M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Nefsin İzzeti mi Olurmuş?!

M. Es'ad Coşan

Bizim kardeşlerimizden bir tanesi yeni derviş olmuş, Abdulaziz Bekkine Efendi rahmetullahi aleyh de demiş ki; 

“Hak sahiplerine haklarını ver. Dargın olduğun kimselerle de barış.” 

Birkaç gün sonra sormuş; 

“Nasılsın, ne yapıyorsun?” 

“Tavsiyelerinizi tutuyorum, barışıyorum ama dargın olduğum kimselerle gidip ben barışıyorum, ‘Hadi dargınlığı bırakalım, barışalım.’ diyorum ama izzet-i nefsime çok dokunuyor. Zor geliyor.” demiş.

İnsana hakikaten zor gelir. Küsmüşsün, o sana bir kötülük yapmış, gideceksin barışacaksın; kolay bir şey değil.

Ama Allah için olunca insan tahammül eder. Allah rızası için harbe tahammül ediyoruz, açlığa tahammül ediyoruz, her şeye tahammül ediyoruz, cihada tahammül ediyoruz. Allah rızası için tahammül ediyoruz.

Hocamız’ın cevabı şahane, diyor ki; 

“A evladım, nefsin izzeti mi olurmuş?!” 

“İzzet-i nefsime dokunuyor. Nefsimin izzetine dokunuyor.” diyor. 

“Nefsin izzeti mi olurmuş?!” diyor.

Çok ince bir cevap, çok önemli bir cevap. 

Bu nefis denilen şey, bu izzet dediğimiz şey, “izzet-i nefs” değildir; aslında burun büyüklüğüdür, gururdur, kibirdir. Bu gurur, kibir ve ucub, kendini beğenmişlik kötü bir huydur. Allah bu gibi kimselere tevfîkini refîk etmez, hak yolu göstermez, hayra muvaffak etmez.

Kibirli olan insan cennete giremez. Kibirliliği sevmez, mütevâzı kimseyi sever. Allah kibirli olanı illa zelil kılar, ille burnunu yere sürttürür. Tevâzu edeni de ille yükseltir. Allahu Teâlâ hazretlerinin mânevî kanunudur bu. 

Onun için kibirli olmayacağız. Nefsimizin içeriden fıs fıs söylediği şeylere aldırmayacağız. Allah’ın emrini tutacağız. 

Sayfa Başı