M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Tek Doğru Yol Var; O da Peygamber Efendimiz’in Sünnetine Sarılmak!

M. Es'ad Coşan

Bir müslüman için en önemli ilk nasihat, en önde söylenecek şey, Kur’ân-ı Kerîm’e sarılması; ikincisi de, Peygamber Efendimiz’in sünnetine sarılmasıdır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm, Allahu Teâlâ hazretlerinin kelâmıdır. Peygamber Efendimiz’in sünneti de “Kur’ân-ı Kerîm’in hayata uygulanışını bize gösteren tatbikatlar” demektir. 

Onun için bir insan Kur’an ehli olmak istiyorsa yani “Ben Kur’an-ı seviyorum, Allah’ın kelâmına uyacağım, hayatımı ona göre sürdüreceğim!” diyorsa mutlaka Peygamber Efendimiz’in sünnet-i seniyyesine sarılması lazım. Bunun dışında kendisi eğer başka zihniyetler ortaya koyuyorsa… O sünnetten ayrı fikirler koyma gibi şeylere “bid’at” deniyor. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerifinde;

“Her bid’at dalalettir ve dalaleti çıkaran kimse cehennemliktir.” buyuruyor. 

“Bid’at ehli cehennemin köpekleridir!” diye de şiddetli bir hadîs-i şerîf var. 

Demek ki müslümanın sünnete sarılmaktan başka kurtuluş yolu yok. Bir tek yol var, tek doğru yol var; o da Peygamber Efendimiz’in sünnetine sarılmak!

Hakikaten, Peygamber Efendimiz’in sünnetini hadîs-i şerîf kitaplarında gördüğümüz, okuduğumuz, izlediğimiz, dinlediğimiz, öğrendiğimiz zaman, hayatın teferruatlarını Peygamber Efendimiz’in bize ne kadar güzel öğrettiğini görüyoruz.

Peygamber Efendimiz’in sünnetine sarılan müslüman; Pakistan’da da olsa Hindistan’da da olsa Malezya’da da olsa Avrupa’da, Amerika’da da olsa dünyanın neresinde olursa olsun iyi müslüman oluyor. Sünnet-i seniyyeden uzaklaştıkça, bid’atlere bulaştıkça; başka zihniyetlere, başka akımlara, başka yollara ayağı kaydıkça adım adım kötüleşiyor, gaddarlaşıyor, zalimleşiyor, insafsızlaşıyor. Haram helal ayırmaz oluyor. Başkalarının gözyaşından kalbi yumuşamaz oluyor. Sırf kendisini düşünen bir insan oluyor. Her türlü kötülük ondan çıkıyor. 

Peygamber Efendimiz her türlü sıkıntının karşısında nasıl davranmamız gerektiğini de hadîs-i şerîflerinde bize öğretmiş. Çünkü evveli ve âhiri bilen Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ona istikbale ait bilgileri de vermiş. “Âhir zamanda şunlar olacak, şunlar olacak, şu olaylar zuhur edecek.” diye birçok hadîs-i şerîfde, sahih hadislerde bize bunları bildirdiğini de hatırlarsınız. 

Peygamber Efendimiz ümmetin fesada uğrayacağını ifade etmiş. Halbuki bazı hadîs-i şerîflerde de sahâbe-i kirâmı teşvik ediyordu, teselli ediyordu: 

“Üzülmeyin! Bir zaman gelecek, siz Kisraları’n saraylarına, Kayserler’in saraylarına, Bizans’a, Sâsâni İmparatorluğu’na hâkim olacaksınız.” diyordu. 

Oldu. Hatta “Bu bayrak, bu İslâm, denizleri aşacak, okyanusların ötesinde dalgalanacak.” diye bildirmişti. Oldu, Endülüs’e geçti, Avrupa’ya geçti. Malta adası, Sicilya adası, İtalya’nın bir kısmı, İsviçre’nin bir kısmına kadar, Fransa’nın yarısına kadar Avrupa İslâm’la tanıştı. Araplar’ın fütuhatı devrinde mücahitler oralara kadar gittiler. Endülüs’te bir İslâm devleti kuruldu. Kalıntılarını, saraylarını, medenî eserlerini ziyaretçiler hâlâ hayranlıkla izliyorlar. 

İslâm her tarafa yayıldı. Peygamber Efendimiz onu da söylüyor ama ondan sonra bir bozulma olacağını da söylüyor. Bu da Peygamber Efendimiz’in hak peygamber olduğunun nişânesidir. “Ümmetim âhir zamanda bozulacak.” diyebiliyor. 

Ümmet bozulacak! 

Hakikaten çevremize bakacak olursak bu durumu anlarız. “Müslümanım.” diyen milletlerin, devletlerin çoğunu gezdim; Sudan’a gittim, Libya’ya, Bosna’ya, Orta Asya ülkelerine, Pakistan’a, Mısır’a gittim. Birçok ülkeyi dolaştım. Türkiye’yi biliyorum. Kur’ân-ı Kerîm’i okuyoruz, Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîflerini biliyoruz, fıkıh kitaplarını okuyoruz: 

Nerede tarif edilen müslüman, nerede karşımızda olan, hâl-i hazırda yaşayan insan?

Her ülkede çok iyi insanlar var, kesinlikle çok temiz insanlar var. 

Onlar bu temizliği nereden almışlar, nasıl temiz olarak yaşıyorlar? 

Çünkü Kur’an’a ve Sünnet’e sarılıyorlar. 

Çok da bozulmuş insan var. Bir müslüman ülke diyorsunuz; bakıyorsunuz gayrimüslim bir ülkeden hiç farkı kalmamış. Sokakta baktığımız zaman da anlaşılıyor. Tabi ararsanız iyi insanları da görebiliyorsunuz. 

İşte o umumi bozulmadır, ümmetin fesadıdır. Çünkü bir zamanlar umumi olarak iyiydi. İslâm hayatın her yerine damgasını vurmuştu. Her şey güzeldi, ahlâk güzeldi. Şimdi ahlâksızlık tabii karşılanıyor ve çok büyük ahlâksızlıklar gözler önünde işlenebiliyor. Peygamber Efendimiz; “İşte o zamanda.” diyor, o zamanı, o ilerideki zamanı söyleyerek sünnete sarılmanın önemini anlatıyor: 

“Benim sünnetime sarılan kimseye şehit sevabı vardır.” buyuruyor. 

Onun için toplumumuz ne durumda olursa olsun; istersek Amerika’da veya Avustralya’da veya Avrupa’da nerede olursak olalım, çevremiz nasıl yaşarsa yaşasın, biz Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in sünnetine sarılmalıyız! 

Bunun çaresi nedir? 

Sahih bir hadis kitabını, herkesin baş tâcı ettiği, öpüp başına koyduğu bir hadis kitabını almak, okumak, okuduğunu da uygulamaktır. Bunun tek başına yapılabilecek, en güzel kullanma şekli budur. 

Daha güzel şekli; İslâm’ı güzel bilen ve güzel yaşayan insanlarla bir araya gelip bir İslâmî toplum oluşturmaktır. O zaman çok daha rahat olur. Hanımlar, çocuklar rahat ederler, büyükler rahat ederler. Çünkü beraberlikten çeşitli faydalar, feyizler, bereketler hâsıl olur.  

Sayfa Başı