M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Evlilik

M. Es'ad Coşan

Idribûhu ale’s-salâti li-seb’in va’zilû firâşehû li-tis’ın. “Çocuklarınızı namaza gitsinler diye -gitmiyorsa- yedi yaşındayken dövün.” 

Idrîbûhu. “Onu dövün.” 

Erkek çocuk. Siyga erkek çocuk.

Va’zilû firâşehû. “Yatağını ayırın.” Li-tis’ın. “Dokuz yaşına geldiği zaman yatağını ayırın.” 

Bir yatakta yatmasın. Hem öteki kardeşlerle bir yatakta yatmasın hem ana babasıyla bir yatakta yatmasın. Bazen çocuğunu alır, anneler babalar yanında yatırırlar. Dokuz yaşından sonra böyle yapmasınlar. 

Ve zevvichu li-seb’i aşer in kâne. “Eğer mümkün olursa 17 yaşında onu evlendir.” 

Demek ki 17 yaşına geldi mi mümkünse...

 İmkân nerededir? 

Bir, ana babada. 

İki, çocukta. 

Erkek çocuk bir aile idare edecek hâle gelmişse, o zaman onu 17 yaşında evlendirmeyi tavsiye etmiş Peygamber Efendimiz. 

Fe-izâ feale zâlike. “Baba bunu yaptığı zaman.” 

Yedi yaşında namaza alıştırdı, kılmadığı zaman birkaç patlattı, dövdü. Dokuz yaşında yatağını ayırdı, terbiyesine dikkat etti. 17 yaşına gelince de evlendiriverdi, yuva sahibi eyledi. 

Fe’l-yüclis beyne yedeyhi. “O zaman karşısına, iki yanının önüne oturtsun.” Sümme’l-yekûl. “Sonra desin ki.” Lâ cealeka’llâhu aleyye fitneten fi’d-dünyâ ve’l-âhireti. “Allah seni bana dünyada âhirette bir fitne eylemesin.” 

Veya “fitne eylemedi.” Yani mâzi siygasıyla dua mânası var, “Fitne eylemesin.”

Neden? 

Demek ki bir baba evladını namaza alıştıracak, terbiye edecek, ondan sonra onu evlendirecek. O, evladın hakkı. Baba o vazifeleri ona yapıverecek. O zaman “Sen niye buna karşı vazifelerini yapmadın?” diye babaya sorgu sual olmaz. O zaman o ona dünyada da âhirette de fitne olmaz. Dünyada fitne olmaz; evlendi, aklı başında bir insan, tamam, yuvasına gidiyor geliyor, ciddi bir aile reisi oldu, bitti. Dünyada bir problem olmaz. 

Evlendirmezse? 

Gözü dışarıda olur, haylazlık eder, yaramazlık eder, ahlâksızlık eder; günah babaya yazılır. 

Zamane insanları 30 yaşına gelinceye kadar çocuklarını evlendirmiyorlar. 

“Yok efendim yüksek tahsili bitsin. Yok efendim ihtisası bitsin. Yok efendim askerliği bitsin...” 

35 yaşına kadar o çocuk ne yapıyor, ne haylazlık ederse babasına yazılıyor. Ona dikkat edin.

Hocam 17 yaşında olur mu? 

Olan oluyor. Peygamber Efendimiz söylemiş ya, sen Peygamber Efendimiz’e inanmıyor musun? Onun sözünü tutmak istemez misin? Evlendirirsin, olur. 

Ben şahsen kendi evlatlarıma söyledim; 

“Bak, evladım gel, bırak şimdi, tahsil mahsil ayrı şey, şu kadarını sana, şu kadarını bana, bu iş böyle olsun.” dedim. 

Bahâeddîn-i Nakşibend Efendimiz hanımına demiş ki; 

“Şu bizim kızı gözetle, büluğa erdiği zaman bana haber ver.” 

Bir zaman gelmiş, “Efendi hazretleri bizim kız büyüdü, büluğa erdi.” deyince teşebbüse geçmiş, birkaç ay geçtikten sonra kendi has dervişlerinden biriyle evlendirivermiş. Para pul, mehir, şunu bunu düşünmeden... Mühim olan Allah’ın emri, Resûlullah’ın tavsiyesi yerine gelsin. Düğün günü giderken de; 

“Evladım kusura bakma, birkaç ay geciktim seni evlendirmekte, hakkını helal et, kusuruma bakma.” demiş. 

