M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Doğru Düşünmeyi Öğrenmeli

M. Es'ad Coşan

Bizde felsefeyi; galiba dini, İslâm’ı bilmeyen,  dini bilmeyen insanlar alıp öğrettiği için sanki dine karşıymış gibi gösteriyorlar. Halbuki felsefe demek; “bir şeyi derinlemesine düşünmek, yorumlarını iyice araştırmak” demek. 

Her şeyin felsefesi var; onun sebepleri üzerine derinlemesine düşünmek var. 

Düşünmek çok sevap, tefekkür sevap, aklı kullanmak sevap. Akıl çok büyük nimet. Buna alışmak lazım. Buna alışmalıyız, çoluk çocuğumuzu da alıştırmalıyız. 

Neden böyle oluyor?

Bizde felsefe, düşünme doğru düzgün öğretilmiyor da birtakım insanların fikirleri özetleniyor: 

“Aristo şöyle demiş… Eflatun böyle demiş…” 

Adam anlamıyor. Anlasa bile;

“Allah Allah! Ne saçma! Allah Allah! Bir de buna büyük feylesof demişler. Şu laflara bak! Yirminci yüzyılda ne kadar iptidaî!”

Tabi o milattan önceki bir şey. Beşerin aklı bu kadar işte! Biraz zaman geçti mi etin, sütün kokuştuğu gibi yanlışlığı ortaya çıkar. 

İlâhî kaynaktan gelen bilgiler eskimez; onlar evrensel olarak, tarihsel olarak çağları aşarlar. Her zaman tesir ederler. Her zaman haklılıklarını gösterirler. Pırıl pırıl terütaze dururlar. Onlar anlatıldığı için de biraz -hep dinsiz imansız, hayatı dine karşı başka türlü yorumlayan insanların yorumlarını dinleye dinleye- sanki felsefe “dinsizlikmiş” gibi, “dinsizlik tarihiymiş” gibi anlaşılıyor. 

Halbuki öyle değil! 

İslâm tefekkürü seviyor, Kur’ân-ı Kerîm tefekküre davet ediyor. Tefekkür ehli olacağız ve buna alışacağız. İnsan dinde çok düşünmediği zaman, vurdumduymaz, karnı geniş, mütekebbir olur; istenmeyen bir duruma düşer. O duruma düşmemek için ince ince düşünmeye alışacağız. 

Yunus Emre gözümüzün önüne gelsin, Mevlânâ Efendimiz gözümüzün önüne gelsin. Büyük evliyâullah, eserleriyle büyüklüklerini ispat etmiş büyük alimler gözümüzün önüne gelsin. Biz de onların eserlerini okuya okuya gerçek tefekkürü derinlemesine öğrenelim. 

Mevlânâ Amerikalı’yı eserleriyle nasıl müslüman ediyor?

Avrupalı falanca sofi şairin bir kasidesini okumuş, falanca kasideye hayran olmuş, nasıl müslüman olmuş? 

İslâm âleminin yetiştirdiği çok büyük alimler hakkında üniversitelerde nasıl doktora yapıyorlar, inceliyorlar, hayran kalıyorlar, onların yolunda gidiyorlar?

 İşte bu düşünmekle oluyor. 

Düşüneceğiz, düşünmeyi seveceğiz, çocuğumuza da sevdireceğiz. Her şeyi düşünerek yapacağız ve büyük düşünürlerin, büyük alimlerin eserlerini okuyacağız. Çünkü insan rehbersiz olduğu zaman düşünmede de abuk sabuk yollara gidebilir. 

“Hadi bu arazide yürü!” 

İyi ama bu arazinin bataklığı var, uçurumu var. 

Buna evvelce bu araziyi bilen bir insan tarafından kılavuzluk edilse de öyle gidilse daha iyi olmaz mı? 

Sen bu acemi çaylakları, çocukları, zavallıları araziye salıverirsen ne olur? 

Kaza olur. 

“Bunlar izci, hadi gitsinler.” 

Olmaz! Orada uçurum var, şurada bataklık var, tehlike var, yılanlar çıyanlar var. Hepsini bilen bir insanın; “Şuradan gidin, şöyle yapın.”” demesi lazım. Onun için büyük alimlerin rehberliği olmadan, hocasız olarak kendisi düşünmeye kalkarsa hata yapar. Hata yaptığını da fark etmez, fark ettiği zaman da iş işten geçmiş olur. 

Onun için ilk başta, cümle cihan halkınca büyüklüğü müsellem olan kimselerin kitaplarını okuyarak doğru düşünmeyi öğrenmeli. 

Edebiyat da öyle!

Edebiyatta adam şiir yazmaya kalkar. 

Bazen bana da gönderirler:

“Hocam, şiir yazdım buyurun. Ben bu şiirleri neşredeyim mi?” der.

Bazıları makale yazar; “Bunları neşredeyim mi?” diye sorar. 

İnsan ilk önce büyük üstatların şiirlerini okuyacak, edebiyat tarihini okuyacak, büyük mütefekkirlerin, büyük yazarların eserlerini okuyacak, edebiyat zevkini kazanacak ondan sonra yazmaya başlayacak. Bu zevki kazanmadan yazarsa çok hatalar eder. Adam bakar ki bu bir acemi tarafından yazılmış, beğenmez! Bir sürü hataları vardır, bir sayfada 40 tane yanlışı çıkar; vezin, kafiye hatası, düşünce, kelimeleri kullanma hatası, cümleleri tertip hatası… Birçok şey çıkar. Önce üstatlardan öğrenecek. 

Tefekkür bu.

Sayfa Başı