M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sevabı Kazanmak İçin Tam Zamanına Göre Yerli Yerinde İş Yapmak Lazım

M. Es'ad Coşan

 الزهد في زماني هذا في الدنانير والدراهم و ليأتين على الناس زمان الزهد في الناس أنفع لهم من الزهد في الدنانير والدراهم

ez-Zühdü fî zemânî hâzâ fi’d-denânîri ve’d-derâhimi ve le-ye’tîne ale’n-nâsi zemânün ez-zühdü fi’n-nâsi enfeu lehüm mine’z-zühdi fi’d-denânîri ve’d-derâhimi. 1

İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan rivayet olunmuş. 

“Benim zamanımda zühd; mala mülke, paraya pula, dinara dirheme karşıdır.” 

Adam çok para heveslisi değildir, çok zengin olma arzusunda değildir; gözü toktur. “Helal olsun da az olsa da aldırmam, çoğunu ne yapayım?” gibi dünyaya bir heves etmeme durumu vardır. “Benim zamanımda zühd böyledir. Ama ileride insanların başına öyle bir zaman gelecek ki o zaman insanın paraya pula karşı isteksiz olmasından ziyade; insanlarla düşüp kalkmaktan uzak olmak isteği, insanlardan uzaklaşmak isteği, asıl zühd olacak.” 

O devirde, Peygamber Efendimiz’in zamanında insanlar paraya pula tenezzül etmiyor, sevaba rağbet ediyorlar, asıl zühd işte klasik mânasında görülüyor. Ama bir zaman gelecek ki o zaman bazı insanlarla arkadaşlık etmekten imtina edecek, vazgeçecek. 

Neden? 

Arkadaşlar fena da ondan. İnsanlar fena da ondan. O zaman kötü insanlarla arkadaşlık etmektense bir kenara çekilecek, sakin bir yerde, kûşe-i uzlette duracak. “O zaman asıl zühd insanlardan uzaklaşmak şeklinde olacak.” diyor Peygamber Efendimiz. 

 Bu hadîs-i şerîften anlıyoruz ki zamana göre, duruma göre, şartlara göre, müslümanın dinini koruması için, dini kollamak için yapacağı iş değişik olabiliyor. Bir zaman gelir; parayı pulu istemezsin, Allah’a ibadeti tercih edersin. Bazı mübarekler; “Bu kadar kazanç bana yeter.” diyormuş; öğleye kadar çalışıyormuş, öğleyin dükkânını kapatıyormuş. “Tamam, bugün evimin ekmeğini kazandım.” diyor, ibadet etmek daha önemli oluyor. 

Neden?

Zaten insanların çoğu alim. İlmi isteyen, arayan yok; herkes biliyor. O zaman yapabildiğin kadar ibadet ve taat yap; sevap kazan, tesbih çek, Kur’an oku, vesaire. 

Peygamber Efendimiz bir başka hadîs-i şerîfinde; “Ama bir zaman gelecek ilim azalacak.” diyor. O zamanda da; “Oturup kendi başıma ibadet edeceğim, sevap kazanacağım.” diye uğraşacağına bu sefer başkalarına İslâm’ı öğretmek için çalış! Bak şartlar değişti; insanlar cahilleşince bu sefer ibadet etmek yerine Allah’ın rızasını arayan bir insanın yapacağı en güzel iş, gidip başkalarına ilim öğretmek oldu. Şimdi biz de her işimizi buna göre ayarlayacağız.

Bizim bu zamanda ne yapmamız lazım?

Bizim bu zamanda ilim öğrenmemiz lazım, ilim öğretmemiz lazım, Allah’ın dini için çalışmamız lazım. Köylere gitmemiz lazım, kasabalara gitmemiz lazım. Önce kendi evlatlarımıza sahip olmamız lazım. Hanımlarımıza, çocuklarımıza, torunlarımıza sahip olmamız lazım. Ondan sonra köylere, kasabalara gidip akrabamıza, yakınlarımıza anlatıp Allahu Teâlâ hazretlerinin dinini yaymaya çalışmamız lazım. 

