M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Salât u Selâm

M. Es'ad Coşan

 es-Salâtü aleyye nûrun ale’s-sırâti fe-men sallâ aleyye yevme’l-cumuati semânîne merreten ğufiret lehû zünûbu semânîne âmmen. 

Efendimiz’e salât u selâm getirmeyi teşvik edici bir hadîs-i şerîf. Ebû Hureyre radıyallahu anh’den. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu hadîs-i şerîfinde ifadesi şöyle:
الصَّلاَةُ عَلَيَّ نُورٌ عَلَى الصِّرَاطِ فَمَنْ صَلَّى عَلَيَّ يَوْمَ الجُمُعَةِ ثَمَانِينَ مَرَّةً غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُ ثَمَانِينَ عَاماً
es-Salâtü aleyye nûrun ale’s-sırâti. “Bana salât u selâm getirmek yarın rûz-ı mahşerde sırat üzerinde o salât ü selâmı getiren kimse için yolunu aydınlatacak, sıratı aydınlatacak bir nur olur.” Fe-men sallâ aleyye yevme’l-cumuati semânîne merreten. “Kim Cuma günü bana seksen defa salât u selam getirirse” ğufiret lehû zünûbü semânîne âmmen1 “onun seksen yıllık günahı bağışlanır.”
Peygamber Efendimiz’e çok çeşitli ifadelerle salât u selâm getirilebilir. Mübarek alimlerimizin tespit etmiş olduğu çeşitli salât u selâmlar vardır. Peygamber Efendimiz’in, kendisinin bize tavsiye etmiş olduğu salât u selâmlar vardır. Bazıları salât u selâmları müstakil kitap halinde toplamışlardır. Ne kadar güzel ifadeler, ne kadar derin mânalar, ne kadar ince duygular ile yazarının Resûlullah’a duyduğu muhabbeti gösteren şaheser eserler vardır.
Mesela Delâilü’l-hayrât isimli mübarek eser içinde çok salât u selâmlar vardır. Mânalarını bilen kimseler okurken ne kadar şevk duyarlar, zevk duyarlar, beğenirler. Allahu Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’inde salât u selâm getirmeyi bize emrediyor. Buyuruyor ki;
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا
 İnna’l-lâhe ve melâiketehû yüsallûne ale’n-nebiyyi. “Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ bizzat kendisi ve melekleri, peygamber için salât u selâm ederler.” Yâ eyyühe’l-lezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.2 “Ey iman edenler! Siz de o Resûl-i Edîb’e salât u selâm eyleyin, ona salât ve selam getirin.”
Salât, Arapça’da lügat mânası itibariyle dua etmek, teveccüh etmek mânasına gelen bir kelimedir. Böylece Peygamber Efendimiz’e dua etmek bize emredilmiş oluyor.
Allahu Teâlâ hazretlerinin Peygamber Efendimiz’e salât u selâmı ne mânaya gelir?
“Rahmetini bahşetmesi” mânasına gelir. Meleklerden salât u selâm “ona dua etmeleri” mânasına gelir. Biz de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in adı her anıldıkça ona salât u selâm getiririz. En kısası aleyhisselam demektir. Muhammed aleyhisselam, Nuh aleyhisselam, Âdem aleyhisselam diyoruz. İşte o aleyhisselam sözü “Ona selam olsun.” demektir. O vazifeyi kısaca îfâ ediyoruz. Allah ecdadımızdan razı olsun, bize güzel şeyler öğretmişler, dilimize edep olarak yerleşmiş; bir peygamber adı anıldı mı, hemen arkasından aleyhisselam deriz. Yeni kitaplarda (as.) veya (sas.) diye yazılmıştır. Kimisi âşikâre olarak da sallallahu aleyhi ve sellem diye yazar.
