M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

İçimizi Temizlemek ve Nurlandırmak

M. Es'ad Coşan

Pek yakında nurlu ve feyizli, sevimli ve bereketli Ramazan’a kavuşuyoruz. Bu ay, bizim için senenin çok önemli bir devresidir. Bu önemi hepimiz idrak etmeliyiz. Ailece, çoluk çocuk kendimize bu ayda esaslı bir çeki düzen vermeliyiz.

Bilindiği gibi insanların bir dış görünüşleri, bedenleri; bir de iç âlemleri, ruhları vardır. Çoğumuz dışa büyük önem verir, özen gösterir, temizliğine, süsüne emek sarf eder, pek çok masraf ederiz. Peki, ama içimizi bezemek ve kaplamak için ne yapıyoruz? Doğrusunu söylemek gerekirse bu meseleye eğilen bile çok azdır, bu işin hayatımızdaki önemini sezen nerede? Hele bu işi başarma yollarını bilenler şimdilerde çok daha ender bulunmaktadır.

Halbuki İslâm dini iç âlemimizin düzenlenmesine, aydınlanmasına, paklanmasına çok büyük bir ciddiyetle eğilmiştir. O kadar ki Yüce Peygamberimiz (ona salât ve selam olsun): “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”1 buyurmuştur. 

İslâm’da bu konudaki bilgiler, ihlâs-ı amel, tezkiye-i nefs, tasfiye-i kalb, terbiye-i ruh, tehzîb-i ahlâk, tathîr-i bâtın gibi başlıklar altında tasavvuf ilmi içinde derinden derine incelenmiş, tarih boyunca tekkelerde, tarikatlerde tatbik edilegelmiştir. İşte, Ramazan ayı bu konuda -tabir caizse- kitle eğitimi yapılan zamandır. Ahlâk ve tasavvuf kitaplarında yazılan nazari bilgilerin Ramazan’da tatbikatı topluca icra edilmiş olur. Herkes aynı şekilde hareket ettiğinden Ramazan’da dinî bakımdan yanlış yolda olanların Hakk’a dönüşü, tevbe edişi, kötülüğü bırakışı, ibadete sarılışı âdeta kendiliğinden oluverir. Sarhoş içkiyi, kumarbaz oyunu, haylaz tembelliği, mübtela günahı kolayca terk edebilir.

Ramazan, oruç, âdeta irade terbiyesini sağlayan bir aylık kurs gibidir. Böylece insan nefsinin kötü alışkanlıklarını, şehvanî isteklerini, oburluğunu dizginlemeyi öğrenir, senenin diğer zamanlarında da arzularını yenebilecek bir kuvvete sahip olabilir.

Açlık vücudun birikmiş fazlalıklarını eritir, bedene sıhhat getirir; kalbe rikkat kazandırır, fakirin, yoksulun halini sezdirir, insana merhameti öğretir, basiret gözü önündeki gaflet perdelerini kaldırır, kişinin mânevî âlemin sırlarını gözlemesini, füyûzâtına ermesini sağlar.

Hatimler, teravihler, itikâflar, tesbihler, zikirler, mukabeleler, vaazlar, mevlitler, ziyaretler, zekâtlar, sadakalar... müslümanı günahlardan arındırır, mânevî derecesini yükseltir. Hakk’a makbul, halka mahbûb, velî bir kul hâline getirir, cennet-i âlâya ve Cemâl-i Mevlâ’ya erdirecek mertebelere ulaştırır.

Amma orucu sadece mideye değil, bütün azaya, bedene, akla, fikre, göze, kulağa, dile, ele... de tutturmak esas şarttır. Çünkü fesat işleyenin, şer düşünenin, harama bakanın, yasaklı şeyleri dinleyenin, dile geleni kontrolsüz söyleyip, ele geçeni haram-helal demeden yiyenin, sövüp sayanın, dövüp kalp kıranın... orucuna hiçbir sevap yoktur. Bu husus çok iyi biline ve mucibince amel oluna...

---------------------------------------

*   Mayıs 1986.

[1] Ebû Hüreyre’den nakledilen hadis için bk. Mâlik, “Husnü’l-hulk”, 8; Ahmed b. Hanbel, II, 381, hadis no: 8939; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, s. 104, hadis no: 273; Hâkim, II, 670, hadis no: 4221; Kudâ’î, Müsnedü’ş-Şihâb, II, 192, hadis no: 1165; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 191.

Sayfa Başı