M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Toplumun Topluca İyi Olması Lazım!

M. Es'ad Coşan

Milletler, devletler veya bizim kendi tarihimizden misalimiz; ecdadımız, geçmişlerimiz o kadar devletler kurmuş. Bu devletler güçlenmişler, altın devirler yaşamışlar, şanlı işler yapmışlar, yüksek medeniyetler kurmuşlar. Sonra bozulmuşlar, yıkılmışlar. 

Niye yıkılıyorlar? 

Bozulduklarından, Allah bir ceza verdiği için yıkılıyorlar. 

Her şey Allah’ın takdiri ile olmuyor mu? 

Allah itaat eden kullarına yardım ediyor, itaat etmeyen kullarını cezalandırıyor. Günah işleyen kulların günahını engellemeyen nemelazımcıları da topluca cezalandırıyor. 

Onun için müslüman uyanık insandır; “aldırmam” diyemez, “karışmam” diyemez, “Bana ne?” diyemez, “neme lazım...” diyemez. Toplumunun pırıl pırıl, çiçek gibi, tertemiz, ışıl ışıl, şıkır şıkır çalışan bir makine gibi sağlam çalışmasını sağlar. İlgisiz kalamaz. 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize çok güzel şeyler öğretiyor. Kötünün kötülüğünü engelleyeceğiz. 

Devlet bu kötülükleri engellemek için jandarma, polis teşkilatı, mahkeme teşkilatı, adlî teşkilat; ülkeyi korumak için ordu gibi çeşitli kurumlar kuruyor. İnsanlar devlet kuruyorlar. Devletin de böyle çeşitli kötülükleri engelleme kurumları, kanunları, nizamları, teşkilatları oluyor.

Bunlara rağmen niye kötülük oluyor? 

Kanun var, anayasa var, mahkemeler var, jandarma var, polis var, ordu var; buna rağmen devletler niye yıkılıyor, niye çöküyor? 

Tabii bunun sebebi var. 

Ne yapılacak? 

Kişiler toplumuna sahip çıkacak, topluma karşı görevleri olduğunu bilecek. Bu çok önemli...

Şimdi ben diyar diyar gezdiğim için müslümanlara bakıyorum... Almanya’daki müslümanlara, İsveç’tekilere, İngiltere’dekilere, Avustralya’dakilere bakıyorum; Endonezya’da, Malezya’da, Brunei’de, Hindistan’da, Pakistan’da, Afganistan’da [müslümanlara bakıyorum;] yürekler acısı...

Şu Afganistan misaline bakın, ne kadar acı! O Afganlı mücahitler diye bağrımıza bastığımız insanların birbirleriyle şu son hallerine, çekişmelerine bakın! 

Bir zamanlar, “Ana gibi yâr olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.” diye övdüğümüz, bir zamanlar yönettiğimiz, o İslâm medeniyetinin en önemli merkezlerinden biri olan Bağdat’ın durumuna bakın! 

Şam’ın durumuna bakın! Kahire’ye, Libya’ya, Tunus’a, Cezayir’e bakın! Diğer ülkelere, Sudan’a, Somali’ye bakın!.. 

Hangi birini güzel bir örnek olarak, alkışlayarak söyleyebiliyoruz? 

Neden? 

Çünkü toplumun gelişmesi kişisel çalışmalarla olmuyor. Toplumun içinden çok faziletli bir insan çıkabiliyor, yükseliyor ama yetmiyor. Toplumun topluca iyi olması lazım! Topluca iyi olmadığı zaman, kötülükleri engellemediği zaman toplum gelişmiyor. Yani toplum iyilikleri yapacak, kötülükleri engelleyecek.

Bir vücudun kendisinin içine şu veya bu yoldan; yaradan, ağızdan, burundan, havadan, içtiği sudan, gıdadan gelen mikrobu sıhhatli bir vücut alt edebiliyor; sağlığını koruyabiliyor, devam ettirebiliyor. Çünkü koruyucu teşkilatı var. Akyuvarlar, alyuvarlar, vücudun şu teşkilatı, bu teşkilatı vücudu koruyabiliyor. Sıhhatli bir beden kendisine gelen düşmanları, mikropları temizleyebiliyor. Temizleyemediği zaman, mağlup olduğu zaman yatağa düşüyor, hastalanıyor, zayıflıyor. Eğer oradan da kurtaramazsa, hastalığı yenecek bir savaşı da veremezse bu sefer ölebiliyor. 

Onun için müslümanın toplumuna karşı da çok mühim bir görevi olduğunu unutmaması lazım. 

“Ben aile reisiyim; aileme, evlatlarıma karşı görevim var. Anneyim; çocuklarıma karşı görevim var. Çocuğum; anneme, babama karşı görevim var. Talebeyim; toplumuma karşı görevim var... Askerim; vatanıma karşı görevim var. Devlet memuruyum; iş sahiplerine, erbâb-ı mesâlihe karşı sorumluluğum var, görevim var.” deyip herkes görevini güzel yapacak. 

Kalkınma, ilerleme ve yükselme kişisel bir olay değil; hürriyetlerle beraber toplumsal bir olay... Toplumun fertleri, kişileri topluca iyi olduğu zaman, uyumlu çalıştığı zaman toplum yükseliyor. Öyle olmadığı zaman hem Allah ceza veriyor hem de sonuç kargaşa ve felaket oluyor. 

Sayfa Başı