Zamanına göre iş değişiyor. Onun için büyüklerimiz ne güzel söylemişler. Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinden rivayet edilmiş: 

“Bizim sevap kazanmak için yaptığımız hizmettir. Müslümanlara hizmet etmek, dîn-i mübîn-i İslâm’a hizmet etmek. Ümmet-i Muhammed’e hizmet etmek bahis konusu olduğu zaman nafile ibadetlerimizi bırakırız, hizmete koşarız. Filancanın ihtiyacı varmış koştururuz, falancanın yardıma ihtiyacı varmış koştururuz, hizmeti öne alırız.” diyor. 

Demek ki biz de aklımızı kullanacağız, zekâmızı kullanacağız. “Acaba benim şu sırada yaptığım mı daha çok sevap olur, yoksa şöyle yapmak mı daha sevap olur?” diye ölçüp tartacağız.

Peygamber Efendimiz; “Susmak iyidir.” diyor, tamam, “Ben hiç konuşmayayım.” 

Hayır! Her zaman iyi değil. Konuşulacak yerde susmak fena. Konuşulacak yerde konuş. 

Birisi İslâm’a hücum ediyor, yalan söylüyor, gıybet ediyor, günah işliyor, sen orada susuyorsun; olmadı. İşte şimdi konuşacaksın. Bu günah işleyen kimseye “yapma” diyecektin, gıybet eden kimseye mâni olacaktın, İslâm’a hücum eden kimseye cevap verecektin; şimdi susmak zamanı değil. 

Bir tarafta da konuşur! 

Ya burada konuşma! Burası konuşma yeri değil. Burada alimler var, senden bilgili insanlar var. “O senden bilgili insanlar konuşsun da feyiz alalım, istifade edelim.” diye halk toplanmış. “Şu sussa da bari söz sırası şu mübareklere gelse” diye herkes senin gözünün içine bakıyor, sen de orada konuşuyorsun. Şimdi de konuşmak uygun olmadı. 

Muhterem kardeşlerim!

Demek ki aklımızı, zekâmızı, basiretimizi kullanmamız gerekiyor. Şunu iyice bilesiniz ki iyi müslüman olmak zekâ işidir. Her babayiğidin kolay başaracağı bir şey değildir. Müslümanlık ince; sevabı kazanmak için tam zamanına göre yerli yerinde iş yapmak lazım. 

Öyle oluyor ki mesela Arafat’tan geliyorsun, arabalar sıkışık, altı şerit, yedi şerit var. Sıcaktan motorlar kızışmış, sıcaklığı yüzüne geliyor, otobüsün içindesin, adım adım gidiyorsun; “Ah bir Müzdelife’ye varsak da otursak, çadırımızı kursak veya çadır yoksa istirahate geçsek, akşamla yatsı namazını kılsak.” diye bekliyorsun, susuzluktan dudakların kavrulmuş. Ârif, âşık, sadık bir kardeşin geliyor, nereden bulmuşsa bulmuş, “buyur” diyor sana bir su ikram ediyor. 

Hay Allah senden razı olsun! Şimdi bu, baklavadan da börekten de her şeyden daha kıymetli. Tam lazım olduğu sırada getirdi.

İşte böyle güzel zamanı arayıp bulup halkın, insanların gönlünü alacak, gönlünü hoş edecek, duasını alacak işleri yapmaya çalışmak lazım. 

Müridin de; “Neyi sever, nasıl yapayım?” diye hocasının tam arzusunu, en arzu ettiği şeyi kollaması gerekiyor. 

Allah bizi basiretimizi kullanarak Allah’ın rızasını kazanmaya muvaffak etsin. Böyle sevaplı işleri zamanına göre, yerine göre iyi tespit etmeyi nasip etsin. 

Peygamber Efendimiz; “Bir zaman gelir; asıl zühd, insanlardan uzak durmakla olur.” diyor. İnsan dinini kurtarmak için bazı kimselerden uzak kalmalıdır. 

Kimlerden uzak kalacak? 

Dinine zarar verecek kötü arkadaşlardan uzak kalacak. 

Kimlere yakın olacak? 

Alimlere yakın olacak, ilim meclislerine yakın olacak. Salihlerle oturup kalkacak. Fukarâ-i sâbirîn ile beraber olacak. Tenezzül buyurup fakirlerin, miskinlerin sohbetlerine gelecek, onların duasını alacak. Onların tenekeden barakalarını, kulübelerini ziyaret edecek. İhtiyacı varsa onları karşılayacak, eline para tutuşturacak; böylece sevap kazanacak. 

-------------------------------------------
[1] Gümüşhânevî, Râmûz, I, 212.

Sayfa Başı