M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Medreseleri, Mektepleri, Camileri Yıkmışız, Vakıfları Yağmalamışız

M. Es'ad Coşan

Şu İstanbul’da biz kabirleri muhafaza etseydik, İstanbul cennet gibi yemyeşil bir şehir olurdu. Kabirleri kaldırmışız, mescitleri yıkmışız, duvarlarına tecavüz etmişiz, içine ev yapmışız, gecekondu yapmışız. Her taraf berbat... 

Edirnekapı’da Ahmedkâmil tekkesi var, ön tarafında bir cami harabesi var; harabe, yıkılmış. Bakmamışız, dedelerin bize emanet bıraktığı şeyleri koruyamamışız. 

Allah affetsin, bizim kusurumuz varsa. Bizden öncekiler yapmış gibi görünüyor ama biz de bu harabe olanları yeniden kurtarma çalışması yapmalıyız. 

Bir tanesini hatırlıyorum. 

Uzun Çarşı denilen çantacılar çarşısından Rüstempaşa camiine doğru giderken sağ tarafta bir girinti içinde, sokak içinde idi. Handı. Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılmış cami handı, bir Ermeni’nin mülküydü. Ermeni getirmiş, mihrabın olduğu yere hanın yüznumarasını yapmış. Bak şuuruna... Neyse bizim vicdanlı müslümanlardan bir-iki tanesi bu işin farkına varmış da, para toplamışlar, “tarihî eserdir” diye orayı istimlak ettirmişler. Şimdi cami olarak hizmet görüyor. Yazıklar olsun onu Ermeniye satana! Yazıklar olsun orada mihrab yerine yüznumara yaptırana! 

Böyle yerler hâlâ çok. Ayvansaray’da sahabe kabri var, caminin duvarları kalmış, orta yerine ayyaşın birisi getirmiş, bir gecekondu koymuş. Mahalle sakinleri diyor ki; 

“Ayyaş olmasa yüreğimiz o kadar yanmayacak. Hem caminin içine gecekondu kurdu...” 

Şimdi şu caminin, Allah saklasın, kubbelerini yok farz edin, duvarları yıkılmış farz edin. Kapısında kitâbesi var, cami olduğu belli ama duvarları yıkılmış, burası açık alan gibi. Sizin oturduğunuz yere birisi gecekondu yapmış. Akşamları da demleniyor orada, rakı içiyor. 

Yüreğiniz dayanır mı? 

Dayanmıyor. 

Ama cami orada hâlâ o durumda! Hâlâ Ayvansaray’da o durumda cami... 

Hâlâ Ahmedkâmil tekkesinin karşısında mescid var. Mescidin izleri var, hâlâ duruyor. 

Bir zamanlar öyle zalim, öyle hain, öyle kâfir insanlar idareci olarak bulunmuş ki... Edirne’de Mimar Sinan’ın, Selimiye camisi burada, Selimiye camisine bakan bir gerideki tepede onun yaptırdığı bir başka cami var. O hain, zalim, alçak vali bu ikinci küçük mescidi kazmayla yıkamamış, dinamit koymuş, dinamit patlattırmış, kubbeyi aşağıya çökertmişler. Duvarları çatlamış, karpuz gibi ayrılmış. Onu gördük. Gittik, o zamanki Vakıflar Genel Müdürü olan kardeşimiz, Allah razı olsun, oraya tahsisat ayırdı, temele kadar duvarları yıkıldı, yeniden eski haline göre restore edilip cami yeniden yapıldı. Yani yapılmışı kazmayla yıkamayınca dinamitle yıkmışlar bir ara...

Düzce’de meşhur bir alimin köyüne gittik. “Okuduğumuz kitaplarda ‘Burada cami vardı, caminin yanında bir de medrese vardı.’ diyorlardı, hani medresesi?” dedik.

“Tamam hocam” dedi yaşlılar, “burada medrese vardı, yıkıldı.” dediler. 

Medrese, mektep demek. Mektep yıkılır mı? 

Bir zamanlar -güzel bir müessese iken- talebe yetiştirmiş. 

Medreseleri yıkmışız. Mektepleri yıkmışız. Camileri yıkmışız. Vakıfları yağmalamışız. Halen yağmalanmakta. 

Hatırlıyorum, bana bir dosya verdiler, belediyeler “Vakıfların arazilerini nasıl elde ederiz, nasıl satarız?” diye. Onlar da sattırmamak için uğraşıyorlardı. Çocukcağız memuriyetinden oldu, bu işle uğraşıyor diye. 

Yani dedelerimizin eserlerini korumasını bilmiyoruz.

Bursa’nın eski valisi, eski müftüsünü çağırmış. Demiş ki; 

“İçinde cemaat olmayan, namaz kılınmayan camilerin bir listesi isteniyor, çıkart müftü efendi, getir.”

Müftü efendi bakmış, müezzini olmayan, imamı olmayan, kapısı kapalı kaç tane cami varsa bir uzun liste yapmış, valiye getirmiş. Vali şöyle listeye bakmış, sayfasını çevirmiş, bakmış; 

“Çok da uzun bir liste yapmışsın be hocaefendi...” demiş.

Hoca efendinin aklı o zaman başına gelmiş, yüreği cız etmiş, yanmış. Onların hepsi sonra “ihtiyaç fazlası” diye yıkılmış. 

Tarihî eserlere, ecdat yâdigarına hürmet edelim. Kabristanlar da tarihî eserdir. Yatan kimseler oranın sahipleridir, onlar davacı olurlar. Bir çeşme vakfedildi mi, herhangi bir eser vakfedildi mi onu değiştirene Allah lanet eder. Vakfedilen şeyi vakfedenin şartına göre idare etmek mecburiyeti vardır. 

Biz bu camiyi aldığımız zaman, Hocamız rahmetullahi aleyh Mehmed Zahid Efendi şu camiye imam tayin edildiği zaman şadırvanın arkasındaki yer çöplüktü. Orada bir sıbyan mektebi varmış, aşağı tarafta, o da yıkılmış, orası da harabeydi. Bu tarafa da, caminin arka tarafındaki duvarına da küçücük küçücük, üçer dörder metre cepheli evler gelmiş, yanaşmış. Hocamız rahmetullahi aleyh şu arka tarafı kapıya kadar yaptırdı. Orası mezbele olmaktan kurtuldu, eski güzel hâli neydi bilmiyoruz ama işe yarar hâle geldi. 

Her eseri böyle yapmalıyız. İnşaallah, her medreseyi, her camiyi, her tarihî eseri böyle korumak hepimizin vazifesi olsun. Kimin mahallesinde böyle bir şey varsa korumak için dernek kursun, müracaat etsin, uğraşsın, para toplasın, bu işleri yapsın. Hangi camiyi kurtarırsak, onun içinde namaz kılındığı müddetçe kurtaran kimseye sevap yazılır. Namaz kılanların hepsinin sevabı ona verilir, onlardan bir şey eksilmeden. 

Bunu böylece bilesiniz. 

Hadi bakalım Allah hepimize gayret versin.

Sayfa Başı