M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Müslümanların Ay Hesapları Basit Bir Sisteme Bağlıdır

M. Es'ad Coşan

 Hz. Enes radıyallahu anh’ten rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hilâli gördüğü zaman, ona baktığı zaman buyururmuş ki;

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ هِلَالَ يُمْنٍ وَرُشْدٍ. آمَنْتُ بِالَّذِي خَلَقَكَ فَعَدَلَكَ، تَبَارَكَ اللّٰهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ 

Allahümmec’alhu hilâle yümnin ve rüşdin. Âmentü bi’llezî halekake fe-adeleke tebâreka’llâhu ahsenü’l-hâlikîn

Hilâli biraz açıklayayım. 

Köroğlu’nun “Delik demir çıktı mertlik bozuldu.” dediği gibi... Hani eskiden iş bilek gücüne, pehlivanlığa, babayiğitliğe bağlıydı; herkes er meydanına çıkardı; “Var mı benim bileğimi sıkacak, benim sırtımı yere getirecek?” derdi. Sonra delik demir çıkınca, yani tüfek çıkınca; adam pusu kuruyor, kayanın arkasından, çalının dibinden ‘pat’ diye bir tane patlatıyor, dağ gibi yiğidi daha yanına varmadan deviriyor. Mertlik bozuldu. “Nerede kaldı mertlik, pehlivanlık...” dediği gibi... 

Şimdi takvimler çıktı, -tabii o hesapları yapanlardan da Allah razı olsun- ne hilâlden haberimiz var, ne güneşin doğmasından, batmasından haberimiz var. Zaten apartmanların arasından gökyüzünü bile göremez bir duruma geldik; hayat değişti. 

Ama aslında müslümanın yeryüzüyle, gökyüzüyle çok yakın alış verişi, alâkası var. Yani müslümanın vakitlerle, güneşin doğuşuyla batışıyla, içinde bulunduğu saatle, zamanla çok yakın ilişkisi var. Müslüman zamanın içinde, zamanla kaynaşmış, zamanla el ele, zamanla omuz omuza, zamanla yan yana, böyle bir durumda. 

Bu umumî manzaranın zarurî neticesi, sonucu nedir? 

“Müslüman zamanın kıymetini bilir, gözünü açar; vaktini boşa harcamaz, ömrünü heba etmez, sonunda pişman olacak gafletler içinde hareket etmez.” demek. 

Ama zamanın da kıymetini unuttuk, zamanla ilişkimizin de ipinin ucunu kaçırdık. Müslüman ümmetler böyle bir derbeder hayat içine düştü. 

Allah uyanıklık nasip etsin. 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hilâli gördüğü zaman böyle dua edermiş.

Müslümanlara Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Teâlâ hazretleri bazı sûrelerde, âyet-i kerîmelerde göklere bakmasını, yerlere bakmasını, onlardan ibret almasını tavsiye ediyor. 

اِنَّ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِۚ

İnne fî halki’s-semâvâti ve’l-ardi ve’htilâfi’l-leyli ve’n-nehâri le-âyâtin li-üli’l-elbâb.1 “Gönül sahibi, duygu sahibi, akıl sahibi, fikir sahibi insanlar için şu yerlere göklere bakmakta, yıldızları ayları, güneşleri, geceyi gündüzü incelemekte, etrafında olan hadiselere dikkat etmekte büyük faydalar var.”  buyuruyor. 

Biz ana zihniyet olarak bu zihniyeti bir kere tekrar almalıyız. Çevremizi de Allah yaratmış, o dekor da bizim bir parçamız. Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretinin eserleri orada zâhir. Ve çevremizde, etrafımızda Allah’a deliller var. O gözle bakmayı tekrar kazanalım inşaallah. 

Efendimiz hilâli görünce böyle dua edermiş. 

Hilâl ne demek? 

Hilâl, “yeni ay” demek. İki tane hilâl vardır. Eskiler birisine nev hilâl derler, “yeni hilâl” demek. Nev, Farsça “yeni” demek. Birisine köhne hilâl derler. Köhne de “eskimiş” demek; eski, yıpranmış hilâl. 

O ne demek? 

Bu gökyüzündeki ay, ilk başta incecik görünür. 

Güneşin doğduğu tarafta değil, güneş battıktan sonra güneşin battığı tarafta, güneş batar batmaz o tarafa bakarken orada incecik bir hilâl görüyorsan, bu nedir? 

Yeni bir ayın başlangıcının alâmetidir. “Ha, yeni bir Arabî ay girmiş. Adı nedir?” diye arayıp sor. 

Güneşin battığı yere bakacaksın; incecik bir hilâl gördün mü, ip gibi, kaş gibi, kıvrık yay gibi bir şey gördün mü, o hilâl yeni hilâldir. 

Bu yeni hilâl gittikçe büyür. Ertesi gün bakarsan eskisinden daha kalın görürsün. Daha ertesi gün bakarsan daha kalın görürsün. Yedi gün oldu mu yarım görürsün, yani bir tepsinin yarısı gibi görünür. 14-15 gün oldu mu yusyuvarlak bir tepsi gibi görünür, “dolunay” diyoruz. Üçüncü haftası oldu mu yine yarım olur. Demek ki dolunaydan sonra bu sefer de küçülmeye başlıyor. Dolunaya doğru büyüyor, büyüyor, büyüyor, yuvarlak oluyor; dolunaydan sonra, ayın 15’i geçtikten sonra, mehtaplı gecelerden sonra da gittikçe kenarından, köşesinden eksilmeye başlıyor, inceliyor, inceliyor; artık onu yatsıda, yatsıdan çıktıktan sonra, gece yarısı misafirlikten dönerken görmeye başlıyorsun. Yani gittikçe akşam görünmekten gecede görünmeye başlıyor. Ve nihâyet sabah namazına gelirken görmeye başlıyorsun. Gökyüzünde bakıyorsun, mavi bir zeminde pırıl pırıl sevimli bir -ince- hilâl. Gittikçe inceliyor. 

Sabahleyin gördüğün artık dolunaydan sonra gittikçe eksilen, incelen hilâl olduğu için ona ne derler? 

“Köhne hilâl” derler. Çünkü ay bitiyor. Arabî ay yavaş yavaş bitiyor, bitiyor, sonunda tamamen bitecek; artık akşamüstü tekrar güneşin battığı taraftan görebilirsen o zaman yeni bir ay girmiş olacak. 

Müslümanların ay hesapları basit bir sisteme bağlıdır. Çok güzel bir sistemdir. Sevimli, tatlı bir sistemdir. Müşahedeye dayanır. İsterse cebinde takvim alacak paran olmasın, isterse okuma yazma bilme, ister dağ başında ol, ister ovada ol, ister denizde ol; yalnız gözün oldu mu, ufka baktın mı hilâli görürsen biter. Yani bu sisteme bağlamış. Her şey kolay.

_______________________

[1]  3/Âl-i İmran, 190

Sayfa Başı