M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Kur’an Bizim Her Şeyimiz

M. Es'ad Coşan

 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor: 

“Cennetin dereceleri Kur’ân-ı Kerîm’in âyetleri kadardır. Her bir âyet bir derecedir. “Her bir derecenin arası sanki gökle yerin arası miktarındadır. Derecelerinin arası o kadar yüksektir, bu en sonunda âlâ-i illiyyîn denilen yere kadar çıkar. Âlâ-i illiyyîn cennetin en yüksek makamı, en yüksek mertebesidir. Buranın 70 bin direği vardır, her birisi yakuttandır ve nuru, nice günlük gecelik mesafeden etrafa saçılır.”

Kur’ân-ı Kerîm 6216 âyettir. O halde cennet de 6216 derecedir. 

İbn Abbas’tan rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. 

İnsan Kur’ân-ı Kerîm’e sahip oldukça, onun âyetlerini öğrendikçe, onların insanlara telkin etmiş olduğu kemâl ile iktisap ettikçe, vasıflandıkça, o âyeti kendi gönlüne yerleştirip onun mucibince hareket eden kimse hâline geldikçe cennette bir derece kazanır. Öteki âyette de tahakkuk edince bir derece daha kazanır. Böylece Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını insan kendi içine sindirir de Ehl-i Kur’an olursa o zaman tam mânasıyla âlâ-i illiyyîn’e yükselir. 

Âlâ-i illiyyîn, Arş’ın sağ ayağında imiş ve cennetin en yüksek derecesi olan yedinci semânın üzerinde bir mübarek mahal ve makam imiş. 

Onun için insan kemâlinin sonu yok. Hayatı boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i çok okumalı, çok öğrenmeli, çok nüfuz etmeye çalışmalı ve Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerini tatbik etmeye çalışmalı. Bir âyet-i kerîmeyi tatbik etti mi gökler ve yerler arası kadar bir yüksek merhaleye çıkıyor, daha yüksek dereceye çıkıyor. Onun için herkesin çokça çalışması lazım. 

Ama artık alışkanlıktan mıdır, nasıl olmuşuz? 

Öyle gördük. Taklidî iman sahibi olduğumuz için hakikî imana ermediğimiz için. Allahu Teâlâ hazretleri bize Kur’ân-ı Kerîm göndermiş. Okumasını bilmiyoruz, içinde ne yazıldığını bilmiyoruz, bize ne emrettiğini bilmiyoruz. Hem de “Müslümanız.” diyoruz. Evet, insan eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh dediği zaman mü’min olur, ama ondan sonraki zamanını İslâmiyet’in derinlemesine inceliklerini öğrenmeye sarf etmesi lazım. 

Kur’ân-ı Kerîm’in ne okumasını biliriz, ne ezberleriz, ne âyetlerinin mealini biliriz, ne de onlara göre kendi ahlâkımızı düzeltmeye çalışırız. 

Halbuki Hz. Âişe validemize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ahlâkını sordular. Zevcât-ı tâhirâttan olduğu için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in her hâlini, ev hâlini de biliyor. 

“Ey müslümanların anası Âişe-i Sıddîkâ! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in ahlâkı nasıldı ?” diye sormuşlar. 

Diyor ki;

“Siz Kur’an okumaz mısınız?” 

Kâne hulukuhû el-Kur’ân. “Resûlullah’ın ahlâkı Kur’an idi.” 

Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfte bildirildiği gibi kendisi Kur’ân-ı Kerîm’in her âyetini üzerine işlemiş. Kur’ân-ı Kerîm’in âyetini içine sindirmiş ve baştan aşağı mücessem Kur’ân-ı Kerîm olmuş. Resûlullah’ın ahlâkı, hayatı, yaşayışı her şeyiyle Kur’ân-ı Kerîm. Alışıverişi, oturması, kalkması; her şeyi. 

Allahu Teâlâ hazretleri bize kemâl nasip etsin. Kur’ân-ı Kerîm’e sahip olmak, onun kadrini kıymetini bilmek nasip etsin. 

el-Kabru sandûku’l-amel 

diyor şair. “Amel sandığı, kabir.” “İnsanın amellerinin konulduğu sandık.” Oraya gittiği zaman amelleriyle karşılaşacak. Bazen giden kimselerin hayatlarından evliyâullah tarafından haberler intikal ediyor. Gittiği zaman güzel yüzlü kimse ile karşılaşırlarmış: 

“Sen kimsin?” diye sorarmış. 

“Ben senin hep okuma itiyatında olduğun Tebâreke sûresiyim. Sana arkadaş olmaya geldim.” dermiş kabirde. 

Kapkaranlık yerde kalmak mı iyi, orada gül yüzlü, güleç yüzlü, nur yüzlü varlıklarla ahbaplık etmek mi? 

Onun için Allahu Teâlâ hazretleri Kur’an’a daha fazla ehemmiyet vermek nimetini bize ihsân etsin. 

Tasavvuf kitaplarında okuyorum; kâmil insanlar neler yaparlarmış? Şöyle zikrederlermiş, böyle namaz kılarlarmış, hayırlar, cömertlikler yaparlarmış. “En yüksek derecesi” diyor kitaplar, okuyoruz. En yüksek derecedeki, Kur’an’ı en çok okurmuş. 

Kur’an bizim her şeyimiz. 

Abdülhâlık-ı Gucdüvânî rahimehullah hazretleri nasihatlerinde diyor ki;

“Zahiri de batını da Kur’ân-ı Kerîm’de ara.” 

Tasavvuf da istiyorsan Kur’ân-ı Kerîm’de, şeriat de istiyorsan Kur’ân-ı Kerîm’de, dünya saadeti de istiyorsan, âhiret selameti de istiyorsan hepsi Kur’ân-ı Kerîm’de. 

Sayfa Başı