Bu fitne fesat nereden çıkıyor? 

Hep bu tavsiyelere uyulmadığından çıkıyor. Kızlar süslenebildiğince süsleniyorlar. İnsanların akıllarını başlarından almak, çelmek için ne yapmak gerekiyorsa... Koca bir sanayi gelişmiş, saç süsleme sanayii; berberler, kuaförler, bilmem neler... Koca koca aletler kafasına geçirilir, kurutulur, altı aylık iri dalga, kısa dalga, kesme biçme vesaire; dünyanın paraları... Bilmiyorum ne kadar para veriliyor. Herbir berbere dünyanın parası... Kumaşlar, ipekliler, atlaslar, şunlar, bunlar, dibalar… Ondan sonra, şu moda... 

“E geçen senekini giysene evladım, hani bak bir şey değil, ne çizilmiş ne bozulmuş, hiçbir şey olmamış.” 

“Moda değişti.” 

Şimdi şalvar modası var. Şimdi bilmem dar moda var... 

... Namus vesaire... Ondan sonra zapt edemiyor çocuğunu. 

Saat 2’de gelmiş kız çocuk; 

“Kızım, sen bu saate kadar ne arıyorsun?” 

“Sana ne! Hürriyet var!” diyor. 

Hürriyet bu değil ki. Hürriyet, edepsizliği yapabilme serbestliği değil ki. Bizim dinimiz öyle hürriyet vermemiş. 

Bak, “Yedi yaşında döv.” diyor. Tabi ayağının altına al, kanı çıkıncaya kadar vur mânasına değil. Neresine vurulacağını bile söylemiş; “Başına vurma, yüzüne vurma.” diye söylenmiş. Sırtına şöyle bir patlatıverirsin, zarar gelmeyecek yerine, poposuna patlatırsın; çocuk korkar, ondan sonra “Haa, babam bu hususta çok ciddi, aman şu namazı kılayım.” der. 

Onu sen alıştırırsın sabah... 

Bizim mahallede cami kurmaya başladığımız zaman... Bizim mahalle bir kooperatif olarak kurulmuş 150 ev filan. Ama biz satın aldık. Orada arkadaşlar, herkes bir ev aldı, biz de oraya girdik. Yani kooperatifte bizim ilgimiz yoktu. Fakat biz gelince baktık ki çarşısı var, dinlenme parkı var, sığınağı var, sineması var, her şeyi var; cami yeri yok. Koca mahallede cami yeri yok. 

“Hadi bir cami yapalım.” dedik. 

Her taraftan itirazlar yükseldi. 

“Çocuklarımız rahatsız olur.” diyorlar. 

Ezan sesinden çocukları rahatsız olacakmış. Sen öyle yetiştirdiğin çocuğundan sonra ne dertler çekeceksin, gör bakalım. Ezan sesinden rahatsız olan o çocuktan sen büyüyünce ne dertler çekeceksin, o seni nasıl sürüm sürüm süründürecek. Öyle yetiştirirsen öyle olacak.

Bu Batı’nın fikirleri çok zehirlidir. Hani biz şimdi İngiltere ile Amerika ile İtalya ile Almanya ile bir kültür savaşı veriyoruz. Kimse farkında değil. Adamlar gelişmiş, nüfusu kalabalık, paraları bol, dünyanın her yerine dal budak sarmışlar. 

“İngiltere Avrupa’da küçücük bir ada.” dersin; Avustralya kıtası onun, Yeni Zelenda onun, Kanada akrabaları, Amerika akrabaları, Arjantin’in bilmem neresindeki Falkland adaları onların, Singapur onların, Hong Kong onların. 

Herkes uyumamış, dünyanın dört bir tarafına dal budak salmışlar. 

Onlar şimdi bizimle mücadele ediyorlar. 

“Yok hocam, sulh içindeyiz, işte bak dost, müttefik NATO var...” 

Orası öyle de, o siyasî bakımdan öyle de; bir kültür savaşı var. İstiyor ki sen tamamen ona uyasın. 

Yahudiler ve nasrânîler için dinimiz, Kur’ân’ımız;

Ve len terdâ anke’l-yehûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehüm. “Onların dinlerine, milliyetlerine, örflerine, âdetlerine uymadıkça onlar senden hoşnut ve razı olmazlar.”  diyor. 

Razı da olmuyorlar. Harıl harıl misyoner gönderirler, kitaplar bastırırlar. 

