek. Mu'temir; umre yapan kimse demek.

el-Hâccu ve'l-mu'temiru; "Haccı yapan ve umre yapan kimse…"

Umre, hac ile beraber de hac zamanı olmayan bir başka zamanda da -sırf umre olarak- olabilir. Umre, haccın arkadaşı olarak hacla bir arada yapılması mümkün olan bir ibadet. Ama [bir müslüman] hac mevsimi olmayan bir mevsimde bu diyarlara gelme imkânı bulursa o zaman sadece umre yapabilir. Yani umre müstakil de olabilir.

Hac mevsimi nedir?

Kur'ân-ı Kerîm'de çok kıymetli olduğu tasrih edilmiş, açıklanmış günlerdir. Bu günlerde yapılan ibadetlerin sevabı çok büyüktür.

Bu günlerde oruç tutmak, çeşit çeşit ibadetleri yapmak; namaz kılmak, Kur'an okumak, sadaka vermek, gecelerini ihyâ eylemek çok sevaptır. Bu günlerin kıymetini bilmek lazım.

Ve'l-fecri veleyâlin aşrin. Ve'l-fecr sûresinde "on gece" diye kendisine öneminden, kıymetinden dolayı yemin edilen on gece, dokuz gündüz... Bayram zaten çok kıymetli bir gün. Ayrıca hacca gelmeyen kardeşlerimiz bayramdan bir önceki gün arefe gününde, yani Zilhicce'nin dokuzunda -hacıların Arafat'a çıktığı zaman oluyor- oruç tutarlarsa, o orucun sevabı da çok büyük.

[Kardeşlerimiz] takvimlerine yazsınlar, not defterlerine not alsınlar; "Bir insan arefe gününde oruç tuttu mu bir geçmiş senenin günahları af oluyor, bir de gelecek senenin günahları af olunuyor." diye müjde var. Gelecek senenin günahlarının af olunması da bir sene daha yaşayacağının müjdesi demek olur. Onun için bu orucu tutmalarını tavsiye edeceğim.

Demek ki hac zamanında insan Kâbe-i Müşerrefe'yi ziyarete gelirse, haccın farzlarını yaparsa, Arafat'a çıkarsa, tavafı, ziyareti, hac ibadetinin gerektirdiği vacipleri, sünnetleri yaparsa ne güzel; hacı olur. Bir insan bu mevsimin dışında bu mübarek yere gelirse -diyelim ki senenin bir başka zamanında, [hac zamanından] iki ay, üç ay sonra geldi- onun bu ziyareti de o zaman yine ibadet olur.

Kâbe tavaf edilir, Safa ile Merve arasında sa'y edebilir, tıraş olunur; umre tamam olur. Biz buna umre diyoruz, umreyi yapan kimseye umreci diyoruz, Araplar mu'temir diyorlar.

el-Hâccu ve'l-mu'temiru; "Haccı yapan kimse, umre yapan kimse..." İsterse hac zamanında hac ile beraber yapıyor olsun, isterse başka bir ayda sırf umre olarak yapıyor olsun... Ve'l-gâzî fî-sebîlillâh; "Allah yolunda gaza eden, cihat eyleyen bir kimse…" O da dünyanın herhangi bir yerinde dini için çarpışan mübarek bir insan.

Ve'l-mücemmiu; Mücemmi', Cuma gününde Cuma namazına giden kimse. Cuma'yı eda eden kimse demek.

Bu dört kimse Fî dımânillâh; "Allah'ın garantisi altındadır, hıfz u himayesi altındadır. Allah bunları himayesine almıştır."

Bu dört kimse kimler?

Hacı, umreci, gazi ve Cumaya giden Cumacı. Bunlar Allah'ın himayesine alınmış, Allah'ın kendilerini koruduğu, kendilerini himayesine aldığı, kefaletine aldığı kimselerdir.

Daâhum fe-ecâbûbuhu; "Çünkü Allah bunları davet etmiştir."

İnsanın hacca gelmesi, Allah'ın nasip etmesiyle; bizim anlamadığımız, ruhlar âleminden, mâneviyat âleminden bilmediğimiz bir şekil olabiliyor. Davet edilen hacca gelebiliyor, davet edilen umreyi yapabiliyor; gazi de öyle, Cuma'ya gelen kimse de öyle Allah'ın nasip etmesiyle oluyor.

