M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Bugün Tasavvufu Sevenler de Var Tasavvufun Düşmanları da Var

M. Es'ad Coşan

 Bugün tasavvufu sevenler de var tasavvufun düşmanları da var. 

Tasavvufun düşmanlarını ikiye ayırıyoruz: 

Bir, İslâm’ın ve tasavvufun düşmanları. İkisine birden düşman! Tasavvuf İslâm’ın bir parçası olduğu için düşman, İslâm düşmanı! 

Ne yapalım şeytan var, kâfir var, müşrik var, din düşmanları var. O düşmanları biliyoruz, onlara karşı tavır alırız. 

Bir de müslüman olup da tasavvufa düşman olanlar var. Bunların bir kısmı diyorlar ki; 

“Tasavvufun içinde bid’atler var, yalan yanlış şeyler var…” 

Tabii ben ona da birden itiraz etmiyorum. Diyorum ki; 

“Sen hangi tasavvufu tanıyorsun bir söyle bakalım, Bektaşîliği mi tanıyorsun? Tasavvuf deyince senin aklına gelen hangi tasavvuf?..” 

Söyledikten sonra izahımı ona göre yapıyorum.

Onun tanıdığı, onun gördüğü ehl-i tasavvuf; sünnet-i seniyyeden uzak, dinî uyumdan uzak, Allahu Teâlâ hazretlerinin takvâsına sahip olmayan kimseler! Kadın-erkek bir arada, çalgı cümbüş, içki; namaz niyaz yok; “Bizim namazlarımız kılınmış…” filan.

 Elbette onun karşısında biz de düşmanız. Buyurun, beraber cihat edelim. Çünkü onlar din düşmanı, bunlar âhiret yolunun haramileri! Âhiret yolunda insanların önüne çıkıyorlar: 

“Ver imanını, ver itikadını!..” 

İtikat yağmalayıcılar. Adam da kendisini İslâmî, dinî bir şey yapıyorum diye kaptırıyor, hanımıyla beraber gidiyor. Kadın-erkek bir arada zevk ü sefâ!.. 

Zaten kadın-erkek bir araya geldi mi nefse hoş gelir, gayet hoş gelir. Tatlı, sefalı vakitler geçiriyorlar; adı tasavvuf!

Öyle olur mu? 

Olmaz! 

Niye olmaz?

Bizim rehberimiz, numune-i imtisâlimiz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’dir. O ne demişse o öyledir, ne dememişse o öyle değildir!

Onun için işte Kur’ân-ı Kerîm, işte Resûlullah; biz bu ikisine sımsıkı sarılırız, hayatımızı onlara göre tanzim ederiz. Bunlarla İslâmiyet’in özünü anladıktan sonra da etrafımızdaki insanların hallerini o teraziyle tartarız. 

İnsan önce hakkı bildi mi öncelikle kimin hak ehli olduğunu bilir. 

“Kerametleri zahir, çok yüksek mertebelerde, havalarda uçuyor, denizlerde yürüyor…” 

Ne yaparsa yapsın! 

“Ben de gözümle gördüm!..” 

İstediğin kadar gör!

Hint fakirleri yukarı çıkıp duruyorlar, kırk gün yemek yemeden duruyorlar, dikenli çivilerin üstünde yatıyorlar… 

Ne olur?!.. 

Sinek de uçuyor, çok mu makbul bir mahlûk? Suda balık da yüzüyor, çok mu makbul? Hamsilerin haddi hesabı yok, sayamazsın! Küçüklü, büyüklü balıklar… 

Mühim olan Allahu Teâlâ hazretlerinin istediği bir kul olmaktır. 

Din oyuncak mı?!

Kerametle, uçmakla, gezmekle, tozmakla… 

Yoksa İslâmiyet cambazlık mı?!..

En büyük kerâmet istikamettir! 

Hangi babayiğit var, mert adam var?!.. Hadi bakalım Resûlullah’ın izinde, İslâm’ın meşakkatlerine tahammül ederek babayiğitçe yürüsün göreyim! Harama “Haram!” diyor, helale “Helal!” diyor, hiç taviz yok! Sırât-ı müstakîmde sapmadan yürüyor! Etrafındaki aldatıcılara, nefse çağıranlara, şeytanî şeylere hiç kulak asmadan doğru yolda yürüyor…

“Al sana lezzet!” 

“İstemem, Allah’ın haram kıldığı lezzet eksik olsun!” diyor. 

“Al sana meşakkat!”

“Allah’ın istediği, hoş gördüğü meşakkat başım üstüne!” diyor. 

İşte babayiğit! En büyük kerâmet bu! En büyük kerâmet, sırât-ı müstakîmde insanın dosdoğru yürümesidir. Çünkü çok kimse yürüyemez; üç adım atar, devrilir. Bu öyle bir yol ki hem geniş hem de yürümesi çok zor. Çünkü kenardan çekenleri fazla; çekerler, insanı sendeletirler. İşte insanoğullarını aldatıcılara içinden en büyük yardımcı nefistir. 

Sayfa Başı