M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Müslümanlar Birbirlerine Merhamet Edecek

M. Es'ad Coşan

 Müslümanlar birbirlerine merhamet edecek. 

Hindistan’a gitmedim. Pakistan’ı birazcık kıyıdan köşeden gördüm. Hindistan’daki müslümanların, hele Bangladeş’teki müslümanların çok fakir, çok yoksul, çok bîçâre olduklarını hep okuyoruz. Acımamız lazım. 

Türkiyemiz’i kurtarmamız lazım. Türkiye’deki müslümanları rahata erdirmemiz lazım. Doğusuyla Batısıyla, Güneydoğusuyla Kuzeydoğusuyla, her tarafını mâmur hale getirmemiz lazım. 

Ondan sonra başka İslâm ülkelerine şefkat kanatlarımızı germemiz lazım. Bizi bekliyorlar. 

Tayland’da altı-yedi milyon müslüman varmış. Oradaki bir mecmuanın müdürü bana; 

“Oradan bize hoca gönderin.” diyor. 

Dedelerimizi “mücahit insanlardı, şöyle terbiyeli, böyle ahlâklı, böyle yüksek insanlardı...” diye duymuşlar, bizi bekliyorlar... 

Onun için müslümanlara karşı genel bir merhamet, sevgi içimizde vardır. Yani kardeşlerimiz biliyorlar aslında ama bunu fiilî duruma getirmeliyiz. 

Getirmediğimizin birkaç misalini söylemek istiyorum: 

Mesela İstanbul’da yaşayanlar; Erenköy, Suadiye, Adalar vesaire zengin muhitlerdir. Bizim Fatih İskenderpaşa’nın olduğu yerler vesaire orta muhitlerdir. Bir de gecekondu muhitleri vardır; Bayrampaşa, Eyüp-Silahtar’ın kenar mahalleleri gibi; insan oralara gitse yüreği parçalanır. Oradaki çocukların hâline, sokaklara, evlere baksa; evlere, camilere bir girse, oranın durumunu görse yüreği parçalanır. 

Gitmiyoruz. 

Erenköy’ün zengini Bayrampaşa’nın gecekondusuna gitmiyor. Arka taraflara gitmiyor. Ankara’nın zengini Keçiören’in arkasındaki veyahut Karşıyaka’nın arkasındaki mezarların ötesindeki fakirlerin arasına gitmiyor. 

Haftanın bazı günleri o mahallere gidelim. O mahallelerde namaz kılalım. Oranın imamlarıyla konuşalım. Cemaate bakalım. Sokaklarda dolaşalım biraz... Bak, o zaman zekât verecek insanları nasıl kolay buluruz. 

“Zekâtı kime vereceğimi şaşırıyorum hocam.” 

Tabi şaşırırsın. Yani senin zengin muhitinde zekâtı alacak insanı nereden bulacaksın? Hele bir gel bakalım bizim bu tarafa... Hele şu fakirlerin arasına bir git... Hele bir Anadolu’nun bir yoksul köyüne git bakalım... Suyu olmayan, kurtlanmış suları içen, yolu olmayan, mahrumiyet mıntıkası olan yerlere... Yani müslüman bunları yapmalı. 

Afrika’nın bilmem hangi vahşi kabilesine, İsveç’ten bilmem hangi adam doktor olarak insanlık duygularıyla gidiyor; ömrünü orada geçiriyor, orada ölüyor. Yerlilerin babası, herkesin beğendiği bir insan; hemen “Ne kahraman adam! Ne fedakâr adam!” diye kitaplara yazıyorlar. 

Biz kendi memleketimizde mahrumiyet yerlerine gitmiyoruz. Yani şöyle kasabaların arkasındaki ücra köşelerdeki köylere gitmiyoruz. Oraların halini bilmiyoruz. İlim yok, Kur’an bilmezler, dinden haberleri yok, vaiz gelmez, hocaları yok, hocaları olsa maaş veremezler, su yok; çok perişan durumda... 

Onun için müslümanlar biraz fakirleri tanımak için fakir mahallelere gitmeye kendilerini alıştırsınlar. Zenginler eski zaman padişahları, sadrazamları, vezirleri gibi tebdîl-i kıyafet etsin, eski püskü elbise giysin, biraz oraları dolaşsın da öteki müslümancıkların hallerini görsün; bak yüreği nasıl parçalanacak... 

Sayfa Başı