Yahut da zaten Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de hac yapmayı, umre yapmayı, cihadı emrettiğine göre davet Kur'ân-ı Kerîm'den umumî olarak yapılmış oluyor. Cuma günü, Cuma namazına gelmek de zaten Kur'ân-ı Kerîm'de yazılmış;

İzâ nûdiye li's-salâti min yevmi'l-cumuati fes'av ilâ zikrillâh.

Demek ki davet umumî; mânevî, gizli değil de umumî olarak. Âşikâre olarak da zaten kitapta, sünnette yazılı bulunduğu için ister o mânevî mânasını düşünelim, ister maddî mânasını düşünelim; deâhum, onları çağırmış bulunuyor, bu işleri yapmalarını emretmiş bulunuyor. Hac, umre, cihat ve Cuma namazı emredilmiş oluyor.

Fe-ecâbûhu; bu kişiler de Allah'ın davetine icabet etmiş oluyorlar. Emri kabul etmiş ve îfâ etmiş oluyorlar.

Ve seelûhu; "Bunun sebebiyle Allah onları çok sevdiği için onlar Allah'tan bir şeyler isterler, istediler." Fe a'tâhum; "Allah da istediklerini verdi!" diyor.

Vereceğinin kesin olması dolayısıyla Peygamber Efendimiz mâzi sîgasıyla söylüyor. Yani istediler, verdi.

İstediklerini mutlaka verecek. Bu işi sanki olmuş bitmiş gibi bilin. Bu işi garantili bilin, mânasınadır.

Onun için "Allahu Teâlâ hazretleri hacıyı, umreciyi, gaziyi, Cumacıyı kendi ibadetine kendisi çağırmış olduğundan onlar da davete icabet ettikleri için onların istediklerini verecek, büyük mükâfatlara nail edecek." diye birinci hadîs-i şerîfi okumuştuk.

Bu büyük bir müjde. Bu müjdeyi bu sene hacca gelebilenler artık kazandılar veya şu günlerden sonra da işlerini tamamlayıp dünyanın muhtelif yerlerinden gelen olursa -çeşitli imkânlara sahip kardeşlerimiz olabilir- onlar da kazanabilir. Ama bu müjdeleri dinleyen kardeşlerimiz önümüzdeki seneye şimdiden niyet etsinler hazırlanmaya başlasınlar. Çünkü niyet etmek de çok sevap. Bir insan bir şeye niyet edince yapamasa bile sevabı alıyor.

Gelelim ikinci hadîs-i şerîfe.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ebû Umâme radıyallahu anh'ten Deylemî'nin rivayet ettiğine göre, buyuruyor ki;

el-Hâccu fî dımânillâhi mukbilen ve müdbiran fe-in esâbehû fî seferi taabu ev nasb gafarallahu lehû bi-zâlike seyyiâtihî ve kâne lehû bi-külli kademin yerfeuhû elfe derecetin fi'l-cenneti ve bi-külli katratin tusîbuhû min matari ecri şehîd.

Bu da hac ile ilgili güzel, müjdeli bir hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

el-Hâccü fî dımânillâhi mukbilen ve müdbiran; "Hacca niyet eden kimse Allah'ın kefaletinde, himayesindedir, koruması altındadır; sevgili bir kulu durumundadır." Allah onu koruyor.

Ne zaman?

Mukbilen ve müdbiran; "Hacca giderken Allah'ın himayesindedir, hacdan dönerken evine varıncaya kadar da Allah'ın hıfz u himayesindedir, kefaletindedir, koruması altındadır."

Zımanındadır; Allah ona zamîndir. Onu koruyor, garanti ediyor.

Fe-in esâbehû fî seferi taabu ev nasb; "Eğer hac yolculuğunda yorgunluk, üzüntü, bitkinlik isabet ederse…"

Ki mutlaka yolculuklarda buna benzer şeyler olur. Her yolculukta olur, ayrıca hac yolculuğunda daha fazla olur. Her ne kadar bugün hac yolculuğu çok daha kolaylaşmışsa da yine de kendine göre birçok zorlukları vardır. İklimlerden doğan zorluklar vardır; Arabistan sıcaktır, başka yerlerden gelenler bu iklime intibakta zorluk çekebilirler. Gümrüklerde zorluklar vardır, uzun bir yolculuk vardır, yollarda, seyahat vasıtalarında çekilen sıkıntılar vardır... Çeşit çeşit sıkıntılara uğrayabilir ama Ğafarallâhu lehû bi-zâlike seyyiâtihî; "Bu yorgunluklar, üzüntüler sebebiyle Allah hacıların günahlarını affeder."

