M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Tasavvuf Peygamber Efendimiz’in Zamanında Vardır

M. Es'ad Coşan


Tasavvuf yolu ne yoludur?

Takvâ yoludur. Allah’tan korkmak yoludur.

Tasavvuf takvâ yolu değil midir? Müttakîlik yolu değil midir? Allah Kur’ân-ı Kerîm’de nice nice âyetlerde; “Ey iman edenler! Takvâ ehli olun, Allah’tan korkun!” demiyor mu?

“Tasavvuf deyince hocam hemen ilk aklıma gelen tesbih oluyor, zikir oluyor.”

Allahu Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’de;

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلًاۚ

Ve’zkür’isme rabbike bükreten ve esîlâ. “Allah’ın adını sabah akşam zikret!”[1]

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْراً كَث۪يراًۙ

 Yâ eyyühe’llezîne âmenü’zküru’llâhe zikren kesîrâ. “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin.”[2] demiyor mu?

Tamam, ben Allah’ın emrini tutuyorum.

Gel bakalım; sen Allah’ı zikrediyor musun, tesbihin var mı? Biz oturup Allah Allah... diye Allah’ı zikrediyoruz; sen yapıyor musun? Peygamber Efendimiz’in zamanında tasavvufun olmadığını sen nereden çıkarttın?

Bak zikir varmış, takvâ da varmış.

“Tasavvuf” deyince başka ne akla geliyor?

Nefsin, nefs-i emmârenin terbiye edilmesi... Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Teâlâ hazretleri;

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙ وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ

Kad efleha men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ. “Kim nefsini terbiye ederse, zabt u rabt altına alırsa felah bulur; nefsini terbiye etmezse helâk olur, mahvolur.”[3]  demiyor mu?

Diyor.

Nefsin terbiyesine işaret etmiyor mu?

Ediyor.

Tasavvuf nefsi terbiye etmek için dervişi nefis terbiyesine yetiştiriyor.

Siz nefsin terbiye edildiğini tasavvuftan başka nerede gördünüz?

Yok.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda “nefsi terbiye” diye bir yer var mı? Bir nefsi terbiye okulu açmışlar mı?

Nefis nasıl terbiye olacak?

İnsanın nefs-i emmâresi, azgın nefsi, kibirli nefsi, kendini beğenmiş, tembel, kötülüklere meyilli...

اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ

İnne’n-nefse le-emmâretün bi’s-sûi illâ mâ rahime rabbî.[4]

Bu nefsi terbiye edecek hangi müesseseyi kurmuş Diyanet?

Kurmamış!

Tasavvuf onu yapıyor. Müslümanları nefis terbiyesinden geçiriyor, tornadan geçiriyor, eğitiyor. Nefsini terbiye ettiriyor.

Yunus Emre’nin tekkesine, şeyhine nasıl hizmet ettiğini duymadınız mı? Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretlerinin şeyhi Üftâde hazretlerinin terbiyesinde nasıl terbiye olduğunu duymadınız mı?

Var mı?

Demek ki Nefis terbiyesi de Kur’ân-ı Kerîm’de varmış.

“Tasavvuf” deyince başka ne hatıra geliyor?..

Dervişler bir kenara çekiliyor; Allah Allah... diyor, zikrediyor.

Sen bunu mu ayıplıyorsun?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hira mağarasına çıkıp da günlerce orada kalmadı mı?

Hz. Hatice validemiz eline yiyecek kabını alıp da yanına kadar bazen çıkıp yiyecekleri bırakırdı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz orada günlerce ibadet ederdi.

Sen tek başına kalıp da Allah’ı zikretmenin, halvet olup da halvet çıkarıp da Allah demenin Peygamber Efendimiz’in zamanında olduğunu görüyorsun da niye “Tasavvuf Peygamber Efendimiz’in zamanında yoktu.” diyorsun? Nasıl diyebilirsin?

Peygamber Efendimiz toplumu terk etmiş, Hira mağarasına çekilmiş. Öyle bir mağara ki çıkmak için bir buçuk saat uğraşmak lazım! Herkes çıkamaz. Birisi gelip de; “Selâmun aleyküm yâ Muhammed! Nasılsın, iyi misin? Seni özledim de geldim.” diyecek bir yer değil; çok zor bir yer... Orada, hiç kimsenin kendisini rahatsız edemeyeceği bir yerde Peygamber Efendimiz günlerce ibadet ederdi.

Hatta o zamanın halkı Peygamber Efendimiz’in bu alışılmamış hâline ne derlerdi?

Allah için yaptığını biliyorlardı:

Aşıka Muhammedün rabbehû. “Muhammed Rabbi’ne âşık oldu. Âşık oldu da mecnun gibi dağın tepesine çıkıyor.” dediler.

