M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorumluluk duygusu

M. Es'ad Coşan

Kulun, Allah’a kulluk eden bir müslümanın, mü’minin en yüksek ruhsal durumu nedir? 

Rıza makamıdır, razı olmaktır! Allah’tan hoşnut ve razı. 

“Razıyım yâ Rabbi! Neylersen güzel eylersin, biliyorum, razıyım yâ Rabbi!..” demek çok iyi bir durum ve böyle bir insanın ruh kuvveti, metaneti çok fazla olur, böyle bir kimseyi kimse alt edemez, kimse böyle inanan, böyle düşünen bir mübarek, ihlâslı, imanı sağlam insanın sırtını yere getiremez. 

Bu insan bunalıma düşmez, intihar etmez, sabr-ı cemîl gösterir, sevap kazanır, toplumu birbirine karıştırmaz, feryâd ü figân edip hem kendisini hem başkalarını üzmez. Her şey güzel olur. 

***

Ben fakültede kütüphanede çalışırken bir tarih kitabında Osmanlı Devleti’nin kurucusu, rahmetullahi aleyh gazi sıfatını almış o mücahit devlet adamının, Osman Gazi hazretlerinin, oğlu Orhan’a vasiyetlerini gördüm. Çok hoşuma gitti; onu tarih kitabından çıkarttım, neşrettim. Sonra o birçok yerde duvarlara asıldı, kullanıldı; herkes kullandı. Orada çok güzel nasihati var; Osman-ı Gâzî’nin oğlu Orhan-ı Gâzî’ye nasihatleri. Diyor ki; 

“Aman evladım! Sakın ha devlet işlerine dini bilmeyen, ibadetini yapmayan, Allah’a itaatli olmayan, Resûlü’ne sevgili olmayan insanları tayin etme. Çünkü sana vefa göstermez. Sana vefası olsaydı Yaradan’ına vefa gösterirdi, Peygamberi’ne vefa gösterirdi. Yaradan’ına vefa göstermiyor, Peygamberi’ne vefa göstermiyor, vefasız bir insan demek ki. Onu işin başına sen geçireceksin, rüşvet alacak, halkı ezecek, yanlış iş yapacak. Allah’tan korkmuyor, sorumluluk duygusu taşımıyor, mahkeme-i kübrâyı düşünmüyor…”

***

Mesela bizim fakültenin rahmetli sekreteri fakülteye yaşlı olarak geldi, hem bizim talebemiz oldu hem fakültede sekreterlik yaptı. Sonra da trafikte bir otomobil çarptı, vasıta çarptı… 

Geç vakitlere kadar fakültede çalışmıştı. Sonra vefat ediverdi. Nur içinde yatsın. Çok sevişirdik, aramızda muhabbetimiz iyiydi. Toplu iğneyi düşünürdü, bir kâğıdı düşünürdü. Ben de öyleydim. Alıyorlar, kâğıt israf ediyorlar, devlet malzemesini israf ediyorlar diye bizim ödümüz patlardı. Yüznumarada ellerini yıkıyor, geliyor; dosya kâğıtlarından 10-15 tanesine elini kuruluyor, buruşturup çöpe atıyor. Bize cinayet gibi gelirdi, böyle bir şeyi yaptırmazdık. Duyduğumuz, gördüğümüz zaman da çok fena olurduk. Toplu iğneyi görsek yerden alırdık, atacı görsek, kâğıt tutuşturma teli görsek yerine koyardık… Ve böyle bir insan başka oluyor. 

Bizim rahmetli sekreter altılara, yedilere kadar çalışırdı. Ben bazen cumartesi, pazar fakülteye çalışmaya giderdim, onu odasında çalışıyor bulurdum. Mecbur değil! O zamanlar tatil günü. Ama ne yapsın? İyi insan! İşler bitsin diye sorumluluk duygusu taşıyor. Evi de karşıda yakındaydı, gelir çalışırdı.

Sayfa Başı