Ve kâne lehû bi-külli kademin yerfeuhû elfe derecetin fi'l-cenneti; "Ayağını attığı yerden kaldırıp her bastığı adımı için cennetten bin derece kazanır."

Hacca adım adım gittikçe, yürüdükçe bin derece, bin derece… Cennette derece kazana kazana gider.

Ve bi-külli katratin tusîbuhû min matarin; "Ve yağmur yağdı, ıslandı sıkıntı çekti. Üzerine damlayan her yağmur tanesinden dolayı da," Ecri şehîd; "bir şehit sevabı kendisine verilir."

Bunların hepsi hacının sıkıntılarının boşa gitmediğinin, Allahu Teâlâ hazretlerinin çok büyük bir şekilde mükâfatlandırdığının, taltif ettiğinin işaretleri, müjdeleri olmuş oluyor. Demek ki zorlukları olmasına rağmen müslümanlar bu ibadetten kaçınmamalı.

Hac hakikaten kolay olmayan bir ibadettir. Genç kardeşlerimize tavsiye ederiz, özellikle gençlik ve dinçlik varken hac yapmaya çalışsınlar. O zaman daha rahat olur. İhtiyarlayınca, vücudun gücü kuvveti azaldığı zaman, sıkıntılar daha çok oluyor ve sıkıntılara tahammül az oluyor. Ama sıkıntı da olsa, o sıkıntılardan büyük mükâfatlar geleceği için insan o mükâfatların hatırına sıkıntılara sabreder.

Sabrın mükâfatının da çok büyük olduğunu zaten biliyoruz. Dinimizin iki esaslı duygusundan birisi sabır, birisi şükür. Sabredeceğiz sevap kazanacağız, şükredeceğiz sevap kazanacağız.

Üçüncü hadîs-i şerîf:

el-Hâccu sebîlullâhi azze ve celle tudâ'afu nafakatuhû seb'a mieti dı'fin.

Bir rivayette de el-Haccu fî-sebîlillâhi geçmiş; ikisi de güzel, aynı mâna çıkıyor. el-Hâccu sebîlullah diye o rivayeti tercüme edersek: "Hac Allah yoludur." Hani fî-sebîlillâh yapılan şeylerin mükâfatı çok ya, hac Allah yolu olduğundan, o grupta olduğundan;

Tudâ'afu nafakatuhû; "Bu hac için yapılan masraflar, infaklar, harcamalar," seb'a mîeti dı'fin; "700 misli ecirle karşılanır."

Bire bir değil, bire on, bire 70 değil; bire 700 misli, mükâfatı büyük oluyor. Çünkü hac Allah yoludur.

Bir rivayette de el-Hâccu fî-sebîlillâh diye gelmiş: "Hac, Allah yolunda yapılmış bir ibadettir." demek, Mâna yine aynı.

Bazı ibadetlerin mükâfatı ötekilere göre daha yüksek veriliyor. Bazı ibadetler bire ondur, bazıları bire 70'tir, bazı büyük, kıymetli ibadetler bire 700'dür.

Mükâfatı bire 700 olan ibadetlerin birkaç tanesini hatırlayalım: Birisi, cihada sarf edilen masraflar; bu bire 700'dür. İkincisi, ana babaya yapılan masraflar; bu da bire 700'dür. Üçüncüsü, aile efrâdına, insanın kendi evine yaptığı masraflar; bire 700'dür. Dördüncüsü, hacca, umreye, bu yola koyulduğu zaman yaptığı masraflar, vergiler, bilet paraları, yemek paraları, vasıta paraları; bu da bire 700'dür. Onun için büyük mükâfatlar olduğu için o masraflardan kaçınmamalı. Hacı efendi büyük mükâfatlarla karşılanacağını bilmeli.

