M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

“Birazcık İslâm’a Hizmet” Devri Geçmiştir

M. Es'ad Coşan

 Muazzam bir potansiyele sahibiz. Bu potansiyeli Avrupa, Amerika görüyor. “Müslümanlar geliyor.”, “İslâm yayılıyor.” diye İngilizce, Almanca, Fransızca kitaplar neşrediliyor. Rusya’da kitaplar yazılıyor. SiyasÎlerin dilinden gazetelere dökülüyor. “Saklanmaz gayri bu gerçek.” dediği gibi bizim Maraşlı şairin; saklanmaz gayrı bu gerçek, saklanamaz duruma gelmiş. 

Şimdi un var, şeker var, yağ var; bizler helva yapmıyoruz, tatlısızlıktan kenarda aç, bîilaç serilmiş, yatıyoruz. Yani durumumuz bu... 

O bakımdan, şu boş zamandan, şu imkândan, şu hürriyetlerden, şu sıhhatlerden, şu fırsatlardan olanca gücümüzle faydalanmalıyız. 

Bizim hepimizin ana gayesi; Allah’ın dinine hizmet etmektir. 

Fatih’in devrinde yaşasaydık, surlara saldıran Yeniçeri olacaktık, ordu olacaktık. Canımızı vermeye koşa koşa gidecektik. 

Şimdi bizden can istenmiyor. Mücadelenin şekli değişti. Teknik çalışma isteniyor. Yani bir çalım attın mı karşı tarafı geçebilirsin. Çalım isteniyor. Çalışma isteniyor. Bu kadar basit... 

Onun için, bugün herkes azamî mesaisini, olanca imkânını, yani ölmeyecek kadarı kendisine ayırıp olanca gücüyle İslâm’a hizmet etmek zorundadır. 

“Birazcık İslâm’a hizmet” devri geçmiştir. 

“Birazcık da İslâm’a hizmet edeyim.” Şöyle yemeğin üstüne birazcık tuz gibi, birazcık baharat gibi... 

Hayır, öyle değil. Tüm mesaisiyle, tüm çalışmasıyla, tüm mesleğiyle İslâm’a hizmet edecek. Birazcık dünyalık çalışma yapacak; asıl çalışması İslâm’a hizmet olacak. “Vîrân olası hânede evlad u iyâl” olduğu için şairin dediği gibi; birazcık da hamallık yapacak, dünyalık çalışacak... 

Mesaimizin kısm-ı âzamını İslâm’a tahsis etme durumundayız. O pozisyonda insanlarız. 

Allah bizden şu anda canımızı istemiyor. Şu anda Allah bizden mesaimizi, gayretimizi, tekniğimizi, basiretimizi, tefekkürümüzü, işbilirliğimizi, iş yapabilme kabiliyetimizi istiyor. 

Önünüzde bâkir, fethedilmemiş hizmet sahaları var. Bomboş, fethedilmemiş hizmet âlemleri var, dünyaları var. Ona çalışacağız. 

Bir hocanın namazı kıldırdıktan sonra evinde durması revâ değil. Bir insanın ticarethânesinde işini çalışır hâle getirdikten sonra orada durması revâ değil. Bir memurun memuriyetini yaptıktan sonra, saat 5’ten sonra, Cumartesi-Pazar günü dünya için çalışması meşru değil, doğru değil. 

Onun için, bırakalım kırkta bir nispetini, zekât nispetini, şimdi sıddîkiyet isteniyor; nesi varsa verecek müslüman!.. Nesi varsa, mâmeleki, imkânı, onu İslâm’a tahsis edecek çünkü bu fırsat her zaman ele geçmez. 

Ben müslümanlara şaşıyorum. Afganistan’da sarf edilen maddî masrafların -Yani Afgan mücahitlere verdiğimiz masrafların ben hesabını çıkartmadım. Belki dikkatli takip etseydim bir yerden not alabilirdim.- onda birini Rusya gelmeden önce sulh zamanında harcasaydık, nice Afganistanlar müslümanların olurdu!.. Suriye elden çıkmazdı. Irak mâcerâlara sürüklenmezdi. İran başka türlü olurdu. Mısır başka türlü olurdu. Dünyanın her yerini elde ederdik. 

Yazıklar olsun müslümanlara! Harp olduğu zaman bu kadar masraf yapıyorlar da fırsat olduğu zaman, sulh zamanında onun onda birini yapmıyorlar! Çok büyük cahillik! Çok büyük şaşkınlık! Çok büyük basiretsizlik! Çok büyük vebal! Çok yanlış bir durum! 

Yani iş işten geçtikten sonra kurtarma çalışmaları... Trenin altında adam ezildikten sonra ayağını alçıya al, dalağını dik, böbreğini nakil yap, kan ver,  şöyle yap, böyle yap... Hurda olmuş insanı ihyâ etmeye çalışıyorsun. Düşman hücum etmiş olan bir memleketi kurtarmaya çalışıyorsun. Düşman hücum etmeden önce çalışsana! İş işten geçmeden çalışsana!.. 

Sayfa Başı