Salât, “dua” demek oluyor. Biz Peygamber Efendimiz’e dua ediyoruz. Niçin? Onun ümmeti olduğumuz için, onu saydığımız için, ona sonsuz sevgi duyduğumuz, ona bağlı olduğumuz için. O Allah’ın sevgili kulu olduğundan, hâtemü’n-nebiyyîn olduğundan, resûlü’s-sakaleyn olduğundan, seyyidü’l-evvelîne ve’l-âhırîn olduğundan, nice nice yüksek vasıflara sahip olduğundan. Allahu Teâlâ hazretleri, Kur’ân-ı Kerîm’inde onu nice âyet-i kerîmelerde medh eylemiş olduğundan…
 لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ
Le-kad câeküm resûlün min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsun aleyküm bi’l-mü’minîne raûfün rahîm.3
 قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ
Kul in küntüm tuhibbûna’l-lâhe fe’ttebiûnî yuhbibkümü’l-lâh ve-yağfir leküm zünûbeküm.4
 اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُب۪ينًا لِيَغْفِرَ لَكَ اللّٰهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَق۪يمًا
İnnâ fetehnâ leke fethan mübînâ. Li-yağfire leka’l-lâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara ve yütimme ni’metehû aleyke ve yehdiyeke sırâtan müstekîmâ.5
 يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًا
Yâ eyyühe’n-nebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve nezîrâ...6
Nice nice âyet-i kerîmeler var; hepsini anlatmaya zamanımız yetmez. Çok methetmiş. Çok sevgili kulu, raûf ve rahîm, en güzel ahlâka sahip olan o Resûl-i Edîb; biz ona salât u selâm edersek Allah bize yüz misli lütuflar ihsan eder. Bunun otuzu dünyaya ait ise yetmişi âhirete aittir veya yetmişi dünyaya ait ise otuzu âhirete aittir. Nice nice feyizler bulur. Bir insan Peygamber Efendimiz’e salât u selâm ettiği zaman, bu salât u selâm Peygamber Efendimiz’in ruh-i pâkine ulaştırılır.
Muhterem kardeşlerim! Hadîs-i şerîfte bu hususta sarahat vardır, aleniyet vardır, gerçektir. Biz buradan es-Salâtü ve’s-selâmü aleyke yâ Resûlallâh dediğimiz zaman veya Sallallahu aleyhi ve sellem dediğimiz zaman veya Aleyhi’s-salâtü ve’s-selam dediğimiz zaman veya daha uzun salât u selâmlardan birisini söylediğimiz zaman bu salât u selâm Peygamber Efendimiz’e ulaştırılır. Peygamber Efendimiz, kendisine kimin, ne zaman, nasıl salât u selâm ettiğinden haberdar edilir. Melekler kendisine bildirirler, o da mukabele eder.
Size birisi Selâmün aleyküm dese karşılıksız koyar mısınız? Koymazsınız. Resûlullah Efendimiz kendisine salât u selâm edene en aşağısından Ve aleyke’s-selam dese; “Ey benim ümmetimin, yüzü kara ümmetimin bîçârelerinden bir bîçâre! Madem bana salât u selâm ettin ve aleyke’s-selam, sana da salât u selâm olsun.” dese saadet-i dâreyne nail olursun. Resûlullah dua edecek, o mübarek resul dua edecek, o insanın sırtı yere gelir mi?
Onun için Resûlullah Efendimiz’e çokça salât u selâm etmeliyiz. Bu bizim hem sevgimizin bağlılığımızın ifadesi hem de çeşitli büyük kazançlar kazanmamızın sebebi ve vesilesidir. Her fırsatta salât u selâm etmeliyiz. Etmiyor adam! Bizim üniversitelerde âdettir. Doktora tezleri olur, doçentlik tezleri olur, jürilere gireriz. Talebe olarak da girdik; asistan, doçent, profesör olarak da girdik. Öyle insanlar vardır ki ben hatırlarım. O jüride bulunmadım ama duydum. “Geç bakalım şuraya!” diyor, karşısındaki adam oturuyor. “Şimdi şu meseleyi hazretsiz, salâtsız, selamsız bir anlat bakalım.” diyor. Rahatsız olmuş zavallıcık. Hz. Ömer demeyecek, Ömer diyecek. Ömer senin askerlik arkadaşın mı? Aşere-i Mübeşşereden, Resûlullah Efendimiz’in has sahabisi. Ebû Bekir diyecek, Ömer diyecek. Öyle şey olur mu?
