M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Büyük Bid’atimiz Kur’an’dan Uzaklaşmamızdır

M. Es'ad Coşan

 الصِّيَامُ وَالْقُرْآنُ يَشْفَعَانِ لِلْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ الصِّيَامُ : أيْ رَبِّ إِنِّي مَنَعْتُهُ الطَّعَامَ وَالشَّهَوَاتِ بِالنَّهَارِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ ، يَقُولُ الْقُرْآنُ رَبِّ مَنَعْتُهُ النَّوْمَ بِاللَّيْلِ فَشَفِّعْنِي فِيهِ فَيُشَفَّعَانِ 

es-Sıyâmü ve’l-Kur’ânü yeşfeâni li’l-abdi yevme’l-kıyâmeti yekûlü’s-sıyâmü: ey Rabbi innî mena’tühü’ttaâme ve’şşehevâti bi’nnehâri fe-şeffi’nî fîhi. Yekûlü’l-Kur’ânu1: Rabbi mena’tühü’nnevme bi’lleyli fe-şeffi’nî fîhi fe-yüşeffeâni.

“Oruç tutmak ve Kur’ân-ı Kerîm kıraat etmek kıyamet gününde kula şefaat ederler.”

Mü’min kula çeşitli şefaatler var. Şefaat haktır. Peygamberlerin şefaatleri var. Allah’ın izin verdiği mübarek alimlerin, şehitlerin şefaatleri var. İşte böyle orucun, ibadetlerin ve Kur’ân-ı Kerîm’in şefaatleri var. 

Şefaat ne demek?

“Yâ Rabbi, bunu affediver! Yâ Rabbi, buna iyilikle muamele buyuruver. Bunun cezasını affediver yâ Rabbi! Bunun mükâfatını arttır yâ Rabbi! Buna mükâfat ver yâ Rabbi!..” diye aracı olmak. İyiliği için Allah’tan bir şeyler istemek mânasına... 

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; 

“Kıyamet gününde kula oruç da şefaat eder, Kur’ân-ı Kerîm kıraat etmek de şefaat eder.”

Yekûlü’s-sıyâmü rabbî. “Oruç ‘Ey benim Rabbim!’ der.”

Oruç tutmak ağaç gibi, ev gibi, bulut gibi, dağ gibi maddî bir şey değil ki, nasıl böyle şefaat ediyor?

Allahu Teâlâ hazretleri böyle mânevî varlıklara maddî bir şekil verdirtip konuşturur ki ancak maddî şekilleri görüp, duyup, anlayan insanoğlu onu anlasın... Yoksa oruç görünmez bir şekilde, Allah’tan böyle şefaat dilese anlamaz. Ama onun anlayacağı şekilde olması için Allahu Teâlâ hazretleri okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’i, kıldığı namazı, ibadetlerini kulun anlayacağı şekilde karşısına çıkartır.

Güzel yüzlü bir arkadaş gibi karşısında bir adam. 

“Sen kimsin?” diye sorar.

“Ben Tebâreke sûresiyim.” der.

Allah Allah... Tebâreke sûresine Cenâb-ı Hak güzel yüzlü bir insan şekli verdirtip kulunun karşısına çıkarmış. “Hani sen beni okurdun ya dünyadayken, işte ben senin okuduğun Tebâreke sûresiyim.” der. Bu hususta hadîs-i şerîf var. 

Oruç da böyle bir mücessem, kulun baktığı zaman göreceği, dinlediği zaman duyacağı bir şekilde Allahu Teâlâ hazretlerinin huzurunda şefaatçi olur. 

Allah her şeye kâdir.

 وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ 

Ve hüve bi-külli halkin alîm.2  “Her türlü yaratmaya kâdir.” 

Nasıl bizim teypler, şeritler sesleri görüntüleri tekrar tekrar seyretmemize, dinlememize vesile oluyor? Nihayet bir şerit, yani kurdele şeridi gibi bir şerit... Ama makinenin içine koyduğunuz zaman, çalıştırdığınız zaman sesi duyuyorsunuz, görüntüyü görüyorsunuz. Alıştınız da bu olağanüstü güzel şeylere, hiç de yadırgamıyorsunuz. Ama aslında olağanüstü şeyler... Bak nasıl konuşuyor, konuşur mu? Upuzun, yamyassı, dümdüz bir şerit. Nasıl konuşuyor? Bu makine nasıl bunu konuşturuyor?.. Konuşturuyor işte. Allah Allah... Bak kaseti televizyonun içine koyduk, video tarafından, görüntüler çıktı karşımıza! Nasıl yapıyor bu işi?

Nasıl yapıyorsa yapıyor. Bilimsel olarak, gidersen, fakültede okursan nasıl yapıldığını da anlarsın. Belki sen de yaparsan, belki daha güzelini yaparsın. Ama olabiliyor. Demek ki Cenâb-ı Hak ona da o şekli vermeye kâdir. 

