M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sizi Mânevî Murabıtlığa Çağırıyorum

M. Es'ad Coşan

Ribatın mânevîsi de vardır. İslâm âlemini korumanın mânevîsi; “Mânevî kalelerden İslâm âlemine, dinine, imanına, irfanına hücum olmasın.” diye nöbetçilik yapıp beklemek. Bu da önemli bir şey. Şimdi hududa gidip nöbet beklemeyiz ama “İslâm’a hücum olmasın, kafirlere karşı cevap verilsin, karşı konulsun.” diye terbiye sahasında, kültür sahasında, eğitim sahasında yapılacak çok şeyler var. 

Benden önceki hocalarımızdan da misal verebilirim, kendi yazılarımızdan da misal verebilirim. Biz, olacak hadiseleri 10 sene, 20 sene, 30 sene, 50 sene önceden söylemişizdir, alimlerimiz söylemiştir:

“Böyle nesil yetiştirmeyin, bu neslin sonu anarşi olur. Anarşist olurlar. Bunlar memlekete fayda getirmez.” demiştir. 

Anarşinin ne olduğunu kimsenin bilmediği zamanda alimlerimiz bunu yazmıştır.

Allah’ın verdiği nurla bakan insan hakkı söyler. Allah bir nur verdi mi hakkı batıldan ayırır, söyler. Ama o zaman dinlenmemiştir, ihmal edilmiştir. Şimdi artık kıyametler kopuyor. İşin vahameti, ciddiyeti iyice anlaşılmış durumda. Onun için sizi mânevî murâbıtlığa çağırıyorum. Mânevî murâbıtlık, mânevî mücahitlik. 

Gözünüzü dört açacaksınız; Müslümanlığı, müslümanları korumak için tedbir alacaksınız. Gıda yardımı mı silah yardımı mı beden yardımı mı asker yardımı mı gerilla yardımı mı; yaparız. Bunların hepsini müslümanların birbirlerine yapması lazım.

Çünkü orada öldürülüyor. Gözümün önünden gitmeyen bir sahne; her yerde söylüyorum, gazete fotoğrafını çekmiş: 

Babası yanında, kızı yanında, ellerinde silah. Kızcağız güzeller güzeli.

Düşünüyorum bir baba olarak; insanın yanında kızı, karşısında düşman. 

Kendisi ölürse bu kızı ne olacak? 

Veyahut kızıyla çarpışırken kurşunu bu kız yese o babanın yüreği ne olur? 

Veyahut geliyorlar, çocuklarını buraya bırakıyorlar, savaşmaya gidiyorlar. Ne kadar zor durumlar! 

Onun için sulh zamanında fırsat eldeyken kesenin ağzını açarak yapılmayan şeyler sonradan cana geliyor. 

Bir misal daha:

Kafkasya’da Rus birlikleri parasızlıktan aylarca maaş almamışlar, merkezle de irtibatları kopmuş. Komutanlar gelmişler, Azerbaycan yöneticilerine demişler ki: 

“Bize bir milyon dolar verin, size bu tankları, silahları devredelim.” 

Onlar o parayı vermemişler. Ondan sonra aynı teklifi Ermenistan’a götürmüşler. Demişler ki: 

“Bize bir milyon dolar verin, bu silahları size devredelim.” 

Onlar vermişler. Tankları, füzeleri, uzun menzilli topları almışlar; ondan sonra Karabağ’a saldırmışlar.

Dışarıdan yardım gelmedi. 

Nereden geldi?

Oradan satın aldılar ve böyle oldu. Para her kapıyı açıyorken sen o paradan sakınırsan bu sefer Karabağ da elden gider, Bakü de gider; Allah saklasın. İşin hikâye olmadığı, çok vahim ve ciddi olduğu gözümüzün önünde cereyan eden hadiselerden bellidir. 

Ben bir adım daha ileri gideceğim. 

Benim sözlerim banda, videoya alınır, dinlenir, dosyalanır; biliyorum. Hepsini açıkça söylüyorum. Yarın öbür gün bu hainler, bu zalimler bizim de başımıza çorap örerler. Allah saklasın, istemeyiz.

“Ya nasıl oldu? Bu memleketin başına bu hal gelir miydi?” diye hayret edersiniz. 

Onun için kale gibi sapasağlam durmamız lazım. 

Kazandığın paraları Allah yolunda harcamayacaksın da ne olacak?

Sen harcamazsan Allah çatır çatır aldırır, başkasının eline verir. Onun için bizim memleketimizin fertlerinin hepsinin - bu işin erbabıyla gitsinler, konuşsunlar- tepeden tırnağa silahlı olması lazım. 

Çünkü Yunanistan orada, ötekisi orada, berikisi burada, Ermenistan orada. 

Abdülhamid Hân zamanında Adana’dan rüşvet yoluyla şu kadar milyon para vererek arazi satın almak istemişler. Abdülhamid hemen oraları kendisine çiftlik yapmış, kendi parası ile arazisi haline getirmiş ki başka kimse bir oyunla, rüşvetle filan alamasın. 

Gözünüzü açın ki Adana ovasında, Ege ovalarında bile milletin gözü var. Ya sahip çıkarsınız, tedbir alırsınız ya da seneler geçtikten sonra “Ya bunu 10, 15, 20 sene önce söylemişlerdi.” dersiniz. 

Böyle bir durum olmasını istemiyorum. Nasıl alacaksa devlet de alsın. Vergi alacaksa alsın, ne yapacaksak yapalım; bu adamlardan daha üstün silahımız olması şarttır. 

Sayfa Başı