M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Tasavvuf ve Ramazan

M. Es'ad Coşan

  Islâmcı bir gazetede yazıldığına göre, Ankara’da iki genç tahsilli müslüman, ana caddede yürüyorlarken biri diğerine birdenbire sormuş:“Üç gün sonra öleceğini bildirselerdi, ne yapardın?”Diğeri de gayr-i ihtiyârî şu cevabı vermiş:“Gider mutasavvıf olurdum.”

Bu cevap, hele modern bir gençten gelince, çok büyük önem ve anlam kazanmaktadır; kısa ama doğrudur. Ölüm bahis konusu olun¬ca iş ciddiye binmekte, işin şakası kalmamakta, gönlü tatmin edecek tam garantili yolun seçilmesi gerekmektedir.

Çünkü Islâm tasavvufu, Peygamber Efendimizin (sas.) hayatını ya¬şama çabası, şeriatın hayata uygulanma özlemidir; dinî vecibelerin sa¬mimiyetle edâsı, iman esaslarının sineye sindirilmesidir; Islâm’ın aslı, ruhu ve özüdür; ibadette ihsan makamıdır; laf değil iş, kâl değil hâl¬dir; gaflet, cehalet ve hurafe değil, ilim-irfan ve agâhlıktır; çünkü bü¬yük din alimlerimizin ekseriyeti aynı zamanda bir velî ve tasavvuf li¬deri idiler. Tasavvuf da tefsir, hadis, kelam, akaid ve fıkıh gibi “şer’î” bir ilimdir, Kur’an’dan ve hadisten alınmıştır, fıkh-ı zâhire mukabil fıkh-ı bâtın ve ilm-i ahvâl-i kalb ve tezkiye-i nefstir.

Tasavvuf nefsi terbiyedir, sağlam iradedir, güzel ahlâktır, salih ameldir; tembellik, miskinlik ve atıllık değildir; çünkü Islâm âleminde en büyük liderler, aksiyonerler ve mücahidler bu mutasavvıflar için¬den çıkmıştır. Emperyalistler hâlâ en çok mutasavvıflardan korkarlar.

Ehl-i Sünnet tasavvufu, bazı batıl yol ve sapık tarikatlerdeki zın¬dıklık ve safsatalardan arı, berî ve paktır; onlar Islâm âleminin ilim¬den uzak, geri yörelerine sonralardan girmiş, komşu yabancı kültür¬lerden sokulmuştur. Papaza kızıp oruç bozmaya, sapıklara bakıp asil tasavvufa kızmaya lüzum yoktur. Zaten zındıklarla, sapıklarla en gü¬zel mücadeleyi gene mutasavvıflar vermiş ve vermektedir.

Sâfî tasavvuf hâlâtı, zühd ve takva hayatı, ta “Asr-ı Sa’âdet”ten be¬ri vardı ve kıyamete kadar da -inşaallah- var kalacaktır. Çünkü tasav¬vuf, Allah’ın rızasını kazanma yoludur ve mutasavvıf da iyi müslü¬man, gerçek mü’min, has ve halis kul demektir.

Ramazan da -ilim ve irfanla, basiret gözüyle bakılırsa- gerçekte bir ta¬savvuf ayıdır. Bu ayda âyet ve hadislerin gereği olarak yaptığımız ibadet ve taatlerle, topluca “dervişleşmekte”, derunî sufiyâne bir hayat sürmeye başlamaktayız. Kur’ân-ı Kerîm ve sünnet-i seniyyede açıkça görüldüğüne göre Ramazan orucunun maksadı ve nihaî hedefi, nefsin terbiyesi, takva ve güzel ahlâkın husulüdür. Dervişin gayesi de bunlar değil midir?

O halde bu dervişlik ve tasavvuf ayınız, hakkınızda hayırlı ve mü¬barek olsun. Allah cümlemize Yunus, Mevlânâ, Hacı Bayram, Eşrefoğ- lu, İbrahim Hakkı, Üftâde, Hüdâyî... misali arif ve kâmil kişi olmayı ve sa’âdet-i dâreyni bulmayı nasip eylesin değerli okuyucular!

----------------------------------
Başmakaleler 1:İslâm Dergisi Başmakaleleri, İstanbul 2011, s. 127-128

Sayfa Başı