M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hamd Etmek

M. Es'ad Coşan

 "Kıyamet gününde; bu dünya bitip âhiret alemi başladığı zaman, Allah'ın yanında, huzurunda insanların, kulların en faziletlisi, en üstünü, en yükseği, çok hamd eden kullar olacak."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, İmran ibni Husayn radıyallahu anh'ın bize rivayet ettiğine göre, bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
اِنَّ اَفْضَلَ عِباَدِ اللهِ يَوْمَ الْقِياَمَةِ اَلْحَمَّادُونَ
İnne efdale ibâdillâhi yevme’l-kıyâmeti el-hammâdûn.1
"Kıyamet gününde; bu dünya bitip âhiret alemi başladığı zaman, Allah'ın yanında, huzurunda insanların, kulların en faziletlisi, en üstünü, en yükseği, çok hamd eden kullar olacak."
Hamd etmek; Allahu Teâlâ hazretlerinin bize verdiği nimetleri, imkânları, lütufları, ihsanları düşünerek, ona şükür duygusu dolu olarak, onu övmek, ona medh ü senâda bulunmak demek olduğu için, hepimizin vazifesi... Elhamdülillâh, Kur’ân-ı Kerîm’imiz de hamd ile başlıyor, Elhamdülillâhi rabbilâlemîn diye başlıyor.
Onun için, Osmanlı şairlerimizden birisi, Namık Kemâl olsa gerek, şöyle bir söz söylemiş:
Yok iştikâ-yı cevr-i felekten nisâbımız
Serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız
"Biz, feleğin bize karşı çıkardığı çeşitli üzüntülerden, cevr ü cefâdan, hayatta karşılaştığımız sıkıntılardan şikâyet etmeyiz. Çünkü bizim kitabımız hamd ile başlıyor." diyor. Güzel bir şey…
Tabi, biz müslümanlar sadece nimetlere karşı değil, hayatımızın her anında sonsuz minnet duyduğumuz yaradanımız Rabbimize karşı hamd duygusu içindeyiz; zengin de olsak, fakir de olsak, karnımız aç da olsa, tok da olsa...
Her halde, Elhamdülillâhi alâ külli hâl,  "Her halimizde Allah'a hamd olsun!" diyoruz. Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerinin nimetlerini saymakla bitiremeyiz, tüketemeyiz. Tabii, iyi bir kul olarak, Allah'ı seven ve Allah'ın sevdiği bir kul olarak, O’nun kaderine rızamız vardır. Takdirine bağlılığımız, teslimiyetimiz vardır. Zaten İslâm, teslim olmak demek oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri ne takdir etmişse; hikmeti, sebebi ve faydası vardır.
Müslüman iki çeşit kazanç ile devamlı sevap kazanma durumundadır:
Birisi Allahu Teâlâ hazretlerinin kendisine verdiği nimetleri düşünür, şükreder, hamd eder; hem nimeti artar, hem sevap kazanır. Birisi de dünya hayatında Allah'ın kendisine imtihan olarak yazmış olduğu, kaderin cilvesi olarak yazmış olduğu çeşitli durumlar karşısında da yine Allah'a olan bağlılığını, sevgisini, saygısını hiç zelzeleye uğratmaz, hiç fütur getirmez, yine hamd eder. Her halde, her durumda Allahu Teâlâ hazretlerine hamd eder.
Eğer bu duygularla dolabilmişse içimiz, bu kadar güzel duygularla, tam teslimiyet ve her halde Allahu Teâlâ hazretlerine vefa ve onu sevmek, O’na bağlılığını hissetmek, neylerse güzel eylediğini anlayabilmek duygusuyla doluysak yani çok hamd edici bir kul durumuna gelmişsek, bu çok güzel bir şey. Güzel bir gösterge, güzel bir işaret...
Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerinin indinde, kıyamet gününde insanların en faziletlisi, derecesi en yüksek olanları çok hamd edici kullar olacak. Hamd etmeyi âdetâ kendisine iş edinmiş, meslek edinmiş kullar olacak. Çünkü Arapça’da hâmid kelimesi de var, normal hamd eden demek; ama hammâd, hamd etmeyi çok yapan, yani mubalağa-i ism-i fâil sîgasıyla mübalağalı bir şekilde, daima hamd ü senâlar eden demek oluyor.
O bakımdan, biz de kendimizi Allah'ın en faziletli kulu olmaya doğru gitmek için, her halükârda, hayatımızın her anında Allah'a hamd etmeye alıştırmalıyız. O güzel duygunun içine kendimizi sokmaya çalışmalıyız. Dünyanın bize, hayatın cilveleri olarak sergilediği her hadisenin karşısında, aynı ihlâslı, Allah'a bağlı, mert ve vefalı kullar olarak hamd duygusunu taşımalıyız. Eğer hakikaten Allah'ın nimetlerini saymaya çalışsak bitiremeyiz. Çok hamd borcumuz vardır. Âyet-i kerîme de bunu bildiriyor.
Bismillâhirrahmânirrahîm
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ve in teuddû ni'metallâhi lâ tühsûhâ innallâhe le gafûrun rahîm.2 
Allahu Teâlâ hazretleri çok mağfiret edicidir, çok rahmet sahibidir, kullarına çok lütuflarda bulunuyor. Yani bütün dünya hayatı boyunca işlediğimiz ibadetleri terazinin bir kefesine koysalar, şu “görme” nimetimizi karşılamaz. Bu kadar kıldığımız namazlar veya yaptığımız hayırlar, verdiğimiz sadakalar, haclar vesaire ancak bir göz nimetini bile karşılayamaz. Daha bunun yanında nice nice nimetler var...
Tabi en büyük nimet de müslüman olmamız. Hidayet üzere, Allah'ın sevdiği yolda, sevdiği bir kul olma pozisyonunda bulunmamız... Allah bizi bu güzel pozisyondan, bu güzel durumdan ayırmasın.
Ne mutlu bizlere ki müslüman ecdadımızdan, anne babamızdan bir asaletli iman geleneğiyle gelmişiz, şu anda müslümanız. İnşallah bundan sonra da İslâm hem ülkemizde, hem de dünyanın her yerinde hâkim olsun, yayılsın... İnsanların hepsi bu güzel duyguları tanısınlar. Hepsi yaratanlarına karşı hamd duygusu içinde olsunlar. Ancak o zaman dünya üzerindeki arzu ettiğimiz hakiki sulh u salâh ve felah tahakkuk edecektir. Tabi bunu candan temenni ediyoruz.
Kendimizi de her halde, her durumda yani bize göre, başkalarına göre ölçüldüğü zaman, uzaktan bakıldığı zaman, kötü bile görünen durumlarda Allah'a hamd etme duygusu içinde bulunmaya kendimizi alıştırmaya çalışacağız. O güzel, büyük şairin, İbrahim Hakkı Erzurûmî hazretlerinin dediği gibi biz de etrafımıza baktığımız zaman:
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
duygusu içine gireceğiz. Bu bir irfan işaretidir. İrfanın, ârifliğin, mârifetullahın yüksek bir derecesidir.
Allah bizi kendisine çok hamd edici kullarından eylesin. Âhirette mertebesi en yüksek olanlardan eylesin.
------------------------------------
 1. Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, XVIII, 124-5, r. 254; Heysemî, Mecme'u'z-zevâid, X, 95; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, III, 254, r. 6414; Râmuz, I, 116. Bk. Ahmed b. Hanbel, IV, 434, r. 19895; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, XIV, 42, r. 37882.
 2. 16/Nahl, 18.

Sayfa Başı