İnsan babasına Necati, Ahmet, Mehmet der mi? Bu mübarek zâtlar babasından daha mı aşağı? “Hadi bakalım hazretsiz bir konuşma yap, hadi bakalım salât u selâmsız bir konuşma yap.” olur mu? Resûlullah Efendimiz’in adı geçecek, ben salât u selâm getirmeyeceğim. Peygamber Efendimiz; “Benim adım anıldığı halde bana salât u selâm getirmeyen kimse cimridir.” diyor. Ağzına kira mı istiyorsun? O kadar sevaba gireceksin, bir “Resûlullah aleyhisselam” diyemiyor musun?
Üniversite hocası olmuş; “Hadi bakalım bir salât u selâm demeden, bir hazret demeden cevap ver.” diyor. Başka hiç iş kalmadı. Sanki memleket onunla ileri gidecek. Resûlullah’ın adı her anıldığında salât u selâm getireceğiz. İran’a gittim, elçilikten çağırdılar. Devlet de bizi görevlendirdi. Üniversiteden görevli olarak kalktık, İran’a gittik. İran devriminin üçüncü kutlama yıldönümlerinde Türkiye’den bir heyet; TRT’den, üniversiteden, muhtelif fakültelerden, bize de nasip oldu. “Farsça biliyoruz.” diye bizi de seçmişler, kalktık gittik. Ben hayretler içerisinde kaldım; söz arasında, konferansta, toplantıda bir “Humeyni” adı geçiyor –Mâlum Humeyni onların meşhur liderleri- bütün salon hepsi birden oturduğu yerden ayağa kalkıyor. Bizim İstiklal Marşı’nda kalktıkları gibi. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed diyor, oturuyor. Konuşmacı yine bir söz arasında bir kere daha o ismi ansa hop tekrar ayağa kalkıyorlar. Yine bir salât u selâm okunuyor, oturuyorlar. İnsan anlıyor ki bu adamların töresi, âdeti bu. Onlar ondan bıkmıyorlar da biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in adı anıldığı zaman mı aleyhisselam demeyeceğiz. Askerlik arkadaşımız mı? Mahalle arkadaşımız mı? Nasıl olur? Nasıl salât u selâm getirmeyiz?
Bizim töremizde bir zamanlar bir hanımın efendisine bile adı ile hitap etmesi saygısızlık sayılırdı. Öyle idi bir zamanlar! Şimdi herkes “Ahmet, Mehmet gel, git.” diyor. Eskiden “Efendi” denirdi. Adam da karısının ismini seslenmeyi, nezakete ve edebe aykırı sayardı. Aşağıdan kapıyı çalardı, “bana bak” diye seslenirdi. Hanımının adı yok mu? Var ama söylemezdi çünkü söylese öbür taraftan duyulacak; “Ayşe, Zübeyde, Fatma.” diye adı öğrenilecek. Eskiden; “Senin hanımının adı nedir?” denmezdi. Böyle bir takım incelikler vardı. Şimdi her şey unutuldu. Ama biz hocayız, kitaplar dinimizin kitapları, siz de Allah’ın yolunda yürümek isteyen bir cemaatsiniz. Salât u selâm getireceğiz. Bu işte kâr var.
