M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Kurumlaşmanin Önemi

M. Es'ad Coşan

Bir insanın kişisel olarak bir şeyler yapması şahsî bir iştir. Ama müessese kurması, hizmeti kurumlaştırması, o müesseseyi çalıştırması dâimî bir şeydir. Bunun sevabı çok fazladır. 

İsveçli bir alim, kimyada bir şeyi bulmuş; trinitrotoluen “tnt” denilen patlayıcı madde, biraz çalkandı mı “pat” diye patlıyor. Kibritin maddesini bir yere sürttüğünüz zaman ateş aldığı gibi. Su gibi sıvı olan madde biraz sallandı mı hemen “bom” diye patlıyor. Bunu şişede, damacanada götürse sallandığı zaman patlayacak. “Ne yapalım, ne yapalım?” diye düşünürken, işte bu Alfred Nobel denilen kişi bir çaresini bulmuş. Gur denilen, kiezelgur denilen kil gibi, toprak gibi bir maddeye bu patlayıcı maddeyi emdirmiş. Gözenekli olan bu maddenin içine sallanan sıvı emildiği zaman sallanma diye bir şey kalmıyor. Kiezelgur da o sıvıyı emdiği zaman hamur gibi, lokum gibi oluyor. Patlamıyor.

Bu buluşunu uygulamaya geçirmiş. “Dinamit” dediğimiz şey, dinamit lokumu oluyor. Tehlikeli bir şeyi tehlikesiz hâle getirmiş. Ama uygulama korkunç! Bombalara dinamitler girmiş. İnsanlar bombalardan ölmüş. Derken insanlık çok zarar görmüş. Şimdi bu zararına üzülmüş, pişman olmuş. Ama kişisel olarak; “pişman oldum” demek küçük iş. O pişmanlığını kurumlaştırmış, kazandığı serveti vakfetmiş, ortaya koymuş. “Bundan sonra insanlığa iyi şeyler yapan, hizmet eden kimselere şu servetimden şu kadar mükâfât verilsin. Bunlar her sene seçilsin, onlara bu kadar para verilsin.” demiş.

İşte bu, bir şeyin kurumlaşması! Güzel...

Mesela ben camide vaaz veriyordum. Mehmed Zahid Hocamız emretmişti:

“Gel evladım, çık şu kürsüye!”

“Pekâlâ.” 

el-Emrü fevka’l-edeb. Emrettiği için yapmak zorundayım. Vaaz ediyordum ama camiin içi küçük, hadi avlusuna da dinleyiciler geldi. Nihayet elli kişi, yüz kişi, bin kişi, iki bin kişi diyelim... İskenderpaşa camiinin hacmi belli. Sultanahmet, Süleymaniye camiinde, Ankara’da Hacı Bayram, Kocatepe, Özelif camiinde vaaz ettim. İnşaallah Ayasofya’da da olur. 

Ama bu mahdut! Kardeşler olarak, cemaat olarak, ihvan olarak vaazlarımız daha çok insana ulaşsın diye dergileri çıkarmaya başladık. İslâm, Kadın ve Aile, İlim ve Sanat, Gül Çocuk, Panzehir dergimiz... Bunlar bir kurumlaşmadır. Böylece vaaz kişisel olmaktan çıkıyor, hizmet, bir topluluğun güzel hizmeti haline geliyor ve kalıcı oluyor. Söz unutulur ama yazı korunursa; “İşte şu mecmuanın ciltleri hiç eksiksiz benim kütüphanemde var. Bak ne güzel yazılar var, hazine gibi.” diye insan açar, bakar. 

Bu bir kurumlaşmaydı. Bu güzel bir şey. Çünkü kurumlaştığı zaman hizmetler kolay yürütülüyor. Ama tek başına benim götürmem zor olabilir, imkânsız olabilir. Benim hayatımla sınırlı olabilir, ben öldüğüm zaman iş bitebilir: Kurumlaşmak güzel. 

Sonra dergilerin yayınlanmasında sorunlar oldu. Türkiye’nin çok basılan, çok okunan, çok sevilen dergileri oldu ama yetmedi. Bu sefer radyo yayınlarına geçtik. Radyo yayınları harika oldu. Allah’a sonsuz hamd ü senâlar olsun. Yansıtıcılarla uzaydan yayınladığımız şeyler kasabalara da dinlettiriliyor. Herkes yanına küçücük bir basit radyo bile alsa en güzel konuşmaları, sohbetleri, bilgileri, vaazları, tefsir, hadis, fıkıh derslerini dinleyebiliyor. 

Bu yaygın bir hizmettir. İnsan camiye haftada bir gidebilir, iki gidebilir, hadi babayiğit her gün gitsin. Ama bunu radyoda yaptığımız zaman, bu çok güzel bir kurum; herkes dinleyebiliyor. Camiye gelemeyen de dinleyebiliyor. Evde ev hanımı da dinleyebiliyor. Çocukları var, camiye gelemiyor ama radyoyu açıyor, mutfakta yemeğini yaparken güzel ilimleri dinleyebiliyor. Bu bir kurumlaşmadır. Bunların daha iyilerini, en iyilerini kullanmamız lazım.

İslâm’a hizmetleriniz kurumlaşsın! Lütfen hayırlarınızı kişisellikten çıkararak kurumsallaştırın! Yaygınlaştırın, devamlılaştırın, sağlamlaştırın! Hayrınız, sevabınız dâimî olsun. Siz hayatta olmasanız bile, eseriniz arkada olduğu için o çalıştıkça sevap kazanmaya devam edersiniz. Bunlar el birliğiyle olacak. 

Ben dış ülkeleri gezdikçe dünyayı Türkiye’dekinden çok daha iyi anlıyorum. Başarı kazanan devletler bu başarılarını kurumlaşmaya, kurumsallaşmaya borçludur. Biz de içtimaî, ticarî, ilmî bakımdan, her yönden kurumlaşmak ve kişisel gayretlerle değil de kurum, müessese hâlinde çalışmalar yapmak zorundayız. O zaman daha güzel, daha yaygın olur.

Sayfa Başı