İşte tasavvuf bu...

Demek ki Peygamber Efendimiz Hira mağarasına çekildiği gibi, onun o hâlini tâkiben müslüman tasavvufta/tarikatte uzlete, halvete çekilip çalışıyor. Allah Kur’an’da zikri emrettiğinden eline tesbihi alıp zikrediyor. Allah “Nefsi terbiye etmek gerekir.” buyurduğundan Allah’ın rızasını kazanmak için nefsin terbiyesine çalışıyor.

Başka?

İnsanın ahlâkının güzel olmasını, kötü huyları bırakmasını Kur’ân-ı Kerîm birçok âyetlerde emrediyor. Mesela:

وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۜ

Ve lâ yağteb ba’duküm ba’dâ. “Biriniz ötekisini gıybet etmesin!”[5] diyor.

Ahlâkî emirleri var. “Sabret” diyor. Merhametli olmayı tavsiye ediyor. “Ahlâk” dediğimiz, “güzel huylar” dediğimiz şeyleri Kur’ân-ı Kerîm müslümanlar yapsın diye tavsiye ediyor. Tasavvufta da -tasavvuf nedir?- güzel ahlâk öğretiliyor, kötü huylar bıraktırılıyor.

Demek ki “tasavvuf” deyince akla gelen ne varsa Peygamber Efendimiz’in zamanında var, Kur’ân-ı Kerîm’de var ve Peygamber Efendimiz de ashâb-ı kirâm da bunu uygulamışlar.

Peki, o zamanın insanları bu hâle ne derlerdi?

Buna “ihsan” derlerdi.

İhsan ne demek?

Peygamber Efendimiz söylüyor:

 الْإِحْسَانُ أَنْ تعَبْدَاللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ

el-İhsânu en ta’buda’llâhe ke-enneke terâhu fe-in lem tekün terâhu fe-innehû yerâke. “İhsan Allah’ı görüyormuş gibi O’na candan ibadet etmektir. Çünkü her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor.”

“Madem Rabbim beni görüyor, madem Rabbim her yerde hâzır ve nâzır; ben O’nu görüyormuşum gibi, O’nun huzurundaymışım gibi ibadet etmeliyim!” diye, müslümanın böyle kulluk yapmasını hadîs-i şerîflerde Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.

O halde “tasavvuf” denilen şey ne ise, nelerden meydana geliyorsa, onların hepsi Peygamber Efendimiz’de varsa, Kur’ân-ı Kerîm’de varsa; tasavvuf Peygamber Efendimiz’in zamanında vardır, sahâbe-i kirâmın üzerinde vardır. Ama adı tasavvuf değil de ihsan yoludur, zühdtür.

Zühd ne demek?

Dünyayı gözünde büyütmemek, dünyaya meyletmemek, âhireti düşünmek, âhiret için çalışmak, tokgözlü olmak, açgözlü olmamak, hırslı olmamak...

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Peygamber Efendimiz mutasavvıfların önderiydi, serveriydi, şâhıydı. Mutasavvıflar Peygamber Efendimiz’in hayatını tatbik eden insanlar oldukları, tam onun gibi yapmak istedikleri için öteki müslümanlardan farklı görünüyorlar. Herkes de onlara hayret ediyor. İşte Peygamber Efendimiz’in yaşayışı o, onun için onlar mutasavvıf diye ayrılmış.

Ötekisi yaşamıyor ki... Ötekisi sarayda çalgıları çaldırtmakta, çengileri oynatmakta... İlk devirde başlamış; saraylarda keyifler, zevkler, sefalar... Emevîlerde başlamamış mı? Resûlullah’ın asr-ı saadetinde yapmadığı şeylerin yapılması Emevîler’de başlamamış mı?

O zaman başlamış.

Saraylar var mı? İsraf var mı? Keyif, zevk sefa var mı?

Yok.

O zaman başlamış.

Var mı orduya dayanıp halka şöyle yapmak, böyle yapmak?..

O zaman başlamış.

Demek ki onlar ayrılmışlar. Resûlullah’ın yolundan ayrılan; o yöneticiler, o devrin zenginleri, o devrin dünya ehli insanları...

Resûlullah’ın yolunda yürüyenler; “mutasavvıf” diye adlandırılmış. Zühd yolundan, ihsan yolundan, takvâ yolundan yürüyen insanlar “mutasavvıf” diye adlandırılmış.



[1]76/İnsan, 25.

[2]33/Ahzâb, 41.

[3] 91/Şems, 9-10.

[4] 12/Yusuf, 53.

[5]49/Hucûrât, 12.

Sayfa Başı