Der ki oruç; 

Yâ rabbi innî mena’tühü’ttaâme. “Ben bu kulunu yemek yemekten men ettim, engelledim.” Ve’ş-şehevâti. “İştiha duyduğu, şehvet duyduğu şeyleri yapmasını men ettim.” 

Yemek yiyecek, oruç diyor ki; “Yeme, oruçlusun!” Su içecek, “İçme!” diyor. Başka nefsânî arzusunu yerine getirecek; “Yapma, oruçlusun!” diyor. Oruçlu bunları yapmıyor. Oruç Cenâb-ı Hakk’a diyecek ki; 

“Yâ Rabbi ben bunun yemek yemesini, şehvetlerini uygulamasını engelledim. 

Bi’nnehâri. “Gündüzleyin.”

Oruç vakti nedir?

Gündüz vaktidir. 

وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ 

Ve külû ve’şrabû hattâ yetebeyyene lekümü’l-haytü’l-ebyadu mine’l-hayti’l-esvedi mine’l-fecri sümme etimmü’ssıyâme ile’lleyl.3 “Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırdedilinceye kadar yiyin, için; sonra akşama kadar orucu tamamlayın.”  âyet-i kerîmesinden kesin olarak bildiğimiz şekilde oruç fecr-i sâdıktan başlar, akşam ezanına kadar devam eder. 

“Yâ Rabbi, gündüzleyin bu kulunu ben yemek yedirtmedim, şehvetlerini uygulattırmadım. Yani hakkı olan, sevap olan, meşrû olan haklarını yaptırmadım. Fe-şeffi’nî fîhi. Bana bugün müsaade ver, benim onun hakkında şefaat etmemi lütfen kabul buyur. Ben bu kuluna şefaat edeceğim yâ Rabbi! Bunun taltif edilmesini, mükâfatlandırılmasını, ödüllenmesini, affedilmesini, cennete girmesini isteyeceğim yâ Rabbi! Bana lütfen bu hakkı, selâhiyeti tanı yâ Rabbi!..” der. 

Ve yekûlü’l-Kur’ân. “Kur’an okuyuşu da, Kur’an okuması da der ki:” Rabbi mena’tühü’nnevme bi’lleyli. “Ben de geceleyin bu kulun uyumasını engelledim, beni okudu. Uyumadı da okudu.” Fe-şeffi’nî fîhi. “Bana da müsaade et, ben de buna şefaat edeyim. Benim de şefaatimi bunun hakkında kabul buyur, makbul buyur. Mer’î ve meşrû say, lütfeyle, tesirini ihsan eyle!” Fe-yüşeffeâni. “Ve ikisi şefaat ederler.”

Burada dikkat ederseniz, düşünürseniz; gündüz yemek içmekten oruç men ediyor, geceleyin Kur’an okuyuşu uykudan men ediyor. 

Ne anlıyoruz?

Demek ki oruçlu gündüz oruç tuttuğu gibi Ramazan’da gecesini de ihyâ edecek. 

Nasıl ihyâ edecek?

Kur’an okuyarak. 

Kur’an okuyuş nasıl olur?

Koltuğa oturup, Kur’an’ı açıp okumak şekliyle olur. 

Eski devirde öyle koltuk, ışık çok yoktu. 

Peygamber Efendimiz’in zamanını düşünecek olursak, geceleyin belediyenin ışıkları mı vardı? 

Yoktu. Evler karanlığa bürünürdü. 

Evlerin penceresi mi vardı? 

Yoktu. 

Perdesi mi vardı? 

Yoktu. Aydınlatma çırayla, kandille olurdu ve pahalıydı. İsraf olmasın diye onları hemen kapatırlar, erkenden yatarlardı insanlar.

Pekiyi karanlıkta ne yapacak şimdi bu? Karanlıkta nasıl Kur’an okuyacak?

Ay çıksa bile, ay ışığında Kur’ân-ı Kerîm yine okunmaz. Kur’ân-ı Kerîm ezberinde, aklında, hafızasında. Kalkar abdestini alır, “Allahu Ekber!” der, namaza durur; uzun uzun Kur’ân-ı Kerîm’i okur. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapardı. Sahâbe-i kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn böyle yapardı. 

Şimdi millet Asr-ı Saadet Müslümanlığını istiyor; 

“Bid’atlerden uzak duralım.” 

Uzak duralım. Buyur, işte senin en büyük bid’atin yatıp horul horul uyumak. Hadi bak, Peygamber Efendimiz gece uyumazdı. Kur’ân-ı Kerîm’de âyetler var. Sahâbe-i kirâm gecenin yarısı veya üçte ikisi geçtikten sonra veya üçte biri geçtikten sonra kalkarlar abdest alırlardı, geceleyin Kur’an okurlardı. 

إِنَّ قُرْانَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا  

İnne kur’âne’l-fecri kâne meşhûdâ. Çünkü “sabah namazına melekler şahit olur.” 

وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ  

Ve mine’lleyli fetehecced bihî nâfileten leke.4 “Gecenin bir kısmında uyanarak sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl.” 

