M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Hayırlara Koşmak

M. Es'ad Coşan

 Hayrın ilk başı, insana fayda verecek en büyük hayır ibadetlerdir. Bir kere insanın ilk önce kendisine hayrı olması lazım. Namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, haramdan kaçınmıyor; günahları işliyor. Böyle bir insanın, “kendine hayrı yok” deriz biz. “Kendisine herkesten fazla kötülüğü kendisi yapıyor” deriz. Hayırlara koşan bir insan, ilk önce kendisine hayrı olan ibadet ve taati yapan bir insan demektir; bu bir.

Ondan sonra da, başkasına hayrı olan bir insan demektir. İslâm’da biliyoruz ki hayır mefhumu yani hayır kavramı var. Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfi var, hemen hemen bütün müslümanlar bilir; 
“İnsanların en hayırlısı insanlara en çok faydası dokunandır.” 
Görüyorsunuz İslâm, işi sadece kuru bir dava kuru bir inanç, ”İşte ben inanıyorum” deyip bir kenarda durmaya bağlamıyor; faydalılık ortaya koyuyor. Yani iş yapılacak, bu iş de insanlara faydalı olacak. Ve, “İnsanların en hayırlısı öteki insanlara faydası en çok dokunandır.” diye geçiyor. 
O zaman, “İslâm’da hayır nedir, faydalılık nedir, faydasızlık nedir?” diye faydayı faydasızlığı, hayrı şerri iyice düşünmek lazım. Bunların müslümanlar tarafından bilinmesi ve her müslümanın hayrı yani faydalı olan şeyi yapmaya koşturması lazım.
Nasıl olmuş İslâm tarihinde? 
Kendi yakın çevremize bakalım. Belki okumuşuzdur belki okumamışızdır, bilmeyebiliriz ama şu çevremizdeki eserlere bakalım. Mesela İstanbul’un Fatih semti gibi ecdadımızın yaşadığı köklü semtlerde şöyle dolaşın. İki adımda bir çeşme vardı. Hayır hasenat sahibi filanca ağanın, filanca hacının, filanca zâtın hayrıdır. Bir sıbyan mektebi vardır. Sıbyan ne demek? Çocuklar demek. Çocukları okutan bir okul vardır. Bir Darü’l-Kur’ân’ı vardır; Kur’an’ı öğreten bina yapmıştır. Bir aşhanesi, bimarhanesi, hastanesi vardır.
Hele hele o Bezmiâlem Valide Sultan’ı ne kadar seviyorum… Hayranım kendisine. Bezmiâlem Valide Sultan’ı Vatan caddesinden geçerken görüyoruz; Gureba Hastanesi var. Gariban müslümanlar burada tedavi olsun diye hayırlar yapmış. 
İstanbul’un suyunu sağlayan Terkos tesislerini vesaireyi vakfeden o. Birçok cami yaptırmış, hayır yaptırmış vs vs… Yani çevremize baktığımız zaman Bezmiâlem Valide Sultan hazretleri gibi bütün sultanların, vezirlerin, zenginlerin, ağaların, hacı efendilerin hep arkalarından istifade edilen bir hayır bıraktığını görüyoruz. Ya bir çeşmedir, ya bir hastanedir,ya faydalı bir sosyal müessesedir. 
Hem de monimental yapmışlar. Yani şunu demek istiyorum bu sözle; asırlara dayanan, sağlam kesme taştan, kurşunlarla taşları birbirine perçinleyerek muazzam eserler yapmışlar. Asırlar yıkamamış, ihmal yıkamamış, düşmanlık yıkamamış da hala dimdik ayakta duruyor.
Görüyoruz ki tepeden tırnağa ecdadımız hayır yapmaya yönelmiş. İslâm’ı lafta bırakmamış; İslâm’ı başka insanlara hizmet etmek, başka insanların gönlünü almak, başka insanları sevindirmek, onların hayır duasını kazanmak olarak düşünmüşler. 
Daha öte bir şey söyleyeyim. Sadece insanları değil hayvanları düşünmüşler; kuşları düşünmüşler. Kuşlar için yuvalar yapmışlar, uçamayan kuşlar için vakıflar kurmuşlar. Kanadı kırık leylekler için, -onlar tabi sıcak memleketlere uçacaktı, kanadı kırık uçamıyor kaldı bu soğuk yerde- ona bakılsın diye vakıflar tesis etmişler. 
Hatta hiç unutmuyorum çok hoşuma gitti. Diyelim ki bir hizmetçi, köle, cariye bulaşığı yıkarken kıymetli bir tabağı kırdı, ne olacak? Efendisi azarlar, bağırır, çağırır falan. Bu arada bu hususta Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfi var, onu da hatırlatayım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki; 
“Hizmetçiniz bir tabak kırarsa, azarlamayın onu. Çünkü eşyanın da bir eceli, onun da bir ömrü var; zaman gelecek bitecek. Müddeti dolmuştur, öyle olacaktı, olmuş. Ondan dolayı artık olan olmuş, ötekisini azarlamayın.”
Peygamber Efendimiz öyle demiş ama bir de insanın kıymetli bir eşyası kırıldığı, döküldüğü zaman hakikaten yüreği yanar. Kendi çocuğu olsa da, “Niye böyle yaptın?” diye  biraz sertleşir, kaşını çatar, bağırır çağırır. Yahut bir daha yapmasın diye düşünür, terbiye olsun diye düşünür, dikkat etsin diye düşünebilir. 
Ama dedelerimiz ne yapmış? 
Bağırır çağırır ama gönlünde bir şey kalır, üzüntü kalır diye tabak kıran hizmetçinin tabağını tazmin etsin, ona yardım yapılsın da ödesin diye vakıf kurmuşlar. Yani hizmetçiyi bile koruma var. Demek ki ecdadımız fiilen hayırlara koşmuşlar.

Sayfa Başı