Dördüncü hadîs-i şerîf:

el-Haccu'l-mebrûru leyse lehû cezâun ille'l-cenneh. Kâle: Yâ Resûlallâh ve mâ birru'l-hac? Kâne it'âmu't-taâmi ve ifşâu's-selâm.

Bu meşhur hadîs-i şerîf Câbir radıyallahu anh'ten, Ahmed b. Hanbel rahmetullahi aleyh rivayet etmiş:

el-Haccu'l-mebrûr; "Edepli, takvâlı, güzel bir şekilde yapılmış haccın mükâfatı cennetten başka bir şey değildir, mutlaka cennettir!"

Ve mâ birru'l-hacc; "Yâ Resûlullah, bir haccın takvâ ile yapılması nasıl olacak? Mebrur hac olması için ne yapmamız lazım?" diye sormuşlar.

Sahabe rıdvanullahi aleyhim ecmaîn bu müjdeyi duydukları zaman:

Peygamber Efendimiz buyurmuşlar ki;

İt'âmu't-taâmi ve ifşâu's-selâm; "Yemek yedirmektir, selamı yaymaktır."

Demek ki hacı efendi parasıyla ziyafetler çekecek, fakirlerin ihtiyaçlarını karşılayacak; su ihtiyacı olur, yemek ihtiyacı olur…

Yollar eskiden daha da zorluydu, şimdi çok kolay. Şimdi her taraf süpermarket dolu, her çeşit mal var; parası olan hepsini alabiliyor. Eskiden parası olsa da bulamayabilirdi. Fukarâcıklar hac yapmakta zorlanabilirdi, yollarda telef olurlardı… Başkasına yardımcı olmak çok önemli.

Demek ki haccın takvâlı, güzel bir hac olması için it'âmu't-taâm, ziyafet çekmek, hayırlar yapmak çok önemli. Bir de sağa sola güleç yüzlü selam verecek;

es Selâmu aleyküm ve rahmetullah, es Selâmu aleyküm ve rahmetullah...

Hacı; tatlı olacak, cömert olacak, sevimli sempatik olacak, selamlı ve güleç yüzlü olacak.

Âyet-i kerîmelerden makbul ve mebrur bir hac olması için bazı başka şartları da biliyoruz.

Mesela neler var? Hac yaparken ne olmaması lazım?

Cidal olmaması lazım. Çok oluyor cidal. Cidal, mücadele, insanların birbirleriyle münakaşa etmesi, çekişmesi, çatışması, kavga etmesi demek. Hacda bu yok. Hacda bu olursa haccın sevabı gider.

Sonra füsuk… Füsuk, Allah'ın emrine aykırı işler yapmak demek. Hacda bu da yok. Hacı efendi yol boyunca ve hac esnasında Allah'ın emrine aykırı işler yapmamaya çok dikkat etmeli.

Allah'ın emri nedir, rızası nereden kazanılır, Allah'ın sevmediği işler hangileridir, nelerden insan günaha girer?..

Bir insanın çok önceden bunları kazanması lazım.

Biz yanlış bir eğitim uyguluyoruz. Çocuklarımıza günahları daha büluğa ermeden, sorumluluk çağına girmeden öğretmemiz lazım.

"Hadi bakalım evladım, büyük günahları say bakalım, nelermiş?.."

Çocuk tıkır tıkır sayabilmeli ki, bilmeli ki günahları yapmasın. Günahların neler olduğunu sorumluluk çağına girmeden bilmeli. Büyük günahlar var, küçük günahlar var; onları bilmeli. Sonra maddeten, belli olan günahlar var, bir de belli olmayan, insanların, farkına varamadığı incelikleri bilinmeyen günahları var.

Mesela gıybet bir günah; ama sohbetlerde bol bol gıybet ediliyor, birisinin aleyhinde konuşuluyor. Böyle bir şeyin yapılmaması lazım. Ahlâka aykırı bir şey. Bu günahların her çeşidini çocuklarımıza önceden öğretmeliyiz, kendimiz de bilmeliyiz.

Hacda da bunların uygulaması olacak. Hiç gıybet etmeden, dedikodu yapmadan, harama bakmadan, dilimizle, gözümüzle, kulağımızla, elimizle hatalı bir iş işlemeden, haccı yapmamız lazım.

