M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Müslümanları Sevmek ve Yardımlaşmak

M. Es'ad Coşan

 “Bir müslümanın din kardeşine, o kardeşini severek, ona sevgi ve muhabbet göstererek, yakınlık duygularıyla, İslâmî güzel duygularla bakışı...” Kendi mescidini işaret buyurarak: “Benim bu mescidimde bir sene itikâf etmesinden daha hayırlıdır.”

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuşlar:
نظر الرجل إِلَى أَخِيه على شوق خير من اعْتِكَاف سنة فِي مَسْجِدي هَذَا
Nazaru’r-racüli ilâ ahîhi alâ şevkın hayrun min i’tikâfihî seneten fî mescidî hâzâ.1
Görüyorsunuz, müslümanın müslümanı sevmesi ne kadar sevap!..
Bunun karşılığında tabii, bir müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yıkmaktan daha günah, daha tehlikeli!.. Onun için gönül yıkmamaya çalışmak lazım!.. Müslümanın müslümanı sevmesi lazım!..
Buradan şu çok mühim noktaya ulaşıyoruz:
Dinimizde müslümanın müslümanı sevmesi bir ibadettir, çok sevaplı ibadettir, çok kıymetlidir. Müslümanların birbirlerini böylece dinî duygularla, bu kadar candan sevmesi lazım! Yani ben müslümanım, Türkiye’de bulunuyorum ama Bosna’daki kardeşimi de aynı muhabbetle severim, Özbekistan’daki, Kazakistan’daki kardeşlerimi de severim, İsveç’teki, Amerika’daki, Afrika’daki, Pakistan’daki, Malezya’daki, Avusturalya’daki kardeşimi de aynı muhabbetle severim. Çünkü Allah’a inanmışız, Allah’ın birliğini kabul etmişiz, tevhid akidesine bağlıyız. Lâ ilâhe illallah diyoruz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e bağlıyız, bağlılığımızı ifade ediyoruz.
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ
İnneme’l-mü’minûne ihvetün.2
Bütün müslümanlar kardeş oldukları için birbirlerimizi kardeşâne sevmemiz lazım. Tabii, sevme bir kuru ifadeden ibaret değildir. Seven insan sevdiği için her şeyi yapar, her iyiliği yapar, her ikramı yapar, her fedakârlığı yapar, her yardımı yapar. Onun için hepimizin bu kardeşlerimize yardım etmemiz lazım!
Dünyanın neresinden olursa olsun, zengin olsun, fakir olsun, zenci olsun, beyaz olsun, sarı olsun, çekik gözlü, yuvarlak yüzlü olsun, mavi gözlü olsun; bütün müslümanların düşünülmesi lazım, yardımına koşulması lazım!.. Somali’deyse, Somali’ye yardım gitmeli, Kongo’daysa Kongo’ya yardım gitmeli, Kamboçya’daysa, Kamboçya’ya yardım gitmeli. Müslümanlar birbirleriyle ilgilenmeli. Sevginin tabii sonucu yardımlaşmadır, yardımına koşmaktır, dar zamanında imdadına yetişmektir.
Burada perşembe günü, cuma günü mescidler hemen kalabalıklaşıyor.
Neden?
Sevap çok diye... Civar kasabalardan herkes cemselerine (minibüs şeklinde yüksek tekerlekli, kuvvetli araba) atlıyorlar; köylerinden kentlerinden, Riyad’dan, Dammam’dan geliyorlar. “Şu cumamızı Peygamber Efendimiz’in mescidinde kılalım, bin misli sevap olsun!” veya “Mekke-i Mükerreme’ye gidelim, orada kılalım, yüz bin misli sevap olsun!” diye koşuşuyor herkes...
Sevabı biliyor ve sevabı kazanmaya gayret ediyorlar; bu gözle görülüyor. Yani caminin bir gün önceki kalabalığı ile bir gün sonraki kalabalıklığı gözle görülür şekilde fark ediliyor ve burada arkadaşlarımızla aramızda konuşuyoruz.
Madem sevaba bu kadar düşkünüz, bütün müslümanlar düşkün, herkes maddî menfaati kadar mânevî menfaatini da düşünür. O halde müslümanlar birbirlerini sevecek ve yardımlaşacak!
Aziz ve muhterem kardeşlerim! Almanya’dayken beni bir cuma günü –herhangi bir gün de olabilir- Boşnak kardeşlerimizin camisinde konuşturmuşlardı. Ondan sonra da onların camide lokal gibi kullandıkları oturma yerlerine, dinlenme yerlerine geçmiştik. Orada Boşnak kardeşlerimiz bize dediler ki:
“Harp varken müslüman kardeşlerimiz bizimle ilgileniyorlardı; harp bitti, ilgi bitti...”
Bu çok yazık, çok yanlış! O söz hâlâ zihnime saplandı, yüreğimi de kanattı, yaraladı. Müslümanların müslümanlara her yerde, her zaman yardımcı olması lazım! Hiçbir yerdeki müslümanın yardımsız kalmaması gerekiyor, imdadına yetişilmesi gerekiyor. Bu bizim vazifemiz... Elinizden geldiğince nereyle ilgileniyorsanız, neresiyle ilginiz varsa, tarihî bağlarınız varsa, babanızdan dedenizden veyahut işiniz bakımından hangi taraf size uygun düşüyorsa, müslümanların yardımına koşun!..
----------------------------------
1.) Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl, II, 139.
2.) 49/Hucurât, 10.
 

Sayfa Başı