M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Haram'da Kılınan Namaz

M. Es'ad Coşan

 Mescid-i Haram’daki namazın sevabı ise başka yere göre yüz bin mislidir, Kâbe-i Müşerrefe’nin karşısında, orada kılınan namaz.

Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten Buhârî ve Müslim’de mevcut olan bir hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ إِلَّا المَسْجِدَ الحَرَامَ
Salâtün fî mescidî hâzâ hayrun min elfi salâtin fîmâ sivâhu ille’l-Mescide’l-harâm.1 
“Benim şu mescidimin içinde, Medine-i Münevvere’deki, Mescid-i Nebevîde kılınmış olan bir namaz, başka bir yerde kılınmış olan bin namazdan daha hayırlıdır. Mescid-i Haram müstesna.”
Mescid-i Haram nedir?
Kabe-i Müşerrefe’yi çevreleyen, onun çevresini kuşatan mescid. Ona Mescid-i Haram denir. Mekke’de, hacıların gittiği zaman girdikleri mescid; ortasında Kâbe-i Müşerrefe var; on bir, on iki metre ebatlı yüksekliği olan, köşesinde Hâcerü’l-Esved’i, doğu tarafında altından kapısı, üstünde ipekten siyah örtüsü olan, ipeğin üstüne sırmadan halis altından, âyet-i kerîmeler işlenmiş olan, örtünün kendisinde sübhâna’l-lâhi ve bi-hamdihî yâ Hannân, yâ Mennân, yâ Allah yazısı olan o güzel, mübarek Kâbe-i Müşerrefe’nin etrafında, o tavaf edilen yerlerdir.
O revaklar, o kubbeler, onların altı; o duvarların, o kapıların iç tarafı Mescid-i Haram. “Orası müstesna, orası hariç Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidinde kılınan namaz, başka yerlerde kılınan namazlardan bin defa daha hayırlıdır, sevaplıdır.”
Allah’ın en sevgili kulu bizim Peygamberimiz. Allah bize onun ümmeti olmayı yazmış, nasip etmiş; bizim için en büyük şereftir. Efendimiz’in yeri olduğu için Allah o mekâna şeref vermiş. Mekânın izzet ü zilleti mekîninden gelir. Bir yerin şerefi, orada oturandan dolayıdır. Mademki Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem orayı mekân tutmuş. Mademki müşrikler Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’i Mekke-i Mükerreme’den çıkarmışlar, çıkmak zorunda bırakmışlar; Allahu Teâla hazretleri onun gittiği yere şerefi de, izzeti de beraber götürüyor. O da Allah’ın takdiri.
اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ  ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِنًاۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلًاۜ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ
İnne evvele beytin vüdi’a li’n-nâsi le’l-lezî bi-bekkete mübâreken ve hüden li’l-âlemîn. Fîhi âyâtün beyyinâtün makâmu İbrâhîm ve men dehalehû kâne âminâ. Ve li’l-lâhi ale’n-nâsi hiccü’l-beyti meni’stetâ’a ileyhi sebîlâ ve men kefere fe-inna’l-lâhe ğaniyyün ani’l-âlemîn.2 
Mekke, yeryüzünün ilk mescidi; Mescid-i Haram’ın olduğu yerdeydi, Hz. âdem tarafından bina edilmişti. Ondan sonra tekrar tekrar yıkıldı, yapıldı; yıkıldı, yapıldı. Çeşitli peygamberlerin cevlengâhı olan o saha Hz İbrahim zamanında oğlu İsmail aleyhisselam’ın yardımıyla yeniden kuruldu. İşte orası çok mübarek ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Allah’ın en sevgili kulu olduğu için nereye gitse, başında kendisini gölgeleyen bir bulutun onunla gittiği gibi, şerefi de beraber gidiyor. Onun o defnedildiği yer, o Mescid-i Nebevî’nin kenarındaki türbe-i saadeti, ne kadar mübarek bir yer!
