M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sahabe Müslümanlığı 2

M. Es'ad Coşan

 Ben Müslümanlığı iki çeşide ayırıyorum. Yarı şaka ama yarı secîli, müseccâ… Bir, sahabe Müslümanlığı; bir de zamâne Müslümanlığı diyorum.

Sahabe Müslümanlığı, Peygamber Efendimiz’in etrafındaki mübarek insanların, Peygamber Efendimiz’den İslâm’ı nasıl öğrendilerse öylece ihlâslı, fedakâr uygulamaları... Sahabe Müslümanlığı o devirdeki insanların imrenilecek bir şey olarak salâbet-i dîniyyesi, dinlerindeki sağlamlığı... Sahâbe-i kirâm İslâm’ı çok iyi uyguladılar.
Bir de zamâne Müslümanlığı, yirminci yüzyılın Müslümanlığı var. Bir kere cahil. En büyük kusur cahillik! Ümmetimizin başına gelen felaketlerin ana kaynağı cahil olmak. Düşmanlarını, ilmi, teknik gelişmeleri takip etmemek ve İslâm’ı da bilmemek. İslâm’ı bilse yerinde duramaz. Çünkü Allah görev veriyor:
وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ
Ve e’ıddû lehüm mesteta’tüm min kuvvetin.[1]
Böyle buyuruluyor Kur’an’da... “Din düşmanlarına karşı gücünüzün yettiğince silah hazırlayın.”
Pakistan atom bombasını yapmış. Türkiye’nin Pakistan’dan geri kalan bir tarafı yok. Zenginleştirmek için Amerika’ya dört bin kilo uranyumu gönderiyorsun. Zenginleştirdiği uranyumu, senin malını geri vermiyor. Niye oraya gönderiyorsun? Kendin çalış, kendin zenginleştir. Bizim profesörlerimiz Amerikalı profesörlerden aşağı kalmaz. Ben üniversiteyi, kardeşlerimi biliyorum. Atom Araştırmaları Enstitüsü’nün başında olan; “Bize maddî imkân sağlayın, bombayı yapalım.” diyen kardeşler biliyorum.
Gücünü, kuvvetini ona göre ayarlayacaksın. Ayarlayacaksın ki Sırp ya da öteki düşman hunharlığını, gaddarlığını, canavarlığını yapamasın. Bosna-Hersek’te Sırplar’ın vahşetini gördük. Oradan gelen kardeşlerim bana onların müslümanlar hakkındaki düşüncelerini de anlattılar. Niyetleri türlü entrikalarla Anadolu’da bile müslüman bırakmamak. Müslümanları Balkanlar’dan tamamen silmek istiyorlar. Avrupa’nın ortasında müslüman devleti istemiyorlar.
Hani siz laiktiniz? Hani siz hoşgörü sahibiydiniz?
Yalancılar!.. Hepsi yalan hepsi aldatmaca.
O halde ne lazım?
Onları koruyacaksın. “Bunlar benim kan kardeşim.” diyeceksin. Sen onları oraya yerleştirdin, sonra oradan çekildin. Kimisi oraya Sivas’tan, kimisi Konya’dan gitme.
Sen onları nasıl yalnız bırakırsın? Nasıl yalnız bırakırız?
Oralardan çekildikten elli altmış sene sonra Türk askeri ilk defa Kosova’ya, Piriştina’ya girmiş, halk gözyaşlarıyla karşılamış. Tabii karşılar, onlar senin kardeşin, ırkdaşın, dindaşın. Ama unutmuşuz, yıllarca takip etmemişiz. Meselelerini çözümlememişiz, dertleriyle ilgilenmemişiz. Şimdi felaket yağınca başka milletler harekete geçiyor da biz ondan sonra onların arasında, oraya küçük bir birlik gönderiyoruz. Böyle şey olmaz! Böyle iş olmaz! Nasıl Almanlar Doğu Almanya’yı Ruslar’dan kurtardılarsa, bizim de kardeşlerimizi kurtarmamız lazımdı. İşin doğrusu buydu.
Biliyor musunuz ki; Libya, 1949’larda İtalyanlar’dan paçayı kurtardığı zaman, Türkiye ile birleşmek istemiş, Türkiye’ye bağlanmayı düşünmüş. “Eskiden oraya bağlıydık, gene bağlanalım.” demişler. Bizimkilerin ya haberi yoktu ya da kim bilir ne sebeple “istemeyiz” dediler. Ama işte dünyanın en zengin petrol kaynaklarının bulunduğu bölgeler. Oraları hor hakir görmemek lazım…
Çalışmamışız, çalışmak lazım! En büyük düşmanımız cahillik. Daha başka çeşitli düşmanlıklar var. Dini bilmiyoruz. Dini bilmemişiz, unutmuşuz; ahlâk da unutulmuş. Haksızlık, hırsızlık, rüşvet almış yürümüş. Devletin hazinesini soyan soyana… Milyonlar, milyarlar gidiyor. Alanlar ortada… Onların takibata uğratılması için peşlerinden koşmak lazım. Yani bir başörtülüyle, bir sakallıyla uğraşmanın anlamı yok. Bu bizim örfümüzden, tarihimizden gelen bir şey, bunu herkes anlar.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْكُمْ وَأَنْتُمْ مُعْرِضُونَ
Ve ekîmu’s-salâte ve âtü’z-zekâte. “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı da verin.” diye şart koşmuş onlara. Sümme tevelleytüm illâ kalîlen minküm. “Ey yahudiler! Sizden pek azınız müstesna, bu sözlerden, şartlardan döndünüz.” Ve entüm mu’ridûn. “Ve siz yüz çeviricilersiniz.” Yani sapanlarsınız, yan çizenlersiniz, yana kayanlarsınız, buyuruluyor Bakara sûresinin 83. âyet-i kerîmesinin sonunda.
Onlar öyle yapmışlar ama maalesef yirminci yüzyılda müslümanların çoğu için de böyle söylemek yakışır. Pekalâ; “Şunları şunları Allah size emretti. Siz de sırtınızı döndünüz.” denilir.
Demek ki; insanoğlunun içinde nefis oldukça, şeytan aldatmaya çalıştıkça, yahudiyi de müslümanı da hırıstiyanı da aldatıyor. Hırıstiyanların da asıl dinlerinden, dinlerinin ahkâmlarının ne kadarını yaptıklarını papaz efendilere bir sorun. Kaç tane hırıstiyan, Hıristiyanlığın şartlarını tam papazların anlattığı şekilde yapıyor?
Onun için aklımızı başımıza toplayalım, âyetlerden ibret alalım. Cenâb-ı Hakk’a verdiğimiz sözü, imanımızın, İslâm’ımızın gereğini düşünelim. Ne yapmamız gerekiyorsa yapalım. Bilmiyorsak öğrenelim, öğrendiğimizi uygulayalım. Çalışalım çabalayalım. Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini, rızasını kazanalım. Dünyada, âhirette rahata erelim. Sorumluluktan, vebalden, cezadan, azaptan, ikâbdan kurtulmuş olalım. Yoksa o yan çizenlerin nasıl şiddetli azaplara uğrayacaklarını âyet-i kerîmeler açıkça bildiriyor. Kim öyle yaparsa onlara da aynı cezalar gelir.[2]
-----------------
[1]8/Enfal, 60.
[2] 20 Temmuz 1999, Tefsir Dersi.

Sayfa Başı