M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Gecesi ve Gündüzü Kıymetli Olan Dört Gün

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdü li'llâhi Rabbi'l-âlemîne alâ külli hâlin ve fî külli hîn ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîne Muhammedini'l-emin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sözleri, beşer sözlerinin en güzeli olduğu için şu mübarek gecede onun sözlerinin, hadîs-i şerîflerinin geceyle ilgili olanlarını size Kenzü'l-Ummâl kitabından nakletmek istiyorum.

Deylemî, Enes radıyallahu anh'ten rivayeten kaydetmiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuşlar:

Erbaun leyâlîhinne ke-eyyâmihinne ve eyyamühünne ke-leyâlîhinne yebürru'llâhu fîhinne'l-kaseme ve yu'tiku fîhine'n-neseme ve yu'tî fîhinne'l-cezîle, leyletü'l-kadri ve sabâhuhâ ve leyletü arefete ve sabâhuhâ ve leyletü'n-nısfi min Şa'bâne ve sabâhuhâ ve leyletü'l-cümuati ve sabâhuhâ.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Bu okumuş olduğumuz mübarek hadîs-i şerîfin mânası dilimin döndüğünce şöyle:

Erbaun. "Dört gün vardır." Leyâlîhinne ke-eyyâmihinne. "Geceleri gündüzleri kadar kıymetlidir." Ve eyyâmühünne ke-leyâlîhinne. "Gündüzleri de geceleri kadar kıymetlidir."

Gecesi de gündüzü de feyizlidir, rahmetlidir, bereketlidir, sevaplıdır, nurludur, ecirlidir.

Yebürru'llâhi fîhinne'l-kasem. "O günlerde, o günlerin içinde Allah yeminini tahakkuk ettirir." Ve yu'tiku fîhinne'n-neseme. "Bu gece ve gündüzlerde insanları âzat eder." Ve yu'tî fîhinne'l-cezîle. "Ve bugünlerin gecelerinin içinde, ikramını rahmetini çok bol olarak verir."

Bu dört günden bir tanesi; leyletü'l-kadri ve sabâhuhâ, "Kadir gecesi ve onu takip eden sabah ve gündüz."

"Rahmetim gazabından artıktır, onu geçmiştir." buyurması, Allah'ın kullarını affedeceğini vaat buyurmasının tahakkuk ettiği, kulların âzat olduğu, cehennemlik duruma düşmüşken affedildiği, bağışlandığı ve kulların maddî ve mânevî çok ecirlere, sevaplara erdiği dört günden, geceden birisi Kadir gecesi ve sabahı.

Çok kıymetli bir gece ve gündüz ama saklanmış, meçhul, gizlenmiş.

Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehr. "Bin aydan -içinde Kadir gecesi bulunmayan seksen küsur seneden- daha hayırlı" ama gizlenmiş.

Belki Ramazan'ın bazı günleri içinde geziyor. Bir sene on yedisinde, bir sene yirmi birinde, bir sene daha başka bir gecesinde, gündüzünde; belki Ramazan'ın aşr-ı evâhirinde, Ramazan'ın son on gününde olduğunu bildiren hadîs-i şerîfler, rivayetler var.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Ramazan'ın son on gününde evine dahi gitmeyip camide itikâf eyleyip camide yatıp kalkıp itikâf ve ibadet ile o gecenin ihyasını bizlere sünnet eylemiş; kendisi icra eylemiş, bizlere de tavsiye edilmiş, sünnet-i müekkede olmuş ama yine de saklı.

Bu saklılık dolayısıyla kıymetli. Allah, Kadir gecesine uğramayı, isabet etmeyi; Kadir gecesini Rabbimiz'in rızasını kazanacak şekilde ihya etmeyi nasip eylesin. Önümüzdeki yakın bir zamanda Ramazan gelecek, on beş gün sonra, Ramazan'ın da yirmisinden sonra olabilir; ona da hazırlanalım.

Bu dört günden birisi Kadir gecesi ve sabahı.

Hiye hattâ matlai'l-fecr. "Fecir doğuncaya kadar."

Peygamber Efendimiz; "sabahı da hayırlı" diye bildiriyor.

Ve leyletü'l-arefete ve sabâhuhâ. "Arefe gecesi ve sabahı."

Hacıların, oraya davet olmuş bahtiyarların, Hicaz'a gidip haccettikleri Zilhicce'nin sekizinde Mina'dan hareketle dokuzu sabahında -sekizinde Mina'da kaldıktan sonra- vardıkları Arefe.

O Arefe akşamı ve sabahı artık bayramın birinci günü oluyor; o da çok şerefli bir gün. Allah kurban bayramına da sıhhatle, âfiyetle şu cemaatimizi, kardeşlerimizi, mü'minleri müjdeli hallerle, sevindirici hallerle eriştirsin; o da önümüzde.

Ve leyletü'n-nısfi min Şa'bân ve sabâhuhâ. "Şaban ayının yarısı gecesi ve sabahı."

Şu içinde yaşamakta olduğumuz bu gece; Şaban'ın yarısı olan, on dördünü on beşine bağlayan gece, Şaban'ın yarısı gecesi, bu belli. Bu tayin edilmiş, aşikar elhamdülillah ve içindeyiz.

Allah bu gecenin hayrından, bereketinden istifade edenlerden eylesin. Gafillerden, cahillerden, mahrumlardan etmesin. Sonra bir tane daha müjdeli gece ve sabahı kaldı.

O da; leyletü'l-cümuati ve sabâhuha, "Cuma gecesi ve sabahı."

Bu da her hafta tekerrür ediyor, bu da belli elhamdülillah; Cuma gecesi ve Cuma sabahı...

Leyle-i ğarra ve yevmi eğar diye bildirilmiş, hadîs-i şerîfteki pırıl pırıl, nurlu, nurların cûşa geldiği mübarek bir gece ve belli. Belli ama işte insanlar bunların faziletini bilmeyince, ihya etmesinin şeklini de bilmeyince yine mahrum kalan mahrum kalabiliyor.

Allah bizi ilimden, irfandan, Resûlullah Efendimiz'in sünnetinden, yolundan ayırmasın. Gafillerden, cahillerden, İslâm'ı bilmeyenlerden eylemesin. Bu fırsatları kaçırıp da âhirette pişman olanlardan eylemesin.

İkinci hadîs-i şerîfi okuyorum. Bu hadîs-i şerîfi de Hz. Âişe Sıddıka validemiz -Allah şefaatine erdirsin- Peygamber Efendimiz'den rivayet etmiş. Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs'inde kaydeylemiş.

Yesuhhu'llâhu azze ve celle mine'l-hayri fî erbai leyâlin sahhan leyleti'l-adhâ ve'l-fıtri ve leyletün nısfi min Şa'bân ve yensehu fîhe'l-âcâlü ve'l-erzâka ve yektübü fîhe'l-hacce ve fî leyleti arefete ile'l-âzân.

Allahu Teâlâ hazretleri dört gecede şöyle bir Rahmânî nida ile sayha eder, kullarına lütfunu bol bol döker ve seslenir ki bu hayırlarına mazhar olunan dört gece şunlardır:

Leyleti'l-adhâ. "Kurban bayramının gecesi."

Demin söylediğim; hacıların Arafat'tan Müzdelife'ye dönmeye başladıkları gece.

Ve leyleti'l-fıtr. "Ramazan bayramının evvelindeki gece."

Akşam Ramazan, ertesi sabah Ramazan bayramı olan gece. Bu bize daha yakın. Ramazan'ın sonunda inşaallah bu geceyi ihyâ eylemeyi Allah nasip eylesin.

Ve leyletin nısfı mine'ş-Şa'bân. "Şaban'ın yarısı gecesi şu içinde bulunduğumuz gece."