Bende medfundur deyu eflâke fahreyler zemin,
“’Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bende medfun.’ diye yeryüzü göklere övünür.”
Sakın sû-i edebden, kûy-i mahbûb-ı Hüdâ’dır bu.
“Sen bu beldeyi ziyarete gittiğin zaman, edebe riayet edememe durumuna düşmekten, bir takım kusurlar işlemekten şiddetle sakın. Çünkü Allah’ın sevgilisinin, sevgili kulunun yeridir.” diye büyükler oraya pabuçları ile bile basmamışlar. Pabucunu çıkarmış; “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bastığı yere, ben nasıl pabuçla basarım.” demiş.
لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ
Lâ terfeû asvâteküm fevka savti’n-nebiyyi.3  “Sesinizi Resûlullah’ın sesinden fazla yükseltmeyin.” diye âyette emrolunduğundan orada konuşurken ağır ağır konuşurlarmış. Orası Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in diyarı olduğundan; edepliler, terbiyeliler, halden anlayanlar, izzet ikram bilenler, makamın mekânın kadrini, kıymetini sezenler, ağır konuşur, bağırmaz.
Kavga cidal ne demek?
Âşık olanlar, kadrini bilenler böyle davranır.
Bizim hacılardan, otobüsle gidenlerden bir tanesi Medine-i Münevvere’de otobüs durduğu zaman, otobüsten inmiş; yüzünü, alnını yere sürmüş. Gözyaşları inci gibi akıyor. “Yâ Rabbi! Aceba Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buraya ayağını bastı mı?” diye. herkesi ağlatmış. Oradan kalkmışlar, Mekke-i Mükerreme’ye varıp haccetmişler. Arkadaşım, talebem anlatıyor: Hacdan dönüşte rüyada Resûlullah sallahu aleyhi ve sellem’i görmüş.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i rüyada görmek büyük nimet. “Onu gören, hakikatini de görecek.” diye hadîs-i şerîf var. “Şeytan onun suretine giremez, gördüğü gerçekten Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir.” diye de müjde var. Efendimiz ona iltifat etmiş; “Evladım! Bir kâğıt kalem getir de haccının sahih olduğunu yazayım.” demiş. O da sevine sevine, öbür odaya gitmiş, kâğıt kalem bulup gelmiş. Geldiği zaman bakmış ki Resûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in oturduğu yerde şeyhi oturuyor. Tabi onun da bir mânası var: Demek ki şeyhi de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hakiki varislerinden, hak yolda, mühim bir kimse.
Allahu Teâla hazretleri cümlemizi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin iltifatına nail olanlardan eylesin. Bizim fakültenin rahmetli sekreteri anlatırdı: Memleketinde birisi hastalanmış, komaya girmiş, ölüm döşeğinde yatıyor. Kendinden bîhaber, perişan, gözü kapalı, nefes alıp veriyor, göğsü inip çıkıyor. Birden yatağın içinde bir doğrulmuş, oturmuş, gözü kapalı; “Zahmet buyurdunuz yâ Resûlallah!” demiş.
Demek ki rüyada Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördü ki cana geldi.
Ebû Hureyre radıyallahu anh gibi. Bir gün açlıktan midesi yapışmış da, ayakta durmaya dermanı kalmamış. Suudi Arabistan’ın sıcağını ve açlığın ne olduğun bilenler anlayabilirler. Bir gölgeye, duvarın dibine yığılmış kalmış. Biraz sonra ayak sesinden veya mübarek kokusundan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in geldiğini anlayınca hemen doğrulmuş.
Resûlullah geçerken oturarak durulur mu, yatılır mı? Canına can gelmiş yeniden. Zıplamış, kalkmış. Resûlullah Efendimiz gözünün ucuyla şöyle bir bakmış; “Gel bakalım!” demiş, evine gitmişler. Peygamber Efendimiz evde, hane-i saadetindekilere sormuş;
“Acaba yiyecek bir şeyler var mı?