Sonra refes; re, fe, peltek se. Refes; Müstehcen fiil, müstehcen sözler demek. Bu da olmayacak, böyle bir şey olduğu zaman haccın sevabı gider, bunlara çok dikkat etmesi lazım.

Bir hacı efendi böyle şeyleri yapar mı? Böyle kötü, feci müstehcen şeyleri yapar mı?

Biliyorsunuz, şeytan çok olduğundan yaptırabiliyor. Biz de hoca olarak bunları duyuyoruz. Bize gelip şikâyet ediyorlar veya kendileri itiraf ediyorlar:

"Ben böyle bir hata işledim. Şimdi pişmanım, ne yapayım?.."

Şeytanın hacıya musallat olacağını bilerek hacı kendisini uyanık tutmalı. Günahlara, müstehcen işlere, hatalara düşmemeye dikkat etmeli. Böyle mebrur hac yaparsa mükâfatı da cennet oluyor. Cömert olacak, kesesini açacak, tatlı dilli, güleç yüzlü olacak ve herkese selam yağdıracak, ikram yağdıracak; böylece sevapları kazanacak.

Bu konuda bugün okumak istediğim müjdeli hadîs-i şerîflerin beşincisi:

el-Haccü yükeffiru mâ beyne ve beyne'l-haccillezi kablehû ve ramadâne yukeffiru mâ beyne ramadâne'llezî kablehû ve'l-cumuatü tükeffirü mâ beynehâ ve beyne'l-cumuati'lletî kablehâ.

Ebû Umâme radıyallahu anh'ten.

Bu hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz müjdeliyor:

"Hac, evvelce yapılmış olan öteki hacla aradaki işlenmiş hataların, günahların affına sebep olur, yani kefaret olur, siler. Ramazan kendinden önce tutulmuş olan ramazan ile bu seneki ramazan arasındaki günahların affına sebep olur, yani kefaret olur. Cuma daha önceki hafta kılınmış olan Cuma ile bu Cuma arasındaki günahların affına sebep olur, yani kefaret olur."

Demek ki insan bu ibadetleri yapınca daha öncekilerle aradaki günahlar siliniyor, ondan sonra yaptığı zaman bir evvelki ile aradaki günahlar siliniyor. Böylece günahsız yaşamaya devam ediyor.

Bu bakımdan haccı tekrar tekrar yapmak da önemli, sevaplı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'in tavsiye ettiği bir şey. Bir insan üç beş sene geçince fırsat buldu mu tekrar hac etmeli. Bu konuda bizim Türkiyemizde bir söz yayılmış, bunu çok kimseler söylüyor:

"Hacı efendi bir defa hacca gitmiş, bundan sonra gitmesin!.."

Ne yapsın?..

"Bu parasını hayırlara sarf etsin, bu para memleketi içinde kalsın..."

Ama ikinci sefer yapılan haccın sevap olduğunu gösteren hadîs-i şerîfi okuduk, bu konuda başka hadîs-i şerîfler de var. Hacı efendi günahlardan temizlenince, kalbi pırıl pırıl olunca, mâneviyatın lezzetini alınca zaten ondan sonra ömrünün diğer kısmını da hayırlar yaparak geçiriyor. Parasını, dairesini vakıflara bahşediyor, Kur'an Kursu yaptırıyor, köprü yaptırıyor, köye su yaptırıyor… Hayır için vesile arıyor, bahane arıyor. Parasın nasıl, nerede bir hayra sarf eder de nasıl sevap kazanırım diye bütün varını yoğunu hayra sarf etmeye çalışıyor.

Bu nerden oluyor?

Gönlünün iman ile dolmasından, hac yapmasından, Allah'ın onu affetmesinden, ona güzel duygular vermesinden oluyor. Çevrede nice zenginler var ki hiçbir hayrı yok. Herkes kendisine kızıyor. "Bak bu kadar parası var ama bir hayır bırakmadan gidiyor!.." diye darılıyorlar.

Neden?

Onun içinde iyilik yapma duygusu gelişmemiş. Sonra;

"Memleketin parası memlekette kalsın!.."