İşte bunu ispat eden bir hadîs-i şerîf oluyor. Şu toplanmamızın sünnet-i seniyyeye uygun olduğunu, doğru olduğunu, büyük bir lütuf olduğunu gösteriyor.

Yensehu fîhe'l-âcâlü ve'l-erzâk. "Allahu Teâlâ hazretleri bu gecede, Şaban'ın yarısı gecesinde ecelleri ve rızıkları yazar."

Kimin ömrü ne kadar? Kimin rızkı ne kadar? Bu önümüzdeki sene içinde hangi vakitte, ne rızıklar kendisine ulaşacak? Ölecek olanlar hangi zamanda vefat edecek? Eceli ne zaman bitiyor? Bu gecede yazılır.

Ve yektübü fîhe'l-hac. "Ve kimin hacca gideceği de bu geceden kaydedilir, bildirilir."

Bu üçüncü gecenin özellikleri hakkında Efendimiz, araya iki cümle sıkıştırmış, ifade eylemiş:

Bu Şaban'ın yarısı gecesi, sadece gecesiyle gündüzüyle Allah'ın çok nimetler verdiği, ecirler verdiği, kulları cehennemden âzat ettiği geceler değil. Bir özelliğini daha görmüş oluyoruz:

Kim ölecekse o yazılıyor, insanların rızıkları yazılıyor, kim hacca gidecekse o yazılıyor. Önümüzdeki sene bir dahaki Berat gecesine kadar olacak hadiselerin kaydedildiğine dair bir ifadeyle burada tenevvür etmiş olduk, taallüm etmiş olduk, öğrenmiş olduk, karşılaşmış olduk.

Arkasından dördüncü geceyi de belirtmiş:

Ve fî leyleti Arefeti ile'l-ezân. "Arefe gecesi ezan okununcaya kadar, sabah ezanı okununcaya kadar o da bu mübarek gecelerdendir." diye bildirilmiş.

Hz. Âişe Sıddıka validemizden yine Deylemî tarafından rivayet edilmiş diğer rivayeti de teberrüken okuyoruz.

Şa'bânü şehrî ve Ramadânü şehru'llâh ve Şa'bânü el-mutahhir ve Ramadânü el-mükeffir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

Şa'bânü şehrî. "Şaban ayı, benim ayımdır."

Recep ayı; Allahu Teâlâ hazretlerinin kullarını af ettiği aydır, tevbeleri kabul eylediği aydır. Şaban da benim ayımdır.

Peygamber Efendimiz'in "benim ayım" dediği ay, "Şaban ayı" onun ayı olduğuna göre bizim ne yapmamız gerektiğini daha sonraki rivayette öğreneceğiz; onun için dikkatle dinleyin.

"Şaban benim ayımdır." buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem.

Ve Ramadânü şehru'llâh. "Ramazan da Allah'ın ayıdır."

Tabi "Ümmetin ayıdır." diye rivayetler de var. Allah'ın Peygamber Efendimiz'in ümmetine bu üç aylardaki değişmelerinin sonunda büyük ihsanları bahşettiği ay olmuş oluyor.

Ve Şa'bânü el-mutahhir ve Ramadânü el-mükeffir. "Şaban ayı; kulları günahlardan, hatalardan temizleyen Ramazan'a hazırlayan bir aydır. Ramazan ayı da günahların afv u mağfiret olunduğu bir mübarek aydır." diye bu önümüzdeki zamanların hayrı ve bereketi bu hadîs-i şerîflerde belirtilmiş oluyor.

Nihayet bu ayın Peygamber Efendimiz'in ayı olmasının önemini neymiş? Onun ayı olmasına göre bizim ne yapmamız gerektiğini bildiren rivayeti okuyacağım.

Enes radıyallahu anh'ten İbn Hibban rivayet eylemiş ki;

Hîretu'llâhi mine'ş-şühûri şehrü Recebin ve hüve şehru'llâh. "Allah'ın aylar içinde kendisinin kullarına rahmeti için seçmiş olduğu ay, Recep ayıdır."

Kulların günahlarını bağışlamak için seçtiği ay Recep ayıdır.

Ve hüve şehru'llâh. "Allah'ın seçtiği bu ay, 'Allah'ın ayı' diye adlandırılmıştır."

Bütün zamanlar, bütün mekanlar, bütün kullar, bütün mahlûkât hepsi Allah'ın olmakla beraber Recep ayı, Allah'ın ayı olma şerefi ile Allah'ın o ismine izafe edilme şerefiyle şereflenmiş bir aydır. Günahların affolunduğu, tevbelerin kabul olunduğu bir ay olması dolasıyla Allahü âlem...

Men azzeme şehra'llahi Recebe fe-kad azzeme emra'llâh. "Kim Allah'ın ayı olan bu Recep ayına tâzim ederse..."

Geçti, onu geçirdik, inşaallah iyi geçirmişizdir. Allah kusurlarımız varsa affetsin.

"Kim Recep ayına hürmet eder, tâzim eylerse."

Fe-kad azzeme emra'lllâh. "Allah'ın işini önemsemiş Allah'ın işine önem vermiş, Allah ile ilgili olan şeylere değer vermiş olur."

"Madem bu ay Allah'ın ayıymış; o halde ben oruç tutayım. Madem bu ay Allah'ın ayıymış, tevbeleri kabul ettiği aymış; ben tevbe edeyim." diye hürmet eden, izzet eden, itibar eden kazandı. Bu sefer kaçırdıysa bile Allah bundan sonra kaçırmamayı, gafil olmamayı nasip eylesin.

Ve men azzeme emra'llâhe edhelehû cennâti'n-naîm. "Kim Allah'ın işlerini tâzim ederse hürmetle karşılarsa, -Mesela Allah'ın kullarından bir kul, bir zât-ı muhterem yolda bir kağıt parçası görmüş, bakmış üzerinde bismillah yazıyor; almış, kaldırmış, yıkamış, öpmüş başına koymuş. Gece rüyasında görüyor ki 'Sen benim ismime hürmet ettin ben de seni afv u mağfiret ettim. Çünkü orada bismillah yazılı, Allah'ın ismi yazılı. Bismillah'a Allah'ın ismi diye ondan hürmet ediyor, kitabullaha 'Allah'ın gönderdiği kitap' diye hürmet ediyor, Resûlullah'a 'Allah'ın gönderdiği elçi' diye hürmet ediyor, aya 'Allah'ın seçtiği ay' diye hürmet ediyor.- Allah ile ilgili olan her şeye hürmet edenin mükâfatı nedir?

Edhalehû cennâti'n-naîm. "Allah onları, böyle insanları naîm cennetlerine sokar."

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

"Çocuğunuza 'Muhammed' ismini koyarsanız o ismin hürmetine de riayet edin."

Adı 'Muhammed' olup da ondan sonra da azar, bağırma çağırma olmaz. Madem 'Muhammed' adını koydun. O halde; "Bu Peygamber Efendimiz'in adı" diye izzet edeceksin, hürmet edeceksin; onun gibi...

Allah'ın işine hürmet eden de Allah'ın cennet-i naîmine soktuğu bahtiyarlar arasında olur.

Ve evcebe lehû rıdvanehü'l-ekber. "Ve onu, böyle hareket eden kimseyi, Allah'a ait her şeye hürmet ve tâzim gösteren, itibar etme duygusallığını, duygusunu gösteren kulu Allah rıdvân-ı ekberine erdirir.

Rıdvan-ı ekberi nedir?

Allahu Teâlâ hazretleri kullarını Firdevs-i âlâsına ve diğer cennetlere soktuktan sonra; "Ey kullarım! Ben sizi cennetime soktum, sizden razı oldum. Bundan sonra size asla gazap, kızma ve Allah'ın cezasına uğrama olmayacak. 'Rıdvan-ı ekberim'i size bahşettim.'" diye bildirilecek.