İbn Ömer radıyallahu anh demiş ki; “Kalk çarşıya gidelim.” Arkadaşı da demiş ki; “Ey Ömer’in oğlu Abdullah! Ben senin huyunu bilirim, çarşıyı pazarı sevmeyen bir insansın. ‘Orada yalan yere yemin ediliyor, eksik tartı oluyor, mallar hileli satılabiliyor, şeytanın dolaştığı yer.’ gitmek istemezsin. Söyle bakalım ne maksatla çarşıya pazara gidelim diye teklif ediyorsun? Kalbindeki asıl niyetini söyle.” Mübarek mütebessim, demiş ki: “Yahu orada çok insan vardır; görürüz, selam veririz, sevap kazanırız.” Sokakta gitse bir kişiye, iki kişiye rastlayacak; çok değil. Çarşıya gitse insan kaynıyor. es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah, es-selâmü aleyküm ve rahmetullah… Sevap kazanacak, onu düşünüyor.
Talebeleri anlatıyorlar. Konya’da Veyiszâde merhum varmış; evliyâullahtan mübarek bir kimse. Sınıfta bir tanesi tereddüt etmiş de “Evliyâullahtan mı, değil mi?” diye kalbinden bir şeyler geçirmiş. Ne geçirdiyse hemen ona doğrudan doğruya hitap ederek bir şeyler söylemiş. Gönlünden geçeni Allah kendisine bildirdiği için “öyle düşünme” diye direk uyarmış. O mübarek çarşıya girermiş; ona selam verir, buna selam verir öyle yürürmüş. Sevap olduğu için yapıyor. Selam muhabbeti getirir; tanışmayı, konuşmayı, arkadaşlığı getirir. O muhabbetten de birlik beraberlik ve nice nice güzel sonuçlar hâsıl olur.
 Onun için, Peygamber Efendimiz’in adı anıldığı zaman salât u selâm edeceğiz. Sokakta karşılaştığımız zaman bile biz birbirimize selam veriyoruz. O bizim başımızın tâcıdır. Canımız feda olsun. Peygamber Efendimiz’e hitap eden, onunla konuşan muasırları; sahabe-i kirâm; Fidâke ebî ve ümmî yâ Resûlallah! “Anam, babam ve canım sana feda olsun ey Allah’ın Resûlü!” diye konuşurlarmış. Bizim için de öyle. Canımız feda olsun!
Canım fedâ olsun senin yoluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Şefaat eyle bu kemter kuluna,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Mü’min olanların çoktur cefâsı,
Âhirette olur zevk ü sefâsı,
Onsekizbin âlemin Mustafâ’sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Ne güzel! Allah bize Resûlullah Efendimiz’e saygıyı, sevgiyi bahşeylesin, ona salât u selâmda kusur ettirmesin, şefaatine nail eylesin. Peygamber Efendimiz; “Bana salât u selâm getirmek sıratta kişiye nur olur. Kim Cuma günü bana seksen kere salât u selâm ederse onun seksen yıllık günahı bağışlanır.” buyuruyor O halde defterimizin bir kenarına yazalım, aklımıza iyice yerleştirelim. Cuma günü oldu mu Efendimiz’e salât u selâmı ziyade eyleyelim, arttıralım. Cuma günü demek Resûlullah’a salât u selâm günü demektir. Madem bu hadîs-i şerîfte seksen rakamını söylemiş, o zaman doksan dokuzluk tesbihimizden fazlalıklarını ayıralım, oradan seksen defa salât u selâm çekelim de, bu hadîs-i şerîfi uygulamış olalım. Çünkü insan duyduğunu yapacak, bildiğini uygulayacak, ilmi ile amel edecek ki sevaplara nail olsun. Rabbimiz Teâlâ bizi Peygamber Efendimiz’i seven ve Peygamber Efendimiz tarafından sevilen bir ümmet olmaya muvaffak eylesin.
Bir insan Peygamber Efendimiz’i seviyor. Ne yapacak? Sünnetine uyacak, sünnetini tatbik edecek, emirlerini tutacak, buyruğuna riayet edecek. Efendimiz’in zamanında, sağlığında;
 لَا تَرْفَعُٓوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ
Lâ terfeû asvâteküm fevka savti’n-nebiyyi.7  “Sesinizi Resûlullah’tan fazla dikleştirip yükseltmeyin.” diye âyet-i kerîmede emir olunduğu için bu günün bile ârif ve edepli insanları Medine-i Münevvere’de fıs fıs konuşurlar, yavaş yavaş konuşurlar. Çünkü orası Resûlullah’ın şehri.
