M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Kur'ân-ı Kerîm Bizden Davacı Olmasın

M. Es'ad Coşan

 Kur’ân-ı Kerîm bizden davacı olmasın. Biliyorsunuz Kur’ân-ı Kerîm şefaat edecek. Yine biliyorsunuz davacı olacak; “Yâ Rabbi! Ben bu adamın evinde duvarda asılı durdum, raflarda tozlandım. Yıllar yılı beni açıp okumadı.” diyecek. Kur’an’ın ehli olalım, Kur’ân-ı Kerîm bize dünyada âhirette yoldaş, kabirde arkadaş olsun. Kıyamette şefaatçi olsun, cennete girmemize kılavuz olsun.

يَقُولُ الرَّبُّ تَبَارَكَ وَتَعَالى مَنْ شَغَلهُ الْقُرْآنُ وَذِكْرِي عَنْ مَسْأَلَتِي أَعْطَيْتُهُ أَفْضَلَ مَا أُعْطِي السَّائِلِينَ وَفَضْلُ كلاَمِ الله عَلَى سَائِرِ الْكَلاَمِ كَفَضْلِ الله عَلَى جَمِيعِ خَلْقِهِ
Yekûlü’r-Rabbü tebâreke ve Teâlâ: Men şeğalehû’l-Kur’ânu ve zikrî an mes’eletî a’taytuhû efdale mâ u’tiye’s-sâilîne ve fadlu kelâmi’llâhi alâ sâiri’l-kelâmi ke-fadli’llâhi alâ cemî’i halkıhî.1 
Bu hadîs-i şerîf Kur’an ve zikir hakkında. Peygamber Efendimiz bize Allahu Teâlâ hazretlerinin şöyle buyurduğunu bildiriyor: “Herhangi bir kul ki Kur’an okumak ve beni zikretmek benden bir şeyler istemesine mani oluyor, dua edemiyor, Kur’an okuduğu, zikrettiği için duaya vakti kalmıyor; ben o kuluma dua edip isteyen kullarıma verilenlerden daha faziletlisini, daha çoğunu veririm.”
Bu neyi gösteriyor?
Bu hadîs-i şerîf; Kur’an okumanın sevabını, zikretmenin faziletini gösteriyor. Kur’an okumak herkesin harcı değil, Kur’an’ı herkes öğrenemiyor. Ama zikir herkesin harcı, herkes Allah diyebilir, lâ ilâhe illallâh diyebilir. Ümmîsi de der, alimi de der, yaşlısı da der, genci de der. Onun için zikirden kesilmeyin, vaktinizi boşa geçirmeyin. Allah’ın zikri ile her zamanınızı sevap ile değerlendirin. Bir şey istemeseniz bile Allah isteyenlere verilenlerden fazlasını veriyor; onu bilin.
Bir de muhterem kardeşlerim, lütfen Allah'ın kelamına saygı duyalım, sevgi duyalım. Kur’an’ı öğrenelim. Ayıptır; seneler geçiyor, ömürler bitiyor, Kur’an okumayı bilmiyoruz. Tefsir okumamışız, ahkâmından haberimiz yok. Kur’an bize ne demişse, onun aksini yapmaktayız, bilerek bilmeyerek yanlış yollarda yürümekteyiz. Lütfen kendimize gelelim. Allah’ın kelamına saygı duyalım. Bakın hadîs-i şerîfin devamında Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Allah’ın kelamının başka sözler üzerine fazileti, Allah’ın diğer mahlukâtı üzerine fazileti gibidir.” Yani bir Kur’an var, bir de okuduğun bir edebiyat kitabı var; onu mu okuyayım, onu mu okuyayım? Bir Kur’an var, bir de şurada okuduğun gazete var. Bir Kur’ân-ı Kerîm var, bir de filancanın sözleri var; onu mu okuyayım, onu mu okuyayım? Nerede o, nerede o! Allah’ın kelamı ötekilerle kıyas kabul eder mi?
Allah’ın kulları üzerine fazileti, üstünlüğü ne kadar tarif edilemeyecek gibi ise kelamının üstünlüğü de o kadar fazladır. Onun için Allah’ın kelamına sarılalım, öğrenelim, belleyelim, ezberleyelim, her cümlesine dikkat edelim.
“Bir elif mânayı değiştiriyor.” dedim. Bir önceki hadîs-i şerîfte anlam; “ Cezayı ya dünyada görürüm ya da âhirette veririm.” demek olurdu. El değil de ve deyince “Hem dünyada veririm hem âhirette veririm.” demek oluyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de öyle ince mânalar var ki. Bir harfte nice mânalar çıkıyor. Kur’ân-ı Kerîm’i sindire sindire okumak gerekiyor. Roman okur gibi hızlı hızlı okunmaz. Kur’ân-ı Kerîm, her kelimesinin üzerinde dura dura okunur. “Niye Rabbimiz böyle demiş? Niye şöyle dememiş de böyle demiş? Niye şu kelimeyi kullanmış? Niye şu ifadeyi kullanmış?” diye okuyalım. Kur’an ehli olalım, Kur’ân-ı Kerîm’in hasmı olmayalım.
Kur’ân-ı Kerîm bizden davacı olmasın. Biliyorsunuz Kur’ân-ı Kerîm şefaat edecek. Yine biliyorsunuz davacı olacak; “Yâ Rabbi! Ben bu adamın evinde duvarda asılı durdum, raflarda tozlandım. Yıllar yılı beni açıp okumadı.” diyecek. Kur’an’ın ehli olalım, Kur’ân-ı Kerîm bize dünyada âhirette yoldaş, kabirde arkadaş olsun. Kıyamette şefaatçi olsun, cennete girmemize kılavuz olsun.
-----------------------------------
* 14 Ağustos 1988
1.) Tirmizî, “Fazâilü’l-Kur’ân”, 57, r. 2926; Dârimî, “Fazâilü’l-Kur’ân”, 6, r. 3399; Beyhakî, Şu'abu'l-îmân, III, 393, r. 1860; Hâkim et-Tirmizî, Nevâdiru'l-usûl, III, 259; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, V, 106; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, I, 520-21, r. 2332; Gümüşhânevî, Râmûz, II, 516. 

Sayfa Başı