İyi, güzel ama ibadetten kısarak mı "memleketin parası memlekette kalsın" diye düşüneceğiz?! Memleketin parası boş yere başka yerde gitmiyor mu? Avrupa'ya kumar oynamaya gidenler yok mu, İsviçre'ye kayağa gidenler, Kongo'ya aslan avına gidenler yok mu?!.. Şöyle bir eğleneceğim, Amerika'yı, Avrupa'yı, bir dolaşayım; kürkler alayım, giyecekler alayım, yiyecekler alayım… diye oralara gidenler yok mu?!

Oraya gitmese bile Türkiye'de yabancı mallarına korkunç bir rağbet var. "İthal malı kullanımında müthiş bir patlama var!" diye gazeteler yazıyor.

Niye veriyoruz?

Bizim kendi üretimlerimiz ihraç edilip de bir sürü döviz kaybına sebep olacak yabancı malları niye kullanalım?! Her ülke kendi ürettiği malının satışı için gayret sarf ediyor. Mesela Fransa'yı bir düşünün; Fransa bakanlıklarında, devlet dairelerinde kendi otomobilini kullanıyor. Kendi vatandaşlarının kendi otomobilini kullanmasını istiyor. Tutku halinde bir duygu olarak yaymaya çalışıyor. Almanya öyle. Kendi otosunu kendisi kullanmak istiyor. Her ülke buna gayret sarf ediyor.

Biz Türkiye'de ziraatten, imalattan veya ticaretten kazanıyoruz, paralarımızı götürüp başkalarına veriyoruz. Korkunç bir israf, korkunç bir döviz kaybı. Lüzumsuz bir lüks ve israfa harcama. Bununla uğraşalım, bu daha önemli. Biraz tasarrufa, biraz tevazua insanlarımızı sevk edelim. Çin'in, Japon'un yaptığı gibi yerli ürünlerimizi kullanmaya teşvik edelim. Tasarrufu teşvik edelim. İhracatı teşvik edelim… Böylece bu açığı kapatmaya çalışalım. Bir hacının üç beş senede bir ibadet yapması için hacca gelmesi bahis konusu olunca, onun karşısına çıkmak doğru olmuyor.

Bu arada bir de Cuma namazı müjde olarak veriliyor. Demek ki Cumayı da kılmaya çok çok gayret edeceğiz ve Cumanın da kaçırılmamasına dikkat edeceğiz. Bu hususta iki şey var: Bir, kişilerin Cuma namazını kılmakta tembellik etmeyip namazlarını kılmaları lazım. İş yerini kapatması, dükkânını tatil etmesi, işçilerine de "Bugün Cuma, hadi bakalım, size tatil ediyorum; erkenden kapatın, Cuma namazı kılın." demesi lazım. İş yerinin Cuma saatinde kapalı olması dinimizin emri. Açık olursa günah olur.

Vezeru'l-bey'; "Alış verişi bırakın!" emrine aykırı olur.

Cuma günü hem patronların kendileri camiye gelecekler, hem de çalıştırdıkları insanların cumaya gelmesini sağlayacaklar. En büyük patron olan devlet de tabi memurlarına, kendi çalıştırdığı insanlarına bunu sağlamalı. Cuma günündeki o saatte memurlarının Cuma namazına gitmesini sağlamaya çalışmalı. Bu çok önemli bir husus. Bu hususta kim yardımcı olursa derece derece… Mesela valiler saat ayarlaması yaparak Cuma namazının memurlar tarafından kılınmasını sağlayabilirler, böyle bir salahiyet onlarda var.

Kim böyle bir ayarlamayla insanların Cuma namazı kılmasını sağlıyorsa, kılanların sevabının bir misli büyük mükâfat onun defterine yazılır. Müftü efendiler de Cuma vakti evvel girmiş olan yerlerde Cuma namazının kılınmasını memurların daireden çıktığı saate biraz tehir ederek, ayarlayarak öğrencilerin, memurların girmesini sağlayabilirler. Okullarda da öğrencilerin cumaya gitmesi için o Cuma saatinde ders konulmayabilir. İmam-Hatip Okullarında Cuma saatlerine ders konulmuyor, öteki okullarda da konulmasın. İbadet hürriyetinin gereği olarak öğrenciler Cumaya gidebilsinler.