Kullara ihsan edilen en büyük ikramlardan birisi olmuş oluyor. Böyle hareket eden kimseyi Allah, işte o rıdvan-ı ekber'ine de erdirir.

Biz Allah'tan isterken yüzümüzün karasına bakmayıp ne isteyeceğiz?

"Yâ Rabbi! Sen bizi Firdevs-i a'lâna dâhil eyle." diyeceğiz.

Neden?

Peygamber Efendimiz öyle tavsiye etmiş.

Diyor ki;

"Firdevs-i âlâ cennetin en orta yeridir, en ala yeridir; cennetin bütün o güzel nehirleri oradan çıkar, aşağılara doğru akar. Siz Allah'tan isterseniz Firdevs-i âlâyı isteyin."

"Ben layık değilim ama Allah vermeye kâdir." diye düşünün. Ekremü'l-ekremîn olduğundan zaten O'nun rahmetinin pahasını ödemek mümkün olmadığından biz isteriz o da ihsan eder.

Zaten her lütfunu, nice nice sayısız nimetlerini biz istemeden haberimiz olmadan vermiş de biz daha anlayamıyoruz bile içinde yüzdüğümüz nimetleri bile anlamaktan âciziz. Anlayalım anlamayalım vermiş.

Ekremü'l-ekremîn'liğinden, gayp hazinelerinden vermiş de biz daha farkında bile değiliz.

Onun için rıdvan-ı ekber'ini de verir ama ne yapacağız?

Allah deyince yüreği hoplayacak insanın, tüyleri diken diken olacak. Kur'an deyince, Kur'an dinleyince gözlerinden yaşlar dökülecek. "Recep ayı Allah'ın ayı" deyince ona göre değişecek. "Şaban ayı, Resûlullah'ın ayı" deyince ona göre davranacak.

Tavrı Allah'a göre olacak. Allah'ın her şeyine Allah ile ilgili her şeye sevgi gösterecek. Bir kimse bir şeyi sevdi mi bir kimseyi sevdi mi onun hatırasına da hürmet eder.

Bak seneler geçti şurada rahmetullahi aleyh Hocamız(Mehmed Zahid Kotku) deyince yüreğimiz hopluyor.

Neden?

Bu caminin sahibi oydu, kurucusu oydu. Bizi yetiştiren o, terbiye eden o. Bir tespihi elimizde olsa seviniyoruz. Şu sırtımdaki cübbe onun cübbesidir; keyfimden uçuyorum. Sarığı falanca ihvanımıza hediye etmiş; "Bir hatırası var." diye o sevincinden uçuyor.

Neden?

Sevilen insanın eşyası da sevilir, çoluk çocuğu da sevilir, hatırası da sevilir, kitabı da sevilir, her şeyi sevilir.

Recep ayı Allah celle celâlühû'nün ayıymış; ona hürmet etmesi lazım. Allah bizi o duygusallığa eriştirsin. Duygusuz olmak, gözü yaşarmamak, gözlerinden yaşlar akmamak, kalbinin rikkate gelmemesi büyük bir mahrumiyettir. Allah bizi duygulu kullarından eylesin. Duyanlardan, sezenlerden, güzellikleri kavrayanlardan, güzellikten anlayanlardan eylesin. Sevgiden, güzellikten, rahmetten anlayanlardan eylesin.

Ne güzel! Hadîs-i şerîf devam ediyor:

Ve Şa'bânü şehrî. "Şaban da benim ayım."

Ey ümmetim! Bu ayı da ben seçtim. Allah Recep ayını seçmiş. "Kullarım Recep ayı gelince ceketlerini iliklesinler, kendilerini kötülükten çeksinler, kendilerine şöyle bir çeki düzen versinler, Allah'ın yoluna girmek için bir hazırlığa girişsinler, 'Allah'ın ayı geldi, tevbe ayı geldi.' diye toparlansınlar, hazır ol vaziyetine gelsinler." diye, o ayı seçmiş hikmetinden sual olunmaz, nice nice hikmetleri vardır.

Resûlullah Efendimiz de onun arkasından Şaban ayını benimsemiş, "Şaban ayı da benim" buyurmuş; başımızın üstünde. Şimdi Resûlullah Efendimiz'in ayındayız, ne yapacağımızı şaşırdık, gözümüz etrafı görmemeye başladı. Resûlullah'ın ayı.

Fe-men azzama şehre Şa'bâne fe-kad azzame emrî. "Kim Şaban ayına tâzim ederse hürmet ederse bana ait hususlara hürmet etmiş olur."

Lebbeyk yâ Resûlallah, lebbeyke ve sadeyk sana hürmet etmez miyiz ya Resûlallah, senin ayına da canımız feda!

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ayını da, bu mübarek Şaban ayını da Resûlullah Efendimiz'in hoşnut olacağı bir şekilde geçirmeyi Allah bize nasip eylesin. Bizi mahrumlardan etmesin, Resûlullah Efendimiz'den uzak etmesin, şefaatinden mahrum etmesin, 1400 sene sonraları gelmişiz; rüyalarda sık sık güzel cemalini görmeyi nasip eylesin, âhirette de Firdevs-i Âla'da da kendisine komşu eylesin.

Fe-kad azzame emrî ve men azzame emrî küntü lehû faradan ve zuhran yevme'l-kıyâmeti. "Kim de benim işime tâzim ederse, bana ait şeylere sevgi saygı gösterir de kendine çeki düzen verir ona gönlünden bağlanırsa ve benim emirlerime buyruklarıma riayet ederse ben kıyamet gününde onun havz-ı kevsere davetçisi olurum." diyor Resûlullah Efendimiz.

"Gel bakalım, sen benim ümmetimsin, buyur." diye Resûlullah Efendimiz; "Havz-ı kevserin başında onun oraya davetçisi olurum." buyuruyor.

Ve zuhran. "Ve onun azığı, zahiresi, mânevî nimetlerinin temin edicisi olurum." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Allahu Teâlâ hazretleri, şu Şaban ayına en güzel tarzda hürmet edip de Efendimiz'in o havzına kendisi tarafından davet edilmeyi, o mânevî nimetleri onun elinden tedavül etmeyi cümlemize nasip eylesin.

Ve şehrü Ramadân şehrü ümmetî. "Gelecek olan Ramazan ayı da o da ümmetimin ayıdır." diye buyurmuş Peygamber Efendimiz.

On beş gün sonra Şaban bitecek, hilali göreceğiz. Ramazan ayı girecek; o da bizim ayımız. Biz seçmedik; bize ikram edilmiş, bize tahsis edilmiş, bize lütfedilmiş. Bizim bilmediğimiz zamandan Allah'ın ikramı bize ayrılmış. Yeni öğreniyoruz, bu akşam öğreniyoruz, okuyoruz da öğreniyoruz. Elhamdülillah Allah bize ay ayırmış. "Şu ay da sizin ayınız olsun." demiş.

Ne olacak? Bizim ayımız olunca ne olur?

Femen azzame şehrü Ramadâni ve azzame hürmetehû lem yentehikhu. "Kim Ramazan ayına tâzim ve hürmette bulunursa ve onun saygınlığını, saygıdeğerliğini, hürmetini bilir de riayet ederse, o aya değer verirse ve onun içinde günahlara dalarak onun hürmetini parçalamazsa, ayaklar altına almazsa, kendisi günahlarıyla Ramazan'ın değerini ayaklar altına düşürmezse." Ve sâme nehârehû "Gündüzleri sıhhatliyse, mazereti yoksa, sağ salimse, fazladan orucunu tutarsa." Ve kâme leylehû. "Gecesinde teravih namazı kılarak, teheccüd namazları kılarak gecesini ihyâ ederse." Ve hafize cevârihahû. "Ve âzâlarını da günahtan korursa."

