M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Ayrılığımıza Alışın

M. Es'ad Coşan

Soru: Uzaklardan geliyoruz fakat programınızı bilmediğimiz için sizi bulamıyoruz. Ders programlarını bildirir misiniz?

Cevap: Muhterem kardeşlerim! 

Benim en çok arzu ettiğim şey, kardeşlerimizin sırf bana bağlı olmaması. 

Çünkü ne demişler; 

“Duvara dayanma yıkılır, insana dayanma ölür.” 

Yani sırf bana dayanmayın diye ben arada buradan kayboluyorum. Camiye alışın diye... Biz olmasak da muhabbetiniz bozulmasın, bunu devam ettirmeye alışın diye... 

Biz geldiğimiz zaman cami tıklım tıklım doluyor, biz olmadığımız zaman değirmenin suyu çekiliyor; olmaz! 

Eğer vefalıysanız, vefanızın gereği ben olmadığım zaman bile buraya geleceksiniz. 

Adamın birisi ders yaparmış. Ders yaparken arada ayağa kalkarmış. 

“Ne oluyor?” demişler. 

“Kapının önünden hocamın torunu geçiyor da ondan.” demiş. 

Yani hocasına hürmetinden torunu bile kapının önünden geçerken ayağa kalkıyor. 

Ben her hafta burada ders yapabilirim. Her hafta değil, her gün ders yaparım. Her gün değil, her vakitte burada ders yapabilirim. Hiçbir yere de gitmeyebilirim. Ama Urfa’ya gidiyoruz, Malatya’ya gidiyoruz, Ankara’ya gidiyoruz. Gittiğimiz yerde de şu cami gibi, bu camiden daha kalabalık üç misli beş misli cemaat oluyor. Ders alanlar oluyor. Bir şeyler öğrenenler oluyor. Onun için gitmeye mecbur oluyoruz. Vicdanımız el vermiyor. Sırf İstanbul’da konuşup konuşup da başka yerlere gitmediğin zaman oradan buraya gelemeyenlere herhangi bir mesajımız iletilmemiş oluyor. Geçen haftalar mesela Konya’ya gittik. Konya’ya giderken Afyon’a bir uğradık. Ev sahipleri başladılar hüngür hüngür ağlamaya... Hacı hanım da ağlıyor hacı bey de ağlıyor. Hüngür hüngür ağlıyorlar. Demişler ki; 

“Hocamız bize darıldı herhâlde, üç senedir beş senedir buraya gelmiyor.” 

Darılmadım ama ne yapayım?.. İnsan her yere yetmiyor. 

Hocası gelmese de insanın vefalı olması lazım. Hiç gevşememesi lazım. Bunu öğrenmek lazım. Çünkü biz şimdi yurt dışına da çıkacağız. Keyif için gezmiyoruz. 

Bana kalsa ben evden dışarıya hiç çıkmam. Kitaplarım var. Ben kitaplara âşıkım. Bilmiyorum onlar da bana âşık mı. Ben hiç dışarı çıkmak istemem. Kitaplarımla gece gündüz dururum. Oradan öğrendiğimi burada gelir size aktarırım. Bu mümkün. Ama İsveç’ten istiyorlar, Fransa’dan istiyorlar, Amerika’dan istiyorlar, Avustralya’dan istiyorlar, muhtelif yerlerden çağırıyorlar. Bir kere bir mazeret uyduruyorsun, iki kere bir mazeret uyduruyorsun, oradakiler de bir zaman geliyor; 

“Hocam, imdat gel. Gelmezsen şöyle olur...” diye bakıyorum kırılacak duruma geliyorlar. Mecburiyetimiz oluyor. 

Onun için siz bizim kusurumuza bakmayın. Bize dua edin. Ben burada her hafta ders veriyordum ama her hafta ders verince... Van’a gitmişim, Van’dan buraya geleceğim diye ölüp diriliyordum. Yollarda 120, 140, 160, 180 hızla falanca yere yetişeceğiz diye devamlı böyle bir koşturmaca oluyordu. Biraz 15 güne indirdik. 

Her ayın birinci pazarıyla üçüncü pazarı ben ders veriyorum. İkinci pazarıyla dördüncü ve varsa olursa beşinci pazarında başka hoca kardeşlerimiz ders veriyor. Hem de çeşni olur. 

Hani ne demişler? 

“Baklava börek olsa her akşam yenmez.” gibi laflar var ya... 

Onun için bizi hoş görün. 

Programımız şu: Her ayın birinci pazarı ile üçüncü pazarı. Eğer yurt dışına çağırılmış olmazsak ya da hastalanmazsak... Bakıyorsun hastalanıyorsun, yatağa esir oluyorsun. Esîr-i firâş derler, “yatağa esir.” Yatağa yakalandık, tutulduk, yattık, kalkamıyoruz. Kalkmak isteyince başımız dönüyor, gözümüz kararıyor, tansiyon, ağrı sızı, ameliyat… Tabii bunlara “özür” diyoruz. Mazeret ve özür dışında her ayın birinci ve üçüncü haftası burada olmaya çalışıyoruz. Yaz da kış da burada olmaya çalışıyoruz. 

Hac ziyaretimiz olursa, daha başka bir seyahatimiz olursa olmuyor. 

Programımız bu. 

Her hafta da gelebiliriz her gün de gelebiliriz ama biraz da siz yokluğumuza alışın. Nasılsa biz bir gün ölmeyecek miyiz? Nasılsa bir gün ayrılık olacak… Ayrılığa şimdiden yavaş yavaş alışın. Ayrılıktan sarsıntı olmasın…

Sayfa Başı