M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Tasavvufun Boyutları

M. Es'ad Coşan

 Tasavvuf insan ile Mevlâsı arasında bir bağlantı olduğu için insan oldukça var olan bir olgu. Fakat ben Hz. Peygamber’den önceki tasavvufla ilgilenmiyorum; özellikle ilgilenmiyorum. Çünkü istiyorum ki tasavvuf sadece Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz’in bize öğrettiği şekliyle benim içime yerleşsin. Yabancı tarifler, yabancı bilgiler beynimi meşgul etmesin. Benim ilgimi başka noktalara kaydırmasın diye Peygamber Efendimiz’den zamanımıza kadar aldım. 

Tasavvufun çeşitlilik boyutu da vardır. Hiç şüphe yok; kesin olarak ortada olan bir olgu, vâkıa. Kuzey Afrika tasavvufuyla Anadolu tasavvufu, Orta Asya tasavvufuyla Yemen tasavvufu, Hint tasavvufu, Hindistan’daki müslümünların tasavvufu arasında bile nüanslar, farklar vardır. Ben bu çeşitler içinde yolunu kaydırmış olanlarla da ilgilenmek istemiyorum. Sünnet-i seniyye çizgisinde yürüyen, bozulmamış; pınardan pırıl pırıl nebean etmiş, fışkırmış ve hiçbir katkı katılmadan arı ve duru bir şekilde gelmiş olan tasavvufu öğrenmek, konuşmak ve onun üzerinde durmak istiyorum. 

Batılılar’ın ilgilendiği bir konu. Onlar da meselenin yakasını bırakmamışlar, çalışıyorlar. Transandantal meditasyon çalışmaları, hepinizin bildiği çalışmalar. Hint yogilerinin Amerika’da, Avrupa’da moda olan çalışmaları. Onlar da beni ilgilendirmiyor. Peygamber Efendimiz’den ve ona bağlı mübarek büyüklerimizden bize kadar gelen sâfî ve temiz tasavvuf.

Tasavvufun mekân boyutu da tariflere sığmayacak kadar geniş. Endülüs’te bir büyük zirve Muhyiddin İbnü’l-Arabî. Endülüs’ten, bilinen dünyanın şarkına Orta Asya’ya kadar, Sibirya bozkırlarından Hindistan’a Yemen’e kadar, Balkanlar’dan Afrika’ya Afrika’nın güneyine, adalara kadar. 

Demek ki tüm İslâm tarihi bir boyut. Tüm İslâm âlemi diğer bir boyut. 

Tasavvufun konusu da derinlemesine bir boyut olarak düşünülecek olursa; tabii en asaletli, en değerli konu olan Allah’ı bilmek konusu ki mârifetullah veya irfan diye literatüre intikal etmiş. Tabii Allah’ı bilen, âdetullahı, hükmullahı bilen insan, muhabbetullahla birlikte haşyetullaha da sahip olur, takvallaha da sahip olur ve Allah’ın razı olması için neler gerektiğini düşünür. O bakımdan konusu en yüksek olmakla bu kelimelerin ifade ettiği geniş sahalara yayılıyor. Bu konuya götürücü temeller olarak nefsin, kişinin enesinin, egosunun terbiyesi, riyâzetle ve daha başka usullerle tasfiyesi, tezkiyesi, temizlenmesi nefsin müslüman edilmesi meselesi, insanın altıncı ve en kıymetli duyusu olan gönlünün pasının silinmesi, kalbinin tasfiye edilmesi ve kalp âyinesinin ilâhî tecellîleri gösterecek hale gelmesi…

Bunun sağlanması için ahlâkın bahis konusu edilmesi, incelenmesi, kötü ahlâkın sıralanması, bunlardan kurtuluş çarelerinin aranması; iyi ahlâkın öğrenilmesi, tespit edilmesi, bunların iktisap edilmesi, insanda içinde yerleşmiş bir sıfat haline gelmesi için yapılacak çalışmalar yine tasavvufun içinde derinliğine konular. 

Tasavvuf ilm-i ahvâl-i kalb, fıkh-ı bâtın ve ihsan ilmi diye tarif edildiği için insanın bütün fiilleri, kalbiyle ilgili yönü dolayısıyla bütün harekât, sekenât ve muamelâtı, ahvâli ve hâlâtı hepsi bu konunun içine giriyor.

Demek ki zaman boyutu İslâm tarihi, mekân boyutu İslâm ülkeleri, mevzu boyutu ise insanın bütün fiilleri, hareketleri, amaçları ve gayeleri. Gayesinin en yükseği olan Allah’ı tanıma, mârifetullah ve muhabbetullah.

Sayfa Başı