Bu hususta da kanunî düzenlemeler yapmak gerekiyorsa milletvekillerinin de o düzenlemeleri yaparak, Cuma ibadetini isteyenlerin kolayca yapmasını sağlaması çok büyük sevap kazanmalarına sebep olur. Böylece onlar da bütün Cuma kılanların bir mislini kazanmış olurlar.

Son bir müjdeli hadîs-i şerîfi okuyarak konuşmamı bitirmek istiyorum.

Ebû Musa el-Eş'arî hazretleri Peygamber Efendimiz'den rivayet etmiştir:

el-Hâccu yüşeffeu fi erbaamiatin min ehli beytihî ve yehrucu min zunûbihî ke-yevme veledethü ümmühû.

Hacı efendi, ailesi ve akrabalarından 400 kişiye şefaat hakkına sahip olur."

Âhirette şefaat edecek!

Şefaat etmek ne demektir?

Şefaat etmek; "Yâ Rabbi, bu kusurlu; ama sen bunu benim hatırım için affet ve günahlarını bağışla…" diyecek ve onun cennete girmesine sebep olacak. 400 kişiye şefaat ediyor, bir hacı efendi; akrabasından, yakınlarından 400 kişiye şefaat hakkına sahip. Demek ki bir kavim, kabile içinde hacca gidecek insanları teşvik etmeli. "Aman hacca gidin de biz de istifade edelim." demeli. Yani hacca gidemeyenlerden 400 kişi de ondan istifade edecek olduğu için toplu bir hayra mazhar olma durumu oluyor.

Ve yehrucu min zunûbihî ke-yevme veledethü ümmühû; "Hacı efendi günahlarından sıyrılır, tertemiz çıkar."

Nasıl çıkar?

Ke-yevme veledethü ümmühû; "Annesinin onu doğurduğu gündeki mâsum hali gibi."

Nasıl bebek dünyaya geldiği zaman hiç günah işlememiştir, yavrucak mâsumdur, daha hiç bir sorumluluğu yoktur, defteri tertemizdir, bembeyazdır, hiç günah yazılmamıştır; hacı da haccı yaptıktan sonra annesinin onu dünyaya getirdiği o ilk gündeki gibi tertemiz, günahlardan arınmış olur.

Ne yapması lazım?

Haccı yaptıktan sonra artık o tertemiz defterini tekrar günahlarla kapkara yapmamaya çalışması lazım, sıkı durması lazım, iyi bir müslüman olarak yaşamaya gayret etmesi lazım.

Burada -hatırıma geldi- bazı kimseler de diyorlar ki;

"Ben hacca gitmiyorum."

"Allah Allah! Bu kadar mükâfatları var, niçin gitmiyorsun?"

"Hac güzel, mükâfatları var da ben hacdan geldikten sonra belki kendimi tutamam, günah işlerim diye gitmiyorum..."

Bu çok yanlış bir felsefe, çok yanlış bir düşünce; şeytanın bir kandırmacası! Çünkü iyi bir şey sonradan buna riayet edemem diye bırakılamaz. İnsan riayet etmek niyeti ile "İnşaallah bundan sonra ben iyi bir insan olurum." diye yapar. Kusur olsa bile o niyetle yaptığı için hac yapmış olmanın mükâfatlarını kazanmış olur. Bir zarara uğramaz.

Böyle birtakım sakat felsefeler var: "Hacca giden bir daha gitmesin… Genç yaşında gitmesin çünkü hacılığına riayet edemez…" gibi şeyler. Bunların hepsi şeytanın uydurduğu, insanların arasına yaydığı "Hac yapmasınlar, sevap kazanmasınlar, -kendisi gibi- cehenneme girip yansınlar!" diye uğraştığı şeylerdir, yanlış vesveselerdir. Bunlara riayet etmemek, kanmamak lazım. Bu haccın muazzam mükâfatlarını elden kaçırmamak lazım.

Temenni ediyorum; hacca gitmeyenlere önümüzdeki yıllarda hac nasip olsun, bugünkü hadislerde okuduğum mükâfatlara nâil olsunlar, cenneti kazansınlar ve âhirette akrabalarından 400 kişiye şefaat hakkını elde etsinler. Attıkları her adımdan, üzerine yağan her damladan dereceleri yükselsin, bu mükâfatlara ersinler.

Allahu Teâlâ hazretleri onları hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar eylesin.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Sayfa Başı