Muhterem kardeşlerim!

Oruç sadece midenin işi değildir; on beş gün önceden size ihtar ederim. Resûlullah Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden naklederim, bildiririm ki Allahu Teâlâ hazretleri suyu helal kılmıştır, su helaldir.

Şarap haramdır, su helaldir. Yemek helaldir, domuz eti haramdır. Helal olan suyu içmiyoruz. Helal olan yiyecek ve içecekleri Allah'ın rızası için yemiyoruz, içmiyoruz. Sahur vaktinden akşam ezanına kadar yemiyoruz. Helallerden bile kendimizi alıkoyuyoruz.

Ya Allah'ın "Hiç yapmayın!" dediği haramları yapmak yakışır mı? Allah'ın; "Yapmayın, etmeyin, günahtır, haramdır, cezalandırırım, gazap ederim, ceza veririm, kızarım, yakarım." dediği şey yapılır mı?

Bu ne biçim saçmalıktır! Helallerden bile vazgeçiyor, tamam, helal olan suyu içmiyor, helal olan lokmayı -o vakitte oruç tutuyor- yemiyor da Ramazan'da da olsa Ramazan'ın dışında da olsa zaten haram olan şeyi şimdi bu fedakârlık derecesine yükselmiş olan bir insan yapar mı? Yaparsa cahilliğinden yapar. Çok çok cahilmiş demek. Harama bakmaya devam ediyor; gitti senin orucunun sevabı. Gıybet etmeye devam ediyor; gitti senin orucunun sevabı. Günahlara devam ediyor; gitti senin orucunun sevabı.

Peygamber Efendimiz ne diyor, bakın:

Ve hafiza cevârihahû.

"Cevarih" ne demek?

İnsanın âzâları demek. Her âzâsını koruyacak; gözünü haramdan koruyacak, elini harama uzanmaktan koruyacak veya başkasını dövüp, sövüp, çimdirip, vurup, kırıp, incitmekten koruyacak.

Bu el bu işlere yarar; iyiye de yarar kötüye de yarar. Bu eli günahlardan koruyacak, bu gözü haramlardan koruyacak. Bu dili yalandan, dolandan, gıybetten, iftiradan, başkasını üzecek sözleri söylemekten, insanı günaha düşürecek veya okun çıktığı gibi dinden imandan çıkarıp götürecek şeyleri söylemekten koruyacak.

Midesini koruyacak, namusunu koruyacak, ayağıyla haram yere varmayacak. "Ayağıyla haram yere vardı mı ayağın orucu bozuldu." demek. "Elini harama uzattı mı elin orucu bozuldu." demek. "Elini namahreme uzatıp tuttu mu elinin orucu bozuldu." demek.

Gözüyle harama baktı mı diliyle gıybet etti mi... Hadîs-i şerîflerde var; "Gıybet ettiği zaman, diliyle günah işlediği zaman orucun sevabı gider, orucu bozulur." diyor alimlerimiz, parantez içinde izah ediyorlar.

Sevabı gider. "Orucu bozuldu." diye yemeye içmeye kalkmasın. Bu sefer kefaret de gerekir. Sevabı kalmadı. Kaybetti, büyük ölçüde kat sayılarını kaybetti, demektir.

Onun için oruçlu kimse âzâsını da koruyacak; her azasını her günahtan koruyacak. Kızmayacak, sövmeyecek, saymayacak, kalp kırmayacak, şeytana uymayacak, kötülere uymayacak.

İşte Ramazan'da böyle yaparsa...

Harece min Ramadân ve leyse aleyhi zenbün yatlübu'llahu bihî. "Allah'ın; onun yakasına yapışıp da 'Niye bu günahı işledin?' diyeceği hiçbir günahı kalmamış vaziyette Ramazan'dan çıkar." diyor Peygamber Efendimiz.

Hürmet ederse, oruç tutarsa, gecesini ihyâ ederse, âzâlarını günahlardan korursa o zaman demek ki hiç günahı kalmamış bir şekilde Ramazan'dan çıkmış olacak, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bu gecenin Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tarafından ne kadar önemli olduğunu bu hadis-i şeriften anlatmıştık; birkaç tanesini daha ekleyeyim.

İbn Hibban'ın Üsâme radıyallahu anh'ten rivayet ettiği başka bir hadîs-i şerîfe geçiyorum:

Şa'bânü beyne Recebin ev beyne Recebe ve şehri Ramadân tağfülü'n-nâsü anhü turfeu fîhi a'mâlü'l-ibâdi fe-uhibbü en la yurfea amelî illâ ve ene sâim.

Burada da bir başka şeyi öğreneceğiz, onun için bu hadisi okuyorum.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Üsâme radıyallahu anh'in rivayet ettiğine göre bu hadîs-i şerîfinde diyor ki;

"Şaban ayı, Recep ile Ramazan arasında bulunan bir aydır. İnsanlar bundan, bunun fazlından, kemalinden, ikramından, nurundan habersizdir, gafildir. Bu ayın ne kadar önemli bir ay olduğunu bilmezler."

Eskiler Receb'e hürmet ederler. Araplar eskiden de Recep ayının hürmete değer bir ay olduğunu bilirlerdi, çünkü haram aylardandır. Üç tanesi bir arada "Zilkade, Zilhicce, Muharrem" üçü bir arada. Recep ayı onlardan ayrı, bir yılın ortasında. Onun için recebü'l-ferd derlerdi; "tek başına duran haram ay."

Üç tanesi öbür tarafta, senenin öbür bölümünde; bir tanesi burada, tek başına "Recep" duruyor Receb'e de hürmet ederlerdi. Zilhicce'ye hürmet ederlerdi. Zilkade'ye, Zilhicce'ye, Muharrem ayına da hürmet ederlerdi, oruçları vardı. Hürmeti yine başımızın üstenedir, biliyoruz.

Receb'e de hürmet ederler, Ramazan'ın da kıymetini bilirler. "Bu arada Şaban'ın kıymetini birçok insan bilmez." diyor Peygamber Efendimiz.

Ama biz elhamdülillah okuyoruz, öğrenmiş oluyoruz. Birçok insan bunun kıymetini bilmez.

Türfeu fîhi a'mâlihimâ. "Bu ayda kulların amelleri dergâh-ı Rabbi'l-izzete çıkarılır, sunulur. Kulların amelleri bu ayda sunulur." Fe-uhibbü en la yürfea amelî illâ ve ene sâimün. "Ben de amelin Rabbimin dergâhına sunulduğu zaman 'oruçsuzken sunulmasın' diye oruç tutmayı severim, oruçsuz sunulmasını istemem. Onun için oruç tutarım." diyor.

Muhterem kardeşlerim!

Başka sahih hadîs-i şerîflerden de biliyoruz ki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kulların amelleri, pazartesi perşembe günü dergâh-ı Rabbi'l-izzete sunulur. Haftanın içinde iki gün sunulur; pazartesi perşembe günleri. Ben de bu sunulma esnasında Rabbime ibadet hâlinde olmayı, oruçlu olmayı tercih ederim." diye Peygamber Efendimiz pazartesi günü, perşembe günleri oruç tutmayı sünnet eylemiş, bizlere tavsiye eylemiş.

Çünkü ameller Rabbi'l-âlemîn'e sunulacak. "Niye Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi gördüğü, bildiği halde haftada iki gün dergâh-ı izzete sunuluyor?" diye düşündüğümüz zaman Allahu Teâlâ hazretlerinin rahmetinden dolayı böyle olduğunu seziyorum.

