M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Elimden Gelse Önce Kur’an’ı Ezberletirim

M. Es'ad Coşan

Mühim olan, bizim yıllardır söylediğimiz husus; 

“Aman! Kur’an’a sımsıkı sarılın! Çünkü imanın hakikatleri, Allah’ın rızası Kur’an’a sarılmakta, Kur’an’ın içinde. İmanın hakikatleri, bütün iman gerçekleri orada; aman Kur’an’a iyi sarılın!”

Bana kalsa ben elime geçen yetiştirdiğim çocuklara öğretmeye, ezberletmeye Kur’an’dan başlarım. Önce Kur’an’ı ezberletirim. Sonra hadîs-i şerîfleri öğretirim. Tabi hadîs-i şerîf Kur’ân-ı Kerîm’i en iyi şekilde izah ediyor ve bir de teferruatı bize bildiriyor. Kur’ân-ı Kerîm’de olmayan incelikleri, teferruatı bize tafsil ediyor, açıklıyor. 

“Kur’ân-ı Kerîm’de olmayan” deyince, yanlış anlaşılmasın. Mesela Kur’ân-ı Kerîm’de Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor:

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ 

Ekîmu’s-salâte ve âtü’z-zekâh.  “Ey mü’minler! Namazı kılınız ve zekâtı veriniz!”1 

Biz namazı nasıl kılıyoruz, düşünün: Abdest alıyoruz, ondan sonra geliyoruz, âzâlarımızı yıkıyoruz, kıbleye dönüyoruz, ondan sonra Allahu Ekber deyip namaza duruyoruz. Namazın kılınış şeklini hatırlayın. Bu teferruatın hepsi Kur’ân-ı Kerîm’de yok. Bu teferruat Peygamber Efendimiz tarafından bize bildirilmiş. 

Abdest alıyoruz, çünkü;

 إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ 

Ve izâ kumtüm ile’s-salâti fa’ğsilû vücûheküm ve eydiyeküm2  âyet-i kerîmesiyle abdest emrediliyor. 

Namazı kılıyoruz; çünkü namaz kılmayı emreden âyet var. Abdest alıyoruz; çünkü abdest almayı emreden âyet var. Ama namazın nasıl kılınacağı, rekâtler, rükûsu, secdesi, selâmı ve sâiresi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tarafından bize öğretiliyor. 

Onun için sünnet-i seniyye-i nebeviyye olmadan İslâm olmaz. Çünkü teferruat bilinmeyince, emri nasıl uygulayacağını, Kur’an’ı nasıl uygulayacağını insanlar bilemezlerdi. 

Allahu Teâlâ hazretleri 23 yılda Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini indirtip uygulattı. Peygamber Efendimiz insanlara Kur’an’ın uygulamasıyla beraber İslâm’ı öğretti. Onun için bir insan; “Sünnete lüzum yok.” derse hapı yutar. “Sünneti bırakalım!” diyen de kötü niyetlidir. “Sünneti bırakalım!” demek, “İslâm’ı bırakalım!” demektir. Çünkü sünnet bırakıldı mı, İslâm’ın nasıl uygulanacağı bilinmez. Bilinmeyince de bulunmaz. Hani adres bulunamaz 

Bizim hemşehrimiz İstanbul’a gitmiş, yerleşmiş. Git, bul bakalım!

Bulamazsın! Adres lazım, telefon lazım, araç lazım. Ona bineceksin, gideceksin. Onun için hadîs-i şerîfli, sünnet-i seniyyeli Kur’ân-ı Kerîm bilgisi, İslâm’ı tam ve doğru olarak öğretiyor. Sapık fırkaların saptığı noktalarda, sünnet-i seniyye insanı saptırmıyor, doğru yolda yürüttürüyor.

Onun için biz Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisindeyiz. Müslümanların içinde sünnet-i seniyyeye sarılmış müslümanlarız. Milletçe, asırlar boyu, dedelerimizden gelme durum böyle ve işin doğrusu da bu. 

Buna aykırı bir şey olduğu zaman, karşılaştığımız olayları Kur’ân-ı Kerîm’e ve sünnet-i seniyyeye göre tartacağız. Doğruysa “Kur’an’da var, hadiste var; doğru söylüyorsun!” diyeceğiz. Yanlışsa “Yanlış söylüyorsun!” diyeceğiz. 

 --------------------

[1]  2/Bakara, 83.

[2]  5/Maide, 6.

Sayfa Başı