M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Müslümanlık Çeşitleri

M. Es'ad Coşan

 Ben Müslümanlığı latîfe olarak ikiye ayırıyorum, belki kitaplarımda okumuşsunuzdur: Bir zamâne Müslümanlığı var, bir sahabe Müslümanlığı var...

Sahabe Müslümanlığı; tam Kur’ân-ı Kerîm'e uygun, Allah'ın rızasına uygun, takvâya dayalı, ihlâslı, halis, muhlis, tertemiz, pırıl pırıl bir has Müslümanlık...
Zamâne müslümanları maalesef İslâm'ı öğrenmiyorlar. İslâm'ı kendi keyiflerine göre eğip büküp, “İşte bu İslâm’dır, böyle de olsa olur.” gibi kendi kafalarından bir İslâm ortaya atıyorlar. Çok günahlara giriyorlar, çok hatalar işliyorlar, çok yanlışlar yapıyorlar. Ve diyorlar ki:
“İşte bu İslâm! İslâm böyle olmalı...” ve yahut “Benim aklım buna ermez.”
Allah'ın emirlerini kabul etmiyorlar. Peygamber Efendimiz'in sünnetini reddediyorlar. Bir yol tutturmuşlar, dünyaya dalıp, zevk ü sefâya aldanıp kendi bilgilerine, daha doğrusu cahilliklerine dayanıp, kendi akıllarıyla mağrur olup yanlış şeyler yapıyorlar. Çok yanlış...
Büyük günahları bile gülerek, keyifle, latife yollu işliyorlar ve şaka konusu yapıyorlar. Hâlbuki onlar hiç şakaya gelmez, günah… Allahu Teâlâ hazretleri onların hesabını sorar. Çok yaygın bir cahillik var. Bir de İslâm'ın güzelliklerini görmeyip göstermeyip İslâm'ı kötü göstermek için sinsi sinsi,sabah akşam, yatıp kalkıp şeytanlarıyla istişare edip; "Şu müslümanları nasıl küçük düşürebilirim? Şu İslâm'ı insanlar beğenmesin de İslâm'a girmesinler diye nasıl karalayabilirim, lekeleyebilirim acaba?" diye düşünen fitneci, fesatçı insanların dalavereli propagandaları, reklamları, yazılarıvar. Çeşitli saptırmaları var. Birçok kimse de onlara maalesef aldanıyor. Aldatan, aldanacak insan bulamasa, aldatmayı yapamaz. Ama aldanacak bir sürüşaşkın, cahil olunca, aldatanlar da çoğalıyor.
Dünya üzerinde şu sırada bir hayli aldatıcı var. Neden? Çünkü dünyadaki insanlar aldanmaya müsait... “Gel beni aldat!” diye âdeta çanak tutuyorlar. Bir de müslümanlar zamânenin keyiflerini, zevklerini, zamâne insanlarının yaşantılarını görüp imrenince, kendileri de o tarafa meylediyorlar. İslâm'ın emirlerini bu sefer tevil ediyorlar. Yani yorumlayarak,“Canım İslâm öyle demez, herhalde böyle der!” diye kendilerine göre İslâm'ı uyarlamaya çalışıyorlar. Kendilerinin gayr-ı İslâmî yaşantılarını sanki İslâmiymiş gibi göstermek için İslâm’ın emirlerini uyarlamaya çalışıyorlar.
“Canım işte Peygamber Efendimiz’in zamanında öyle olmuş da şimdi bu devirde artık öyle olur mu?" sözünü çok duymuşsunuzdur. Hâlbuki olur,olacak şey olur. Zaten dinimiz zamana göre değişecek şeyin de değişmesi için emir veriyor. Peygamber Efendimiz'in mescidi nerede, şimdiki Mescid-i Haram,Mescid-i Nebevî nerede… İçinde her türlü imkân, konfor var; soğutma cihazları,her türlü aydınlatma cihazları var... E neden? İhtiyaca göre bir gelişme var.
İslâm gelişmeyi zaten teşvik ediyor. Gelişen şeyler var, değişmeyen hakikatler var... Dürüstlük, doğru sözlülük her zaman, dünyanın her yerinde,tarihin her devresinde kıymetlidir. O değişmez ki; o aynen kalacak. Değişecek şey var, değişmeyecek şey var.
Birçok kimseye bakıyorum… Müslüman aile ama yaşantısı itibariyle müslüman bir yaşantıda değil; Hıristiyan gibi, gayrimüslim gibi; hiçbir fark yok... Yan yana koysan, belki gayrimüslim biraz daha iyi.