Pazartesi sunuluyor; ondan sonra arada "salı, çarşamba" perşembe günü sunuluyor. Sonra arada yapılan günahlar boşluk bırakılıyor, hemen sunulmuyor, her gün sunulmuyor ki kullar tevbe etsin de sildirsin, suçlar günahlar hiç çıkmasın. Perşembe sunuluyor, pazartesiye kadar sunulmuyor ki o arada yapılan günahlara tevbe etsin de günahlar Allahu Teâlâ hazretlerinin dergâh-ı izzetinde işleme konulmasın, affolunsun.

Rabbimiz böyle fasılalar koymuş. Allahu Teâlâ hazretlerinin dergâhına bu haftalık sunuş; o her yerde hazır ve nâzırken, her şeyi bilmesine rağmen resmi işlem gibi -öyle sezinliyorum- size öyle anlatabiliyorum; pazartesi perşembe günleri sunuluyor.

Bir de yıllık ameller Şaban ayında Allahu Teâlâ hazretlerine sunuluyor. Deminki hadîs-i şerîflerden öğrenmiştik ki bir senenin işleri bu Şaban ayında, bu gecede tespit ediliyor, yazılıyor:

Kim hacı olacak, kim vefat edecek? -Cümle kardeşlerimize, ihvanımıza, dostlarımıza, akrabamıza Allah rahmet eylesin.- Az önce birisi telefon açtı; "Hocam, hani sizi davet eden ihvanımızdan Halil efendi vardı ya işte o 1 Mart'ta trafik kazası geçirdi, sizlere ömür."

İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn.

"Vefat etti." dedi. Bak bu geceye çıkamadı.

Demek ki geçen berat gecesinde ona yazıldı. O da bizim çağırıp duruyordu. Allah cümle geçmişlerimize rahmet eylesin. Çok yaşlı bir insan da değildi ama vadesi yetti, gitti.

Biz de; "Acaba önümüzdeki sene bizden kaç kişi bir dahaki sene bu vakte gelecek?" onu bilemiyoruz.

Amellerin arz olunduğu ve yıllık işlerin toptan görüldüğü bir enteresan, esrarengiz ay bu Şaban ayı. Bu hadîs-i şerîften onu da öğreniyoruz ve Allahu Teâlâ hazretlerine insanın halleri, amelleri, fiilleri arz edilirken de edebin ne olduğunu öğreniyoruz:

"İbadet halinde olmak; gündüzse oruçlu olmak, abdestli olmak, namazda olmak, niyazda olmak, zikirde olmak."

Zikir de çok devamlı bir ibadet hâli.

Devam edelim:

Şa'bânü şehrî ve Ramadânu şehru'llâh.

Başka kaynaklardan yine; "Şaban benim ayımdır, Ramazan Allah'ın ayıdır." diye geçmiş.

İnnemâ sümmiye Şa'bânü li-ennehû yeteşa'abü fîhi hayrün kesirün li's-sâimi fîhi hattâ yedhule'l-cennete.

Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş.

Bu Şaban ayı niye bu "Şaban" kelimesiyle isimlendirilmiş?

Şaban; "dal" demek. "Bölünme, dallanma" demek. "Şube, dal" demek. Arapça teşa'aba "dallara ayrılmak, bölümlere ayrılmak" demek.

Niye Şaban ayı bu isimle adlandırılmış?

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem;

"Çünkü bu ayın içinde oruç tutup ibadet edenlere çok hayırlar dallı budaklı olarak taksim edilir, kısım kısım verilir. O kişi cennete girinceye kadar bu ikramlar verilir, durur." diye bildiriliyor.

Gelelim bu gecenin faziletine ait birkaç rivayeti daha size nakletmeye ki onlara göre hareket edelim. Onlara göre gecemizi değerlendirmemiz mümkün olsun.

Ebû Musa el-Eş'ârî radıyallahu anh'ten rivayet edildiğine göre Beyhâkî'de şöyle geçmiş:

İnna'llâhe Teâlâ leyettaliu fî leyletin nısfi min Şa'bâne fe-yağfirü li cemî'i halkıhî illâ li-müşrikin ev müşâhınin. "Şaban ayının bu gecesinde, bu 'Beraat gecesi' dediğimiz gecede, Allahu Teâlâ hazretleri kullarına nazar eyler ve kullarının müslüman olanlarını afv u mağfiret eyler. Kullarına nazar eder; yeryüzündeki bu biz âciz nâçiz kullarını, kusurlu kullarını mağfiret eder."

Kimleri mağfiret etmez?

İllâ li-müşrikin ev müşâhinin.

Bakın kimleri mağfiret etmeyeceği, birkaç hadîs-i şerîfte daha geçecek; siz aklınızda iyi tutun.

Müşriki affetmez.

Elhamdülillah Allah bizi ehl-i tevhîd eylemiş, muvahhidlerden eylemiş. Allah bizi şirkten; gizlisinden, aşikâresinden, celîsinden, hafîsinden korusun. Müşriki affetmiyor. Müşrik olanı, imanı sağlam olmayanı Allahu Teâlâ hazretleri bu gecede affetmiyor.

Biz Kur'ân-ı Kerîm'den de biliyoruz, âyet-i kerîmeden de kulağımızdadır:

İnna'llâhe lâ yağfirü en yüşreke bihî ve yağfirü mâ düne zâlike li-men yeşâü.

Şirk koşanı Allah affetmiyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Dikkat ederseniz şirk koşmak; bir çeşit kâfirlikten, tam münkirlikten, tam müşriklikten bir çeşit, biraz daha yakın bir şey.

İlâhiyat profesörü söylemiş:

"Hıristiyanlar da yahudiler de cennete girecek."

Giremez! Hem o âyete aykırı hem bu hadisler bildiriyor; şirk koştu mu Allah affetmez. Allah'ı doğru tanıyacak. Allah, birliğinde hata kabul etmiyor. Birliğini tam kabul edecek:

"Yâ Rabbi! Teksin, birsin, varsın, birsin, varlığına birliğine şerîkin, nazîrin yok." diye tanımazsa kıymeti yok.

Onun için Allah bizi sağlam akîdeden, tam tevhid inancından ayırmasın. O inancımıza bir gölge bile düşürmesin. İtikâdımıza, inancımıza bir eksiklik, bir halel gelmesin, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Demirci dükkânına giren kişinin üstüne kıvılcım sıçrar, kenardan karalar sürülür. Ben bu beyaz cübbeyi giyip demirci dükkânına girsem, sonra sizin yanınıza gelsem utanırım, dikkat etsem bile her taraf kara olur.

Onun için aziz ve muhterem kardeşlerim!

Kâfirlerin, müşriklerin itikadı bozuk insanların yanına gitmeyin, salihlerle arkadaş olun. Vaktinizi boş şeylerle geçirmeyin. Her gazeteyi okumak mecburiyetinde değilsiniz. İslâmî bir iki gazete okuyun, ötekileri okumayın; çünkü bulaşır. Kokusu üstünüze siner.

Gözünüze haramlar takılır, kalbinize kasvet çöker; onun için kaçının. Ateşten kaçınır gibi, dumandan kaçınır gibi, mikroptan kaçınır gibi, isten pastan kaçınır gibi kaçının. Bu temiz kalbiniz kirlenmesin, gölgelenmesin.

Hatta bizim tasavvuf kitaplarımız;

"Gafil müridin bile yanına gitme. Onun gafleti bile insanın kalbini karartır." derler.

Onun için konuşacağınızı insanları seçin; ârif insanlarla, alim insanlarla, asil insanlarla arkadaşlık edin. Alimlerin meclislerine gidin. Öteki, boş şeyleri okumayın. Dünyada ömür aziz, vakit az; her türlü bâtıl şeyi okumaya vakit yok.

Dün ben bir arkadaşa, bir kitabı sordum;

"Falanca şahsın filanca kitabını okudun mu?" dedim.

