M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sevgi Coşku Halinde Olunca

M. Es'ad Coşan

“O zamandaki yahudilerden bir tanesi, yahudi olan bir arkadaşına demiş ki:” 

İzheb binâ ilâ-hâze’n-nebiyyi: “Şu peygamber olduğu söylenen zâta bizi götür bakalım! Sen daha önceden tanışmıştın, gitmiştin, yolu biliyorsun, teşrifat usûlünü biliyorsun; haydi bizi oraya götür!” demiş. 

Fe-eteyâ resûlallâhi sallallahu aleyhi ve selleme: “İkisi birden Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler.” Fe-seelâhu an-tis’i âyâtin beyyinâtin: “Ona dokuz âyât-ı beyyinâtı sordular. Allahu Teâlâ hazretlerinin Musa aleyhisselam’a verdiği dokuz kıymetli özelliği, âyât-ı beyyinâtı sordular.” 

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların hepsine gerçeği olduğu gibi anlattı, doğru bilgileri verdi. Onların asıl bozulmamış kitaplarında yazıldığı şekilde gerçek bilgileri verdi.

Halbuki Peygamber Efendimiz ümmî. Tevrat’ı, İncil’i okumuş, çalışmış, tederrüs etmiş değil ama Allah bildirince, en doğru kaynaktan en doğru bilgileri verdi. Onlar hayran kaldılar, şaşırdılar, mest oldular, tatmin oldular. İşte bundan sonra bazı noktalara işaret edeceğim, birkaç bakımdan önemli. 

Fe-kabbelâ yedehû: “Resûlullah’ın elini öptüler.” 

Tamam, el öpmek Türklerde de âdet; çünkü dedelerimiz âdetlerini İslâmlaştırmışlar, yaşamları müslümanca. Bilgili olanları İslâm’dan gayrı şey yapmamışlar. 

Ve riclehû: “Resûlullah’ın bir de ayağını öptüler.” 

Resûlullah’ın elini öpmüşler, bir de ayağını öpmüşler. Sevgi coşku hâlinde olunca, taşınca, o zaman böyle oluyor; el de öpülüyor, ayak da öpülüyor. 

Şimdi bunu niye böyle bastıra bastıra söylüyorum. Çünkü, benim bu aldığım hadîs-i şerîfler sahih kaynaklarda ve muteber alimlerin rivayet ettiği kitaplarda yazılı; zayıf rivayetler değil. Bazıları el öpmenin karşısında … Gitmişler şu memlekette, bu memlekette biraz tahsil görmüşler; ondan sonra el öpmeye karşı. 

“Neden karşısın kardeşim, niçin karşı çıkıyorsun? Sen İslâm’ı çok iyi biliyor musun, sen müftü müsün, çok büyük alim misin? Böyle büyük alimleri tenkit ediyorsun. Sen bizim dedelerimizin ne kadar büyük alimler olduğunu hiç biliyor musun? Onların yazdıkları kitapları hiç okudun mu? Onların bilgilerinin sende yüzde biri yok, binde biri yok! Sen nasıl tenkit ediyorsun?” 

“Efendim, işte öyle okuduk.” 

Yâhu sen otur şuraya bakayım, bir Arapça konuş, senin bir Arapça cümlende kaç tane hata var! Daha sen doğru düzgün tahsilini tamamlamamışsın, ilkokul tahsili gibi bir şey sayılır seninki. Sen kalkmışsın, Donkişot’un değirmenlerle savaşı gibi, allamelerle savaşmaya kalkışıyorsun. Alimleri beğenmiyorsun, mezhep imamlarını beğenmiyorsun, müçtehitleri beğenmiyorsun! 

Olmaz. 

Resûlullah’ın elini öpmüşler, ayağını öpmüşler. El öpmeye karşı çıkıyor, hâlâ bid’at diyor. Bid’at değil işte, sünnet; Efendimiz’in müsaade ettiği, yapılan bir şey. 

Sonra ne demişler?

Neşhedü enneke nebiyyün. “Tamam, şimdi biz de şehadet ederiz ki sen hakikî peygambersin, Allah’ın gönderdiği bir mübarek kimsesin!” dediler. 

Sayfa Başı