M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Temel Kaynaklar ve Onların Sıralanışı

M. Es'ad Coşan

  Bir insan, iyi bir müslüman olarak önce Allah'ın kitabının ahkâmını öğrenecek ve onu uygulayacak.

قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَهْمَا أُوتِيتُمْ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَالْعَمَلُبِهِ , لَا عُذْرَ لِأَحَدٍ فِي تَرْكِهِ , فَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِي كِتَابِ اللَّهِ , فَسُنَّةٌ مِنِّي مَاضِيَةٌ , فَإِنْ لَمْ يَكُنْ سُنَّتِي , فَمَا قَالَأَصْحَابِي , إِنَّ أَصْحَابِي بِمَنْزِلَةِ النُّجُومِ فِي السَّمَاءِ فَأَيُّمَاأَخَذْتُمْ بِهِ اهْتَدَيْتُمْ , وَاخْتِلَافُ أَصْحَابِي لَكُمْ رَحْمَةٌ

[Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Mehmâ ûtiytüm min kitâbi’llâhi fe’l-amelü bihî. Lâ uzre li-ehadin fî terkihî. Fein lem yekün fî kitâbi’llâhi fe sünnetin minnî mâdıyetün. Fein lem yekün sünnetî femâ kâle ashâbî. İnne ashâbî bi-menzileti’n-nücûmi fi’ssemâ. Fe-eyyümâ ehaztüm bihî ihtedeytüm. Ve’htilâfu ashâbî leküm rahmetün.][1]

Fein lem yekün fî kitâbillâhi. “Eğer Allah'ın kitabında bir konuda bir bilgi, bir hüküm yer almamışsa, o zaman…” fe sünnetin minnî mâdıyetün. “Benden icra olunmuş bir sünnet, benim yapmış olduğum bir sünnet geçerlidir.”

Bir insan, iyi bir müslüman olarak önce Allah'ın kitabının ahkâmını öğrenecek ve onu uygulayacak. Bir şeyi yapıp yapmamak hususunda, “Nasıl yapayım?” diye araştırırken, sorarken, istişare ederken önce, “Orada o konuda bilgi var mı?” diye Allah'ın kitabına bakacak. Varsa, onu yapacak. Yoksa “Sünnette var mı?” diye araştıracak, sünnet-i seniyyede onun hükmünü bulacak, onu yapacak. Kaynakların sıralanışı böyle; önce Allah'ın kitabı, sonra Peygamber Efendimiz'in sünneti...

Fein lem yekün sünnetün minnî mâdıyetün. “Eğer benden sadır olmuş, varit olmuş bir sünnet yoksa o konuda; bulamamışsa, mevcut değilse…” Femâ kâle ashâbî. “O zaman benim ashabımın söyledikleri, kâil oldukları, kanaat getirdikleri, meylettikleri, tercih ettikleri şekilde hareket etsin.”

Neden?

Ashabın sözleri de önemli! Çünkü onlar mekteb-i Resûlullah'tan yetişmişlerdir, o mektebin mezunlarıdır. Onlar çok yüksek şahsiyetlerdir. Resûlullah'tan dinin aslını güzel güzel öğrenmişlerdir, sözlerini de ona göre söylerler. Onların sözleri önemlidir.

İnne ashâbî bi-menzileti’n-nücûmi fi’s-semâ. “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir.” Fe eyyühâ ehaztüm bihî ihtedeytüm. Eskiden denizde, çölde, dümdüz başka alamet olmayan yerde, yıldızlara bakıp da yıldızlardan yönlerini tayin edip giderlerdi. Şaşırılacak, geniş, alametsiz yerde bir insan da ashaba bakarsa, yıldızlara bakıp yönünü bulan insan gibi… “Hangisine baksa yönünü bulur.” Ve’htilâfü ashâbî leküm rahmetün. “Ashabım bir konuda ihtilaf etmişlerse; birisi ‘Şu şöyle yapılabilir.’ demiş; ötekisi de, ‘Hayır yapılamaz!’ demişse; bu ihtilaf, farklılık sizin için bir genişliktir. İsterseniz onu yaparsınız, isterseniz ötekisini yaparsınız; bu da bir rahmettir.”