İşte böyle âyet-i kerîmelerde namaz içinde okunduğunun emareleri var. Kur’ân-ı Kerîm’in böyle kenarda açıp da okunması değil de; namazın içinde, namazla beraber, Allah’ın divanındayken, mânasını tefekkür ede ede, bile bile okunması... Cenâb-ı Hakk’ın kelâmını O’na karşı okuyarak, içinden onun mânasını takip ederek, sanki Cenâb-ı Hak’la konuşurmuş gibi okunması... Namaza duran kimse zaten Cenâb-ı Mevlâ’nın divanına giriyor. Kur’an öyle okunur. 

Şimdi bizim bid’at olan, kusurlu olan durumumuz nedir?

Bir kere Kur’an’ı ezbere bilen az. 

“Hafızlar ezberlesin!..” 

Sen ne yapacaksın? 

“Ben işte bir elem tera keyfe’den aşağısını biliyorum, o kadar.”

Ben -afedersiniz- üzülüyorum da kızıyorum da böyle hoca efendilerin Elemtere’den aşağıyla teravihi kıldırmalarına... Diyanet İşleri Başkanlığı da demiş ki; “İşte halk bunu öğrensin diye bunlarla kıldırın!” Hocalar da öyle yapıyor. 

Öyle olur mu?

Kur’ân-ı Kerîm’in her yerinden, her cüzünden [okunmalı.] Hatta hocalar geniş geniş çalışsın, Kur’an bilgisini arttırsın. Cemaat de çalışsın, dinlesin.

Yani Kur’an bilgimiz az. Büyük tenkidimiz bu... Büyük bid’atimiz bizim Kur’an’dan uzaklaşmamızdır. Kur’ân-ı Kerîm’i elimizden düşürmememiz lazım. Ezberlememiz lazım, ahkâmını bilmemiz lazım. Dilini bilmemiz lazım, ne söylediğini anlamamız lazım! Okurken, dinlerken şıpır şıpır gözlerimizden yaşları dökmemiz lazım. Geceleri uyumayıp, kalkıp namazlar kılarak uzun uzun Kur’ân-ı Kerîm okumamız lazım. 

Peygamber Efendimiz’in yanına giden akrabası, evinde kalan gençler, yeğenleri ve sâir kimseler rivayet ediyorlar: 

Peygamber Efendimiz gece kalkardı. Bazen onlar da Peygamber Efendimiz’e ittibâ ederlerdi, iktidâ ederlerdi. Allâhu Ekber diyor, onun arkasında duruyor. Efendimiz Bakara sûresini okurdu, Âl-i İmran sûresini okurdu, daha sonraki sûreyi, daha sonraki sûreyi... 

Bunların hepsi kaç cüz?..

Okurdu, okurdu… Arkadakiler Peygamber Efendimiz’in o uzun okuyuşuna tahammül edemeyecek kadar yorgun düşerlerdi. 

Sabahlara kadar Peygamber Efendimiz okurdu, sahâbe-i kirâm okurdu. 

إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا 

İnne nâşiete’lleyli hiye eşeddü vat’an ve akvemü kîlâ.5 “Şüphesiz gece kalkışı, kalp ve uzuvlar arasında tam bir uyuma ve sağlam bir kıraate daha elverişlidir.”  

Gecenin o güzel vakitlerini böyle ihyâ ederlerdi. Ne güzel şeyler... 

İşte buradan anlıyoruz ki, Kur’ân-ı Kerîm diyor ki; 

“Yâ Rabbi, ben de geceleyin bunun uykusunu engelledim, beni okudu.” 

Ama nasıl okudu?

Namaz içinde, namaz kılarak. 

Demek ki;

Gündüz olalım sâim, 

Gece olalım kâim.

Gündüz oruçlu olalım, geceleyin ayağa kalkalım. 

Ne demek ayağa kalkmak, kapının önünde kazık gibi durmak mı?

Hayır. Abdest alıp, Cenâb-ı Hakk’ın divanına durup namaz kılmak demek. Kur’an’ın şefaat etmesi de, tabii namaz kılmadan da okusa, o da sevap. Ama namazın içinde okuduğu zaman çok daha büyük feyizler kazanmış oluyor. 

Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili aşkınızı, şevkinizi, sevginizi körükleyin! Lütfen Kur’ân-ı Kerîm’i iyi okuyun, mânasını anlayın, mânasını takip edin. Öğrendiğiniz mânasına uyun. 

Bu bir roman değil, bir hikâye değil. “Bir okuyalım bakalım da ne olursa olsun...” Öyle bir kitap değil bu. Ahkâmı icrâ edilsin, emirleri tutulsun, yasaklarından kaçınılsın diye Allah’ın indirdiği kelâm-ı ilâhîsi...

-------------------------------------------

[1]  36/Yâsîn, 79.

[2]  2/Bakara, 187.

[3]  17/İsrâ, 78.

[4]  17/İsrâ, 79.

[5]  73/Müzzemmil, 6.

Sayfa Başı