M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Aklımızı Başımıza Devşirelim

M. Es'ad Coşan

Biz, bize yapılan zulümleri bilmeliyiz. Bilmeliyiz ki “Sen ne diyorsun, işin aslı budur!” diyebilelim. 

Kuveyt’te Türkçe konuşan birisini gördüm, Türk sandım. 

“Haydi, benim arabamın yağını değiştiriver.” dedim. 

Pos bıyıklı, kısa boylu, yanık benizli birisi... 

“Neredensin?” dedim. 

“Ben Ermeni’yim, Süryani’yiz, Asuri’yiz. Siz bizim babalarımızı kestiniz.” dedi. 

Allah Allah! Sübhanallah! Ben de saf saf sordum; 

“Peki, babalarınız ne zamandan beri bizim memleketteydi?” 

“Yedi-sekiz asır... Çok eski zamandan beri.” 

“O kadar asır yaşamışlar mı aramızda?” 

“Yaşamışlar.” 

“Niye yedi asır kesmemişiz biz onları?” 

Elimizde güç kuvvet vardı. Padişahımız buradan yürüdüğü zaman Viyana’ya kadar gidiyordu. Bizim ordumuza uzaktan bir baktın mı mızrakları deniz gibi gözüküyordu. Orman gibiydi, önünde kimse duramıyordu. 

Niye biz yapmadık o zaman böyle bir şey? 

İşte bu hadisler bizi terbiye etti. Biz mazluma, himayemizdeki kimseye saldırmayız. 

Yedi asır sen bizim yanımızda durdun, bir şey yaptık mı? 

Yapmadık! Ne malına, ne kilisene, ne canına, ne ticaretine dokunduk. Askere bile almadık; hudutlarda bu memleketin emniyetini sağlayalım diye biz öldük, saldıran orduların karşısında biz durduk. Sen burada ticaret yaptın. Ben;

“Yedi asır durdunuz da sonra niye kesmeye başladılar?” dedim. “Madem dedelerin yedi asırdır oradalardı, şayet kesmişlerse niye yedi asır sonra kesmişler?” 

Sustu kaldı. Ben sana söyleyeyim dedim; 

“Bizim kuvvetli olduğumuz zamanda oturdunuz burada. Fakat her yerden düşman bize saldırınca size de bir heves geldi. Yunanistan İzmir’e, İtalya Antalya’ya, Fransız Maraş’a, Adana’ya asker çıkardı. Derken siz heveslendiniz; ‘Ooo Yağma Hasan’ın böreği gidiyor, ben de şu börekten bir şey kopartayım.’ dediniz. Allah yedi asır ekmeğini yediğiniz insana karşı yaptığınız bu nankörlüğe razı gelmedi de ondan başınıza gelmiştir. Ben buradan kalkıp gideceğim, bir daha birbirimizi görmeyeceğiz. Senin beni tanıdığın yok, benim seni tanıdığım yok. Ama işin aslı budur. Eğer biz zalim olsaydık, yedi asırda sizin kökünüzü kuruturduk; bir taneniz kalmazdı. Bugün bizim elçimize kurşun atacak dünya üzerinde bir fert kalmazdı.” 

Bunu neden söylüyorum?

Biz bize yapılan zulümleri unutmayacağız. Hafızasız bir millet deli insan gibidir. Hafızası yok; babasını, anasını bilmiyor, kardeşlerini tanımıyor, dün ne yediğinden, nerede büyüdüğünden haberi yok, kendisine iyilik yapanları tanımıyor... 

Olur mu böyle adam? 

Olur ama tımarhaneye yakışır. Zavallı hiç bir şey hatırlamıyor. Bir milletin de hafızası olacak. Kim kendisine kötülük yapmış, iyilik yapmış bilecek. İyilik yapana minnettarlık duyacağız. 

Libyalı kardeşlerimiz İstiklal harbinde gelmişler, bizim Anadolu’muzda çarpışmışlar. Şimdi bazıları kızıyor, bağırıyor, çağırıyor ama senin İstiklal harbinde, kara gününde onlar gelmiş, Ege’de cephede vs. çarpışmışlar. 

Haberin var mı? 

Yok! Niye yok? Bak, adam canını vermiş. İşte sana samimi arkadaş. Şimdi sen ona neden bir hediye götürmüyor, niye bir hoş tavır takınmıyor, niye bir teşekkür etmiyorsun? 

Libya Türk Dostluk cemiyeti var; 

“Aaa, Araplarla dostluk cemiyeti olur mu?” 

Suriye veyahut Suudi Arabistan-Türkiye dostluk cemiyeti var; 

“Dostluk olur mu?” 

Dosttu, İstiklal harbinde yardım etti. 

Şimdi yan gözle bakmak reva mı? 

Dostu düşmanı tanıyacağız. Bu da İslâm’ın şiarından birisidir; iyiliği de kötülüğü de bileceğiz. Çünkü yine kötülük yapar. Onun için tarih okuyun, Osmanlı Tarihi’ni okuyun. Ne güzel İsmail Hami Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi diye güzel bir kitap yazmış, sene sene anlatmış. Okuyun bakalım neler olmuş. Hangi kalede bizim mücahitler ne sıkıntılar çekmişler, görün. Düşman kaleyi almış, içindeki bütün kadınları ve çocukları kesmiş. Hudutlarda neler çekmişiz... Geriye adım adım nasıl çekilmişiz... 

O derdi bilirsek birbirimizi yemeyiz. Şimdi harıl harıl birbirimizi yiyoruz. Hepimiz birbirimize hasımız; şu partiden bu partiden, şu zihniyette bu zihniyette... 

Sen niye zihniyetini değiştirdin? Bir tek zihniyeti vardı dedenin, ne diye değiştirdin? Ne diye gavurun zihniyetini aldın? O senin dedenin kellesini kesen, şehit eden adam, senin imanını alıyor. Niye sen onun tarafına gidiyorsun? 

Tarih bilmediğinden ve tarih şuurundan mahrum olduğundan... Cereyan kesilmiş, dostu düşmanı ayırt edemiyor. Kendisine iyilik yapmak isteyen doktora yumruk sallıyor, kesmek isteyen kasaba güleç yüz gösteriyor, boyun uzatıyor. 

Aklımızı başımıza devşirelim. 

Sayfa Başı