"Kitaba ve sünnete uygun şeylerle yazmıyor, vakit zayiidir, onu okumadım." dedi.

Tabi okunacak Kur'an var, hadîs-i şerîfler var, fıkıh kitabı var. Ne diye insan bâtıl şeyleri okusun?

"Okuyacağım da düzelteceğim!"

Yahu "düzelteceğim" derken sen kendin kararırsın, sararırsın, solarsın, onun radyasyonuna uğrarsın. O pis şeyin radyasyonuna uğrarsın. Güzel şeyi oku. Büyük alimin eserini oku. Büyük alimlerin yanında bulun ki Allah seni o şeylere bulaştırmasın.

Demek ki müşriki affetmiyor. Allah bizi şirkin her çeşidinden korusun. "Her çeşidi" diyoruz. Ne demek?

Şirkin bir aşikâr, herkesin bildiği şekli vardır. "Bu şirk" diye gören tanır. Bir de şirk-i hafî vardır. Şirk-i hafî, "gizli sessiz şirk."

"Hafiye" diyoruz ya. Şirk-i hafî vardır, muhterem kardeşlerim!

Şirk-i hafî de çok önemli. Şirk-i hafî riyâdır. Âhiret amelini, dünya menfaati sağlamak için, övünmek böbürlenmek için şöhret için yapmak. Bu da bu da bir çeşit şirktir.

Neden?

Sevabını Allah'tan beklemiyor da dünyadaki bazı insanlardan bekliyor.

O senin Rabbin mi?

Ne olacak? O bilmesin. Sen hayrı yap. "İyilik yap denize at, balık bilmese de Hâlık bilir." demişler, ne güzel söylemişler.

Sen saklı yap, gizli yap, Allah'tan gayrısından ecir bekleme. Ne ecir bekle ne de hakaret ederlerse, karşı gelirlerse kork, Allah'ın yolunda dosdoğru yürü. Sen doğruyu söyle. Beğenmeyen isterse kızsın bağırsın. Sapasağlam işte. O sağlamlığa erişmek lazım.

Allah bizi şirk-i hafîden de korusun.

el-Müşâhin. "Müşâhini de Allah affetmez."

Müşâhin ne demek?

Müşâhin, "içinde düşmanlık besleyen" demek.

Arapça'da buharlı gemilere "şahine" derler. Şahine, müşâhin kelimesiyle aynı kökten. İçinde kazan kızıyor, buhar oluyor da gemi öyle çalışıyor; buna "şahine" derler, "buharlı gemi" demektir.

Müşâhin ne demek?

Kalbinde kızgınlık var. Buhar var fokur fokur kaynıyor. Falanca arkadaşına, filanca arkadaşına kin tutuyor, adâvet besliyor.

Yahu o müslüman değil mi?

Müslüman.

Niye kızıyorsun?

Kızıyorum işte! Bulsam gırtlağına çökeceğim, kepazeyi öldüreceğim, köşe başında keseceğim.

Niye kızıyor?

Müşâhin. Kin tutan, düşmanlık besleyen kimseleri Allah affetmeyecek.

Bugün bir yerlere gittik geldik. Gittiğimiz yerlerde bazı insanlarla karşılaştık; bizim küçüğümüz, ufacık tefecik bir şey. Bizi görüyor da kandil tebrikine, vesaireye yanımıza gelmiyor. Dargınlık, kırgınlık yapıyor. Dargınlık ve kırgınlıkta da haksız. Dargınlık ve kırgınlığı şu mübarek günde devam ettiriyor. Gelse bir şey yapmayacağım ama kaçıyor, kaybediyor.

Bak, müşâhin bugün affolunmayacak. Kalbinde kızgınlık olan, kırgınlık olan kimseyi -Allah saklasın, Allah affetsin, Allah ıslah etsin. Allah uyandırsın- affetmeyeceğini bildiriyor. Kaçınmamız gereken kötü durum. Müslümanları seveceğiz; müslümanın müslümanla üç günden ziyade dargın kalması doğru değildir.

Gelelim öbür hadîs-i şerîfe:

Fî leyleti'n-nısfi min Şa'bâni yûhi'llâhu ilâ meleki'l-mevti bi-kabdı külli nefsin yürîdü kabdahâ fî tilke's-seneh.

Bu hadîs-i şerîfte bakın ne kadar bilgiler karşımıza çıkıyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Her yerde söylediğim şeyi size de bir kere daha şu gece münasebetiyle söyleyeyim:

Hadisleri öğrenemezseniz İslâm'ı öğrenemezsiniz. Hadislere sarılmazsanız doğru yolu bulamazsınız. Resûlullah'ın izinden gitmezseniz radikal Müslümanlık, mealcilik, âyetçilik filan insanı kurtarmaz. Kur'an'a tam uysa yine hadise gelecek

Kul in küntüm tühibbûna'llâhe fe't-tebiûnî yuhbibkümu'llâh.

Kur'an'ın âyeti de insanı hadise götürür, Peygamber Efendimiz'e bağlanmaya götürür.

Onun için Peygamber Efendimiz'e bağlanmazsanız, hadisleri okumazsanız, gerçekleri öğrenemezsiniz. Bakın ben bu hadisleri size özellikle okuyorum; ben bunların mealini de anlatabilirim size ama böyle anlatıyorum ki bakın hadîs-i şerîflerde neler çıkıyor, insan neler öğreniyor.

Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Şaban'ın yarısı gecesi, bu Berat gecesi olduğu zaman, Allah melekü'l-mevt olan Azrail aleyhisselam'a vahyeder. Bu sene öldürülmesini murat ettiği, canının alınmasını murat ettiği, her canın kabzedilmesinin zamanını melekülmevte bu gecede arz eder, vahyeder."

"Ey Azrailim! Falanca yerdeki falanca kulumu, filanca yerdeki filanca kulumu listele." diye vahyeder.

Azrail bugünde aldığı isimleri sene içinde icra ediyor; onların canlarını alıyor. Öyle bir gecedeyiz. Hani amellerimiz senede bir bu gecede Allah'ın huzuruna arz ediliyor. Hac, ölüm vesaire bu senede kaydediliyor, öğrendik.

Azrail aleyhisselam'a da bu önümüzdeki senede öleceklerin ismi bu gecede verilir. Bunlar bize bu gecede nelere dua etmemiz gerektiğinin ışığını tutacak.

Gelelim arkasındaki hadîs-i şerîfe:

İza kâne leyletü'n-nısfi min Şa'bân...

Bu da Hz. Ali Efendimiz'den rivayet edilmiş. İbn Hibban rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki;

"Şaban'ın yarısı gecesi olduğu zaman." -Oldu ya Resûlallah, şimdi can kulağıyla dinleyelim oldu onun içindeyiz bakalım ne yapmamız lazımmış?-

Kûmû leyletehâ. "Bu mübarek gecede kalkın, gece namazı kılın."

Efendimiz'in tavsiyesi: "Bu gece namız kılın."

Ve sûmû yevmehâ. "Gündüzünde oruç tutun."

Tamam.

Ne öğrendik?

Yarın oruç tutacağız. Bu gece sahura kalkacağız, yarın oruç tutacağız. Gece namaz kılacağız. Şimdi yatsıyı kıldık, inşaallah bu benim hadîs-i şerîflerim bitince de hocamızla beraber tesbih namazı kılarız.

Tesbih namazı da sünnettir. Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği kıymetli bir namazdır. O da gecenin bir namazı olur. Evlerimize gittiğimiz zaman da kaza namazları kılarız, nafile namazlar kılarız, teheccüd namazı kılarız.

Efendimiz'in, kûmû leyletehâ, "Kalkın, uyumayın, o gecede ibadet edin, namaz kılın, zikr u tesbîh eyleyin, Kur'an okuyun." tavsiyesi yerine gelmiş olur.

