M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mü'min Camide Sudaki Balık Gibidir

M. Es'ad Coşan

 Mesnevi’de anlatılır. Zengin bir adam kölesi ile yolda gidiyorlarken, ezan okunmuş. Köle efendisine bakmış:

“Efendim müsaade edersen camiye gideyim.” demiş. Köle bu, esir; ötekisi de patron, efendi… Ama şimdiki patronlardan daha cadaloz o zaman. Yani dediği dedik. Kölenin hali daha fena, hürriyeti yok. Şimdi patronuna kızarsa çıkar işten, işi bırakır. “Allah Allah! Başka iş mi yok! Gider başka dükkânda çalışırım, başka patronda çalışırım.” diyebilir. O zaman durum biraz daha kötü. 
“Peki.” demiş, “Git bakalım.” 
Mübarek içeri girmiş, namazı kılmış, duaları yapmış, tespihleri çekiyor vs. Ötekisi de dışarıda; bir o tarafa gidiyor, bir bu tarafa gidiyor… Eli arkasında, göbeği önünde, tabii hep göbek öndedir de biraz şişkin olarak… Bir öyle gidiyor, bir böyle gidiyor, sıkılmış. “Yahu bu adam da içeri girdi, bir türlü çıkmıyor.” diye düşünerek kapıya gelmiş:
“Hey falanca! İzin istedin, sana izin verdik, içeri girdin, niye dışarı çıkmıyorsun?” demiş. O da içerden cevap vermiş: 
“Seni içeriye sokmayan beni de dışarıya bırakmıyor.” 
Doğrudur. Onu içeriye sokmuyor, nasibi yok. Bu da nasipli, canı dışarı çıkmak istemiyor. 
Neden? 
Mü’min camide sudaki balık gibidir. Keyifli olur. Suyun içinde balık keyifli keyifli dolaşır. Akvaryumda ve denizde görüyorsunuz. Suda keyiflidir, sudan çıkınca çırpınır. Camide mü’min sudaki balık gibidir. Rahat, işte onun yaşayacağı yer. Bak ne güzel, elhamdülillâh, ibadet yeri... 
Mü’min camiden memnundur, suda balık gibidir. Münafık camide kafeste kuş gibidir. Kafesteki kuş oraya uçmak ister, buraya uçmak ister, kapısı açıksa pır dışarıya kaçar. Münafık da içerde durmak istemez, hemen kaçmak ister. 
“Seni içeriye sokmayan beni de dışarıya bırakmıyor.” demiş. Mevla’sı tabii onun gönlüne neler ihsan ediyor, o ibadet ederken ne zevkler duyuyor, kendine ne tecelliler oluyorsa oluyor, o zevkten dışarıya çıkamıyor. “Biraz daha durayım. Biraz daha durayım.” diyor. 
Öbürü de dışarıda gezinmekten bıkmış, “Hey, dışarıya çık.” diyor, içeriye girmiyor. Sen de gir, sen de namazını kıl, sen de tespihini çek. Çünkü Allah onu içeri sokmuyor, işin aslı o. Nasip etmiyor. 
Sana İslâm’ı nasip etmiş, çok şükür. Elhamdülillâh, âlâ nimet’il-İslâm. Sana itaati, ibadeti nasip etmiş, elhamdülillâh ki yapabiliyorsun. Ötekisi yapamıyor, demek ki bir kabahati, cezası var da ondan yapamıyor. 
Hatta denenmiştir. İyi bir insan, beş vakit namazına devam eden bir insan, sabahleyin uyanamaz, camiye gelemez, kaçırır. 
Neden kaçırdı? 
Dikkat etsin; akşam nereye gitti, ne iş yaptı, kiminle neler konuştu? Bir edepsiz, yakışıksız söz söylemiştir. Allah’ın hoşuna gitmemiştir. Allah da, “Ya öyle mi? Ben de seni sabahleyin huzuruma çağırmıyorum. Almıyorum huzuruma!” deyiverir. 
 
Onun için edebe riayet etmek lazım.

Sayfa Başı