“Bir tasın içinde birazcık süt var, yâ Resûlallah!”
“Getirin onu.” Getirmişler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz onu Ebû Hureyre radıyallahu anh’e sunmuş. O da içmiş, içmiş, içmiş de tastaki süt bitmemiş.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mucizelerindendir; üç yüz kişi içse bitmez. O kadar içmiş ki içine doğru çökük olan karnı düzleşmiş.
Onun gibi, muhterem kardeşlerim, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in o şerefinden, mescidine de o şeref geliyor. O beldeye de o şeref geliyor. Onun için hem Mekke hem Medine’ye, ikisine birden “Haremeyn-i Şerîfeyn” diyoruz. İkisi de muhterem mahaller olduğu için harem-i şerîf diye adlandırılır. Birisi Mescid-i Haram’ın, Kâbe-i Müşerrefe’nin olduğu yer, ötekisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin türbe-i saadetinin bulunduğu mübarek mahal; bu ikisi de mübarek yerler. Orada namazın sevabı bin misli oluyor. Bin namazdan daha hayırlı. Bin mislinden de daha fazla oluyor, fazlası var.
Allahu âlem, o fazlalık da kişinin kabiliyetine ve sevgisine; sevgisinin derecesinin yüksekliğine bağlı bir oran.
Edep sahibi olanlar kim bilir daha nelere nail olur?
Mescid-i Haram’daki namazın sevabı ise başka yere göre yüz bin mislidir, Kâbe-i Müşerrefe’nin karşısında, orada kılınan namaz.
Şimdi anladınız mı, bizim hacılar niye böyle paraları pulları Araplara kaptırıyorlar!
Gazetelerde diyorlar ya; “Araplara para kaptırdınız.” O Arab’a para mı kaptırıyor? Onun derdi ne, bunun derdi ne? Sübhânallah! Akıllar ne kadar farklı çalışıyor. Birisi; “Arab’a para kaptırmak.” diye düşünüyor, ötekisi “Allah’ın rızası” derdinde. Anlayamaz ki. Tatmayan bilmez. Allah akıl fikir versin, ıslah eylesin.
------------------------------------
*   4 Haziran 1988.
1.) Buhârî, “Fadlu’s-salât”, 1, r. 1190; Müslim, “Hacc”, r. 506, 508; Tirmizî, “Salât”, 243, r. 325; “Menâkıb”, 68, r. 3916; Muvatta’, “Kıble”, r. 9; Ahmed b. Hanbel, I, 185, r. 1605; II, 257, 468, r. 7481, 10009; İbn Hıbbân, Sahîh, IV, 505, r. 1625; Abdürrezzak, Musannef, V, 121-122, r. 9136, 9138; İbn Ebî Şeybe, Musannef, II, 147, r. 7513; Beyhakî, Şu’abu’l-îmân, VI, 38, r. 3844; es-Sünenü’l-kübrâ, X, 142, r. 20137. 
2.) 3/Âl-i İmrân, 96-97. “Şüphesiz insanlar(ın ibadet ve ziyareti) için kurulan çok mübarek ve âlemlere hidayet kaynağı olan ilk ev (ilk mâbed), Mekke’deki (Kâbe’)dir. Orada, (Kâbe’nin mâbed olduğunu gösteren) apaçık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyette olur. Oraya (gitmeye) bir yol (imkân) bulabilen kimseye, Beyt(ullâh)’ı haccetmesi, Allah’ın hakkı (olarak o kimseye farz)dır. Kim de (bunu reddeder de) küfre saparsa, (küfrü kendi aleyhinedir ve) şüphesiz Allah, bütün âlemlerden müstağnîdir (kimseye ihtiyacı yoktur).”
3.) 49/Hucurât, 2.

Sayfa Başı