Fe-inna'llâhe teâlâ yünzilü fîhâ li-ğurûbi'ş-şemsi ilâ semâi'd-dünyâ. "Çünkü bu gecede Allahu Teâlâ güneşin batmasıyla beraber semâ-i dünyâya nüzul eder ve der ki buyurur ki." Fe-yekûlü ellâ müstağfirûn li'stağfiri lehû. "Yok mu benden afv u mağfiret isteyen? Onu affedeyim. Hadi istesin." Ellâ müsterzukûn fe-erzikahû. "Yok mu benden 'Rızkımı bol eyle yâ Rabbi!' diye rızık isteyen; ona rızık vereyim." Ellâ mübteliyyün fe-üâfiyehû. "Yok mu benden âfiyet isteyen; hasta olup da, dertli olup da, sıkıntısı olup da, derdine çare isteyen, hastalığına şifa isteyen bir kimse yok mu? Bu gecede onu şifaya erdireyim, derdine deva vereyim; hadi istesin."

"Yok mu bir dileği olan, bana el açıp da benden bir şeyler isteyen; ona istediğini vereyim."

Ellâ kezâ, ellâ kezâ, ellâ keza. "Yok mu şöyle, yok mu böyle?" Hattâ yatlüa'l fecr. "Fecir atıncaya kadar Rahman olan Rabbimiz kullarına böyle nida eder, durur."

Duyan kulaklara ne mutlu icabet edenlere ne mutlu!

Buradan ne anladık? Bu hadîs-i şerîften ne anladık?

Biz de Rabbimiz'e el açacağız:

"Yâ Rabbi! Suçluyum, günahlıyım, sana layık kulluk edemedim, kucaklar dolusu ömürler dolusu, yıllar dolusu günahla geldim, affet yâ Rabbi!" diyeceğiz, çünkü affeder. "İsterseniz ederim." diyor.

Rızkımızın geniş olmasını isteyeceğiz:

"Yâ Rabbi! Maaşım dar, kiradayım, borcum var. Geniş rızıklar, helal kazançlar istiyorum." diyeceğiz, Allah ihsan edecek.

Hasta olanlar; "Yâ Rabbi! Amansız derde düştüm, doktorlar tehlikeli durumlar söylüyorlar, ateşim düşmüyor, kötü hastalık isimleri veriliyor. Yâ Rabbi! Sen beni şifaya kavuştur, sen beni âfiyete eriştir." diye dua edeceğiz.

Başka türlü istekleri olanlar da var. "Hocam, imtihanlarımı geçeyim, bize dua et." diyorlar, kâğıt gönderiyorlar."

"Biz bu vaazı verdiğiniz zaman imtihanlara gireceğiz hocam, dua et."

Şimdi yolda; "Kandiliniz mübarek olsun hocam, bana dua et." diyorlar.

Hepinize toptan ediyoruz; siz de kendinize dua edin. Çünkü Allah; "İsteyin, vereceğim." diyor, çünkü bu gece öyle bir gece.

Bu ne zamana kadar böyle?

Fecir atıncaya kadar, sahur vakti bitinceye kadar. O zaman fecir atar. Şark tarafından karanlık aydınlanmaya başlar, sabahın vakti girer. Takvimdeki imsak vaktine kadardır, aziz ve muhterem kardeşlerim!

İza kâne leyletü'n-nısfi min Şa'bâne nâdâ münâdin: Hel min müstağfirin fe-ağfire lehû hel min sâilin fe-u'tiyehû fe lâ yes'elü ehadün şey'en illâ a'tâhü illâ zâniyetün bi-fercihâ ev müşrikün.

Bu hadîs-i şerîf de aynı mânaya yakın. Bu hadîs-i şerîften yine bir şeyler de öğreniyoruz.

"Şaban'ın yarısı gecesi, Berat gecesi olduğu zaman gökten bir münadi nida eder, Allah'ın emrini bildirir: 'Yok mu bir afv u mağfiret isteyen, onu afv u mağfiret edeyim. Yok mu benden bir şey isteyen, istediğini vereyim.' der. Ve kim bir şey isterse Allah isteyene mutlaka istediğini verir..."

Müstesnası var:

İllâ zâniyetün bi-fercihâ.

Allah; namusunu satan zâniye kadının duasını kabul etmiyor. Çünkü kötü yolda.

el-Müşrikün. "Kâfir, müşrik olanı kabul etmiyor."

Şimdi burada bir de "namusunu satan kimse" çıktı. İçimizde öyle bir kimse yoktur. "Allah onları da tevbekâr eylesin." diyelim.

İza kâne leyletü'n-nısfi min Şa'bâne yağfiru'llâhi mine'z-zünûbi ekserü min adedi şa'ri ganemi'l-kelb.

Hz. Âişe validemizden bir hadîs-i şerîf.

"Şaban'ın yarısı gecesi, Berat gecesi olunca Allah; koyunları çok olan benî kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedince insanın günahlarını afv u mağfiret eder."

Afv u mağfiretin çok olduğu bir gece.

İnna'llâhe tebâreke ve teâlâ yenzilü leyleten nısfi min Şa'bâne ilâ semâi'd-dünyâ fe-yağfirü li-ekseri min adedi ğanemi kelbin.

Bu da Ahmed b. Hanbel'de, Tirmizî'de var. Hz. Âişe anamızdan rivayet edilmiş.

"Allahu Tebareke ve Teâlâ hazretleri bu gecede Şaban'ın yarısı gecesinde semâ-i dünyâya nüzul eder ve benî kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri adedinden fazla kulu afv umağfiret eder." diye, bu da teyit ediyor.

Ahmed b. Hanbel kimdir?

Hanbelî mezhebinin kurucusu ve Müsned isimli hadis kitabını yazan büyük hadis alimidir.

İza kâne leyletü'n nısfi min Şa'bâne yağfiru'llâhi mine'z-zünûbi eksera min adedi ganemi kelb.

Bu da Hz. Âişe anamızdan, başka bir kaynaktan rivayet edilmiş, aynı mânada bir hadîs-i şerîf.

İnna'llâhe le-yettaliu fî leyleti'n-nısfi min Şa'bâne fe-yağfirü li-cemîi halkihî illâ müşrikin ev müşâhin.

Bu da deminki hadîs-i şerîf gibi başka kaynaktan rivayet edilmiş. Ebû Musa radıyallahu anh rivayet etmiş.

"Bu gece olunca Allah kullarının hepsini affeder; müşrikler ve kin tutanlar, düşmanlar hariç."

İnna'llâhe yağfirü leylete'n-nısfi min Şa'bâne li'l-müslimîne ve yümlî li'l-kâfirîne ve yedeu ehle'l-hakdi bi-hakdihim. "Allahu Teâlâ hazretleri Şaban'ın bu yarısı gecesi, müslümanları affeder, mağfiret eder, kâfirlere mühlet verir..."

Yümlî, "Mühlet verir."

Yaşıyorlar ama kıymeti yok. Müslüman olurlarsa ne ala; onlara mühlet verir.

Müslüman olurlarsa kurtulmuş olurlar.

Dün buraya birisi geldi, Portekizli, sakal bırakmış, "Yusuf" adını almış. Konya'da müslüman olmuş. Namaz kıldı, elimizi öptü, duamızı istedi.

"Nerede doğdun?" dedim,

"Ben Konya'da doğdum." dedi.

"Konya'da müslüman oldum." demek istiyor. Konya'ya gitmiş, Konya'da müslüman olmuş, buraya geldi. Bak Allah nasip ediyor. Portekiz'den bir insan, sakallı; sizin bizim gibi bir müslüman kardeşimiz oluveriyor.