Ashabın dinî görüş olarak, samimi kanaatinin farklı olması zararlı bir şey değildir; bir genişliktir, vüs'attir. İsteyen onu tutar, uygular; isteyen ötekisini uygular. İkisi de tamamdır. Onlar iyi niyetle karar verdiği için Allah onların kararlarını sever. Müctehid hata etse bile yine ecir alır.

Demek ki ashâb-ı kirâmı da iyice öğrenmemiz lazım!

Sahabe Hayatından Tablolar kitabını, kardeşlerimiz okusunlar. Tabii sahabe-i kirâm rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn hazerâtıyla ilgili daha başka, güzel çeşitli kitaplar vardır.

Ashâb-ı kirâmı öğrenmek lazım! Ben çok istifade ettim ve çok faydalı gördüm. Ashâb-ı kirâmın hayatı ve davranışları bizim için fevkalâde kolay anlaşılabilen tablolar oluyor ve insan ölçüyü çok güzel anlıyor. “Tamam, demek ki Allah'ın sevgili bir kulu böyle davranıyor, böyle yapmak lazımmış.” diye yolu güzel buluyor.

Hatta büyüklerimizden birisine, sanıyorum Yusuf-ı Hemedânî kaddesallahu sırrahu’l-azîz Efendimiz'e demişler ki:

“Efendim, evliyâullah varken onlardan istifade ediyoruz. Ulemâ, fuzalâ, urefâ yani hem bilgililer, hem alimler, hem kalp gözleri açık, hem de dinî bilgileri çok iyi biliyorlar. Onlar olmadığı zaman, onlarsız kalırsak veya onlar vefat ederse, ne yapalım?”

Demiş ki:

“Her gün -ben şu anda rakamını tam hatırlayamayacağım- altı varak evliyâullah menâkıbından, salihlerin menkıbelerinden okursanız iyi olur.”

Altı varak yani önlü arkalı on iki sayfa demek olur. Rakamı belki değişiktir, belki ondur, her ne ise... O büyüklerimizin tavsiyesi. Evliyâullahın menâkıbını da okumak ama sahih kitaplardan. Tamamen şişirilmiş ve sağlam olmayan bilgilerle, hurafeyle dolu, mesnetsiz, hatta dine aykırı şeyler ihtiva eden, sorumsuz insanların yazdığı kitaplar oluyor; onlar değil... Ciddi alimlerin yazdığı, güvenilir kitaplardan evliyâullahın hayatlarını okumakta da çok fayda var. Onları da okursunuz.

Onun için, Hocamız [Mehmed Zahid Kotku] rahmetullâhi aleyh'in neşrettiği eserlerin birincisi; bizim tekkemizde Hocamız'ın neşriyatı olarak ilk emrettiği sanıyorum -belki ondan önce benim haberim olmadan bazı duaları filan bastırmış olabilir ama- Tezkiretü’l-Evliyâ isimli evliyâullah hayatlarından bir kitap neşrettik. Hatta babamla ben, o el yazılarını yeni harflere çekip ilk baskısını Gümüş Yayınları olarak -o zaman Gümüş Motor şirketi de tekkemizin kurduğu bir şirket olarak faaliyette olduğundan ve Gümüşhânevî Efendimiz'i hatırlattığından- neşretmiştik.

İnsan evliyâullahın menakıbını okuduğu zaman, onların nasıl yaşadığını, Allah'tan nasıl korktuğunu, Allah'ın sevgisini, rızasını nasıl kazandığını görür. Onun da faydası olur. Bu da önemli! Hocamız'ın böyle bir hareketi de bizim için bir işaret...[2]

-----------------

[1] “Allah’ın Kitabı’ndan size ne verildiyse onunla amel gerekir. Onun terki konusunda hiçbiriniz için mazeret yoktur. Eğer Allah’ın kitabında yoksa o zaman benim bir sünnetim geçmiştir. Şayet benim geçmiş bir sünnetim yoksa bu defa ashabımın dedikleri vardır. Çünkü ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine sarılsanız hidayete erersiniz. Ashabımın ihtilafı ise sizin için rahmettir.”

Beyhakî, el-Medhal (tah. M. Ziyâurrahman el-A’zamî), Dâru’l-Hulefâ, Kuveyt, ts., 162-163, nr. 152.

[2] 7 Ocak 2000, Avustralya.

Sayfa Başı