Mesela ben Avustralya'da kalıyorum. Avustralya'nın Almanya'dan çok büyük farkı var. Televizyonlarına bakıyorum, televizyonları çok daha müeddeb.Almanya'da iş biraz kaymış, çığırından çıkmış gibi görünüyor. Ülkeden ülkeye fark var. Bazıları daha mazbut, daha dindar, dinlerini yaşıyorlar. Burada öyle şehirler, kasabalar var ki o şehirleri, kasabaları dindar gruplar kurmuşlar, dinlerini güzelce uygulamaya gayret ediyorlar.
Müslümanlar ise onlar kadar bile olamamış, tamamen kaybolmuş. “Babam müftü, dedem şeyh, bilmem akrabam meşhur falanca alim...” diyorsun, ama sen nesin? Sen nesin? Filanca alimin çocuğu bakıyorsun zalim olmuş. Filanca mübarek zâtın çocuğu bakıyorsun dinsiz olmuş, dinden imandan çıkmış.
Bunları niçin söylüyorum?
İslâm'ın yardıma, hizmete ihtiyacı var, bizim de İslâm'a hizmet borcumuz var. Nasıl devlete askerlik borcumuz varsa, İslâm'a hizmet borcumuz var.
Müslümanların dertleriyle dertlenmemiz lazım! Müslümanların dertleriyle ilgilenmezsek, kim ilgilenecek? Hıristiyanların dertleriyle ilgilenen teşkilatları var, kilise teşkilatları var, büyük müesseseleri, kuruluşları, silsile-i merâtipleri var; başkanları, papazları, papaları var. Hıristiyanların böyle… Yahudilerin de büyük teşkilatları var. Amerika arkalarında, Avrupa arkalarında... Rusya'da bakın ne kadar değişiklikler oldu. Polonya'da komünis tbir ülkeyi ne hale getirdiler, kendi akıllarına, mantıklarına, görüşlerine görenasıl kurtardılar...
Demek ki çalışıyorlar. O halde müslümanlar için kim çalışacak?Çalışacak hiçbir mercî yok! Hepsi baskı altında... Müslümanlar gafil. Müslümanlarsadece kişisel Müslümanlıklarını yaşıyorlar, toplumsal Müslümanlığı ihmalediyorlar. Toplum hizmetlerini ihmal ediyorlar.
Biz, mesela, Türkiye'de kardeşlerimize rica ettik:
“Bulunduğunuz yerde hayır dernekleri kurun! Ağaçlandırma,orman yapma dernekleri kurun! Okul, eğitim dernekleri kurun! Hanımların eğitimine önem verin!” dedik. Şimdi de rica ediyorum:
“Çocuklar için de gençlik, idman ve izcilik dernekleri kursunlar. Çocuklar da düzenli yetişsin. Toplum hizmetlerini bilen insanlarolarak yetişsin.”
Topluma hizmet edelim. Toplumumuz çok geri kalmış. Durduğu yerde durduğu zaman bile, ötekiler ilerleyince geride kalıyor. İleriye doğru giderken bile yavaş gidince, hızlı gidenler onu geçiyorlar; o geride kalmış oluyor.
Maalesef toplumumuz çok kötü durumda, ahlâk değerleri zedelenmiş olduğu için de toplumumuz zarar görüyor. Öteki toplumlarla yarışacak durumda değil, geri... Ben uzaktan bakıyorum, ölçüyorum, üzülüyorum. Çünkü kendi ülkem,benim ülkem! Elbette iyiliğini isterim, birinci olmasını isterim. Ülkelerin sıralanmasında en üstün, en başta olmasını isterim. Ama bu lafla olmaz. Önce bir ahlâk lazım; toplum ahlâkı, basın ahlâkı, yönetim ahlâkı lazım! İnsanlık anlayışı lazım! Vesaire…
Bunlar olmayınca da öteki şeyler olmaz. Ahlâk olmayınca ticaret bile olmuyor, her şey aldatmayla gidiyor. Hiç bir mal normlarına, standartlarına uygun imal edilmiyor. Her şeyde hile ile karşılaşıyorsunuz. Ticaret bile olmuyor, sanayi bile olmuyor. Onun için her şeyin başı bu toplumsal kurallar, ictimâî düzeni sağlayan güzel ahlâk kuralları... Âdâbı,ahlâkı…
Bunların da hep öğretilmesi ve insanların bunlara göre eğitilmesi lazım! Kitapta yazmak yetmez, öğretmek yetmez; eğitmek lazım, benimsetmek lazım! Hayatını ona göre geçirmesini öğretmek lazım!..
Onun için lütfen toplumsal hizmetlere koşun! Toplumsal hizmetlerdeki görevinizi sorun, öğrenin! Kendi imkânlarınıza, yetişmenize, gelişmenize, şartlarınıza göre ne seviyede, ne kadar çok hizmet yapıp ne kadar çok sevap alabileceğinizi düşünün ve onları yapmaya koşturun!..
------------------
15 Ocak 1999, Avustralya.

Sayfa Başı