Allah hidayet eylesin. Müslümanların evlatlarını şaşırtmasın, yanıltmasın. Portekiz'den geliyor, nasibini alıyor, Konya'da müslüman oluyor; buradakiler kâfir olursa çok yazık.

"Kâfirleri şöyle salıverir, bırakır."

Ve yedeu ehle'l-hakdi bi-hakdihim. "Kin tutan, haset eden kimseleri, hasetleriyle kinleriyle baş başa bırakır."

Onları affetmiyor. Kin tutmak yok, kalpler temiz olacak.

Ve sonuncu hadîs-i şerîfi okuyup konuyu bitiriyorum:

Peygamber Efendimiz –mâlum-, gece geldi, yatağa yatacak gibiyken kalktı. O zaman kandil yok, ışık yok, kalktı, dışarıya süzüldü. Gidince Hz. Âişe-i Sıddıka validemiz; "Resûlullah Efendimiz nereye gidiyor?" diye meraklandı.

Gelip yatacaktı, beraber uyuyacaklardı. "Uyumadı, kalktı gidiyor." diye peşine takıldı. O gitti, o gitti, Peygamber Efendimiz mescid-i saadetten bayağı uzakta -biliyorsunuz- Bâkî kabristanına kadar gitti. Orada ibadet ve taat eyledi. Hz. Âişe validemiz de kendisinden utandı.

"Ben merak ettim, 'Nereye gidiyor?' diye şüphelendim, o ibadet etti. Ben de keyfimin, yanlış düşüncelerimin peşinde yanlış hareket ettim." dedi, sonra eve döndü. Peygamber Efendimiz de ibadetten sonra döndü.

Onun nefes nefes olduğunu görünce; "Sana ne oldu?" dedi.

"Yâ Resûlallah! Ben senin hakkında suizanna düşer gibi oldum. 'Nereye gidiyor acaba, öteki hanımlarının yanına mı gidiyor?' diye merak ettim de ondan sonra anladım, geri döndüm." deyince Efendimiz şöyle dedi:

-Şimdi hadîs-i şerîfin bu tarafını okuyorum.-

Ya Âişe. "Ey Âişe!" E küntü tehâfîne en yehîfa'llâhu aleyke ve Resûlühû. "Sen Allah'ın ve Resûlü'nün sana cevr u cefâ ve zulüm edeceğini mi sandın, ondan mı korktun?"

"Allah ve Resûlü" diyor.

Bu ne demek?

"Ben Allah'ın emri olmayan bir şeyi yapar mıyım hiç? Allah'ın emrini tutuyorum. Allah ve Resûlü sana haksızlık mı yapacak? Ondan mı korkuverdin? Korkma!" demek.

Buna istifhâm-ı istinkârî derler "Korkmaman gerekirdi." mânasına.

Ve etânî Cibrîlü aleyhisselâme fe-kâle hâzihî leyletü leyletü'n-nısfi min Şa'bâne. "-Benim kalkmamın sebebi, senin korktuğun sebep değildi, bilakis şu sebepti.- Tam yatacağım sırada bana Cebrail geldi ve dedi ki; 'Bu gece leyletü'n-nısfi min Şa'bân, Şaban'ın yarısı gecesidir, Berat gecesidir." Ve li'llâhi fîhâ utekâü mine'n-nâri bi-adedi şuûri ğanemi kelb. "Bu gece, bu gece hürmetine benî kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin adedince cehennemi hak etmiş kulu Allah cehennemden âzat eder." Lâ yenzuru'llâhi fîhâ ilâ müşrikin. "Yalnız rahmet nazarıyla bakmadığı kimseler vardır. Şunlara sevgiyle, rahmetle, lütfuyla bakmaz; onlara gazap eder, onlar bu rahmetten mahrum kimselerdir."

Kimlermiş?

Müşrikin. "Müşriki affetmez."

Allah bizi şirkten korusun.

Ve lâ ilâ müşâhin. "Kalbinde kızgınlık düşmanlık besleyen kimseleri affetmez."

Aranızda dargınlar, kırgınlar barışacak; varsa birbirinizle barışın.

Ve lâ ilâ kâti-i rahim. "Akrabalık bağlarını kesip koparıp birbiriyle ilgisini kesenler; onları da affetmeyecek."

Teyzesine dargın, amcasına dargın, yeğenine dargın, falancaya filancaya dargın, mirastan dargın, lüzumsuz yere dargın, münakaşadan dargın. Kavga etmişler. Bırak maziyi ya, Allah rahmet etmiyor, oyuncak mı? Şimdi vazgeç her şeyden. Oyuncak değil ki.

Onun için kâti-i rahim, yani sıla-i rahim yapmayanları, onu kesenleri de affetmiyor.

Ve lâ ilâ müsbil. "Etekleri elbiseleri uzun, fiyakalı giyinmiş. Etekleri yerlerde sürünüyor. Burnu havada, kibirli kibirli dolaşıyor; bunu da affetmez."

Allah kibri sevmiyor, büyüklenmeyi sevmiyor, ucubu sevmiyor. Kendisini bir şey sanmayı, kendisine paye vermeyi; "Ben kimim yahu? Var mı bana yan bakan?" filan gibi kendisine paye verenleri affetmeyecek. Kibir ve ucub sahibi olanları affetmeyeceğini bildiriyor.

Allah bizi mütevazı kul eylesin. Allah bizi kibirlenmeyen kul etsin. Allah bizi kendisini beğenmiş kul etmesin. Hâlini haddini bilen, kulluğunu güzel yapmaya çalışanlardan eylesin.

Ve la ilâ li-vâlideyhi. "Anne ve babasına âsileri de bu gece affetmez."

Bak bu hadîs-i şerîf en teferruatlı olarak kimleri affetmeyeceğini en çok bildiren hadîs-i şerîf.

"Ana babasına asileri de affetmez."

Anne ve babaya hürmet çok önemli. Onun için annesiyle babasıyla kırgınlığı kızgınlığı olan gitsin, baklava alsın börek alsın, hediye alsın, eve gitsin elini öpsün barışsın, bu durumdan kurtulsun. Bu gece çıkmadan bu durumdan çıksın.

Ve lâ ilâ müdminü hamrin. "İçkiye müdavimi de affetmez."

Adam sarhoş, adam biracı, adam ayyaş, adam peltek konuşuyor, adam yalanıp duruyor; onu da affetmez.

Allah onu da affetmez muhterem kardeşlerim!

Bu içki bizim memlekete çok fena sardırıldı. Hatta "Bira içki değildir." diye söylenti çıkarıldı. Allah razı olsun bir bakan; "O içkidir." diye yasaklattırdı. Ondan sonra tekrar geri aldılar. Biracılar nasıl koparttılarsa gazoz içer gibi, su içer gibi millet içki içiyor. İşte bak onları da affetmeyecek.

Bir de yalanlar dolanlar:

"Bira içki sayılmaz!"

Niye içki sayılmaz? İçti mi sarhoş oluyor, otomobili direğe çarpıyor. İçki sayılmaz olur mu? Gülhane Akademisi'nde o profesör paşalar, bilmem neler bunların çok fena içki olduğunu ve insanı alkolik yaptığını söylemişler. Ben Almanya'da sırf böyle biradan davul gibi şişmiş alkolik olmuş kilisenin yardım evlerinin kapılarında, sokaklarda yatan çok insan gördüm.

Onun için; "Bira içki sayılmaz!" vesaire sözler yalandır. İçkiye alışmış olanları da Allah affetmiyor. Onların da tevbekâr olması lazım; çok da zor. Başladı mı bir kere, ayrılması çok zor; Allah onları kurtarsın. Bizleri de her çeşit günahlardan uzak eylesin aziz ve muhterem kardeşlerim!

Sayfa Başı