Kitaplar İsviçre’de basılır, nereden girer? 

Bedava dağıtılır. Senin adresini nereden almışlardır, bilinmez. Sana bir kitap gelir, bakarsın; 

“Hıristiyanlık iyidir, Hıristiyanlığa gel.” 

Hıristiyanlık bundan 20 asır önceki dindi. Şimdi İslâm geldi, sen uyuyor musun? 

Hangi asırda yaşıyoruz? 

Yirminci yüzyılda yaşıyoruz.

O Hıristiyanlıktan sonra Allah, peygamber Hz. Muhammed Mustafâ’yı gönderdi de o yepyeni pırıl pırıl ahkâmı getirdi. Senin İncil’in kayboldu da şimdi ortada Kur’an var, senin dünyadan haberin yok mu? Hıristiyan yapmaya çalışıyor. 

Fırsat da buluyor yani, buralardan ben görüyorum. 

Geçenlerde otobüse bindim de... Delikanlı, Türkçe konuşuyor -sanmıyorum başka bir ırktan olduğunu- hiç aksanında bozukluk yok; şurasına haç takmış.

Bir kültür savaşı var. Sana uydurmak istiyor. Kendi örfünü, âdetini sana ilkâ etmek istiyor. Seni kendisine benzetmek istiyor. Sana kendi malını satmak istiyor. Senin paranı almak istiyor. Mümkünse senin memleketine -fırsat bulsa- sahip olmak istiyor. Kıyıdan köşeden, “Aman efendim turizm bilmem nedir...” filan diyerek orasına burasına sahip olmaya çalışıyor. Uyuyorsun sen. Tel örgüyle çeviriyor; “Buraya kimse giremez.” diyor. Kamp kuruyor. Çıplaklar kampı kuruyor. Senin bundan haberin yok. Sen sabahleyin işine gidiyorsun, akşama kadar çalışıyorsun, akşam yorgun eve geliyorsun ama böyle şeyler oluyor. Bir savaş var. Kültür savaşı var. 

O savaşta onlar bir şeyler söylüyorlar, biz müdafaa edeceğiz. Biz hocalar aklımız erer de anlayabilirsek bu savaşı, biz size anlatacağız; “Aman etmeyin, sizin geçim gâilesinden, dünyadan haberiniz yok, işin aslı budur.” diyeceğiz.

Amerikalı veya Avrupalı’ya göre büluğa erdikten sonra evleninceye kadarki zaman ne kadar uzun olursa o kadar altın çağıymış o çağ. 

Nedenmiş? 

Gönül mâcerâsı olurmuş, şunu olurmuş, bunu olurmuş, yanarmış, yakılırmış, şiir yazarmış, roman yazarmış, hissiyatı şöyle olurmuş... 

Milleti öyle kandırıyor. Kendisi öyle zaten. 

Ama bizim öyle değil. 

Evlilik evlilik dedikleri nedir? 

“17 yaşında öğrendim, işte buymuş. Tamam, bu da bitti. Ben Allah’a iyi kulluk yapmaya bakayım.” deriz. 

Bizim işimiz bu. 

Halbuki 35-40 yaşına geldiği zaman daha evlilik yapmamış ben profesörler bilirim, yanlarında okudum, bekâr kalmış; yarım insan, normal değil. Evlilik denen terbiye müessesesinden geçmemiş. Noksan, hareketleri acayip, sözleri acayip. Biz talebesi. Talebesi hocasının ciğerini okur. Her hareketinin ne mânaya geldiğini bilir. “Haa, bugün bizim hoca evde kavga etmiş öyle gelmiş.” der talebe; hisseder, bilir. Yani ev halinin onun kaşına gözüne nasıl aksettiğini bilir. 

17 yaşında bitecek bu iş. Tamam, evlendim. Evlilikse evlilik, yuvaysa yuva, çocuksa çocuk, malsa mal, işse iş. Hadi, bunların hepsi birer tuzaktı, birer ayak bağıydı, hepsi halloldu; hadi bakalım buyur şimdi Allah’a kulluk etmeye. Yoksa akıl onla 35 yaşına kadar meşgul olacak; “Acaba hangi kızı alsam, acaba ne olacak?..” Ömür havâi geçer. 

Bizim dinimiz daha güzel elhamdülillah. Allah bizi bu dinden, bu imandan, bu ahlâktan, bu yoldan ayırmasın. Ama bunları bilmezlerse... Bazıları kanıyor. 

Sayfa Başı