Sakın terki edebden kûy-i mahbûb-ı Hudâ’dır bu.
Burası, Allah’ın sevgilisinin yeri. Burada edebe riayet edilmeden olur mu? Şair; “Edebe riayet etmemekten sakın.” diyor. Orada öyle sessiz sedasız, boynu bükük, edebe riayet ederek dururlar. Rabbimiz, Resûlullah Efendimiz’e öyle candan sevgi ve saygı duymayı cümlemize nasip eylesin! Sünnetine uyacağız, sözünü tutacağız, tavsiyesine riayet edeceğiz, hatırını sayacağız, saygımızı yüksek derecede tutacağız. Resûlullah Efendimiz’e saygı olmazsa, sevgi olmazsa, insan bir adım ileri gidemez, tepetaklak aşağı gider. Baş aşağı, beyni üstü taşlara, kayalara düşmüş gibi olur. “Ben Allah’a inanıyorum.” Eğer Allah’a inanıyorsan Resûlü’ne tabi ol! O, Allah’ın elçisi. Allah’a inanmanı bizim başımıza mı kakıyorsun?
İnanıyorsun iyi, inanıyorsun peki. Allah sana doğrudan doğruya vahiy mi gönderdi? Hayır! Sen vahye layık mısın? Değilsin! Vahiy gelse tahammül edebilir misin? Edemezsin, deve bile çöker! Resûlullah Efendimiz devenin üstüne binmişken vahiy geldiği zaman devenin ayakları bükülür, yere çökerdi. Vahye tahammül edemezdi. Sen nerede, doğrudan doğruya Allahu Teâlâ hazretlerinden emir almak nerede? İşte elçisi, sana göndermiş. Allah’ın emirlerini, yasaklarını sana getiren peygamberi. Niye dinlemiyorsun!
“Ben Allah’ı severim.”
Yalan!
لَوْ كَانَ حُبُّكَ صَادِقاً لَأَطَعْتَهُ
Lev kâne hubbüke sâdıkan le eta’tehû. “Sevgin gerçek olsaydı ona itaat ederdin.”
 إِنَّ الْمُحِبَّ لِمَنْ يُحِبُّ مُطِيعُ
İnne’l-muhibbe li-men yuhibbu mutîu.8  “Kişi sevdiğini eğer gerçekten seviyorsa ona uyar.”
“Kalk gidelim!”
“Baş üstüne!” der.
“Gel ölelim!”
“Baş üstüne!” der. 
------------------------------
* 18 Haziran 1988.
1. Deylemî, el-Firdevs, II, 408, r. 3814; Münâvî, Feyzu'l-kadîr, IV, 249, r. 5191; Ali el-Muttakî, Kenzu'l-ummâl, I, 490, r. 2149; Zehebî, Mîzânü'l-i'tidâl, II, 74, r. 2881; İbn Şâhin, et-Terğib fî fezâili'l-a'mâl, I, 14, r. 22;
2. 33/Ahzâb, 56.
3. 9/Tevbe, 128. “(Ey insanlar!) Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”
4. 3/Âl-i İmrân, 31. “(Ey Resûlüm!) De ki: ‘Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.’”
5. 48/Fetih, 1-2. “(Resûlüm!) Biz, sana apaçık bir fetih (ve zafer yolu) açtık. (Bu) senin (zelle olan) günahından, geçmiş ve gelecek olanı Allah’ın bağışlaması, sana nimetini tamamlaması ve seni (böylece) doğru bir yola iletmesi içindir.”
6. 33/Ahzâb, 45. “ Ey Peygamber! Muhakkak biz seni, (ümmetin üzerine) bir şâhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.”
7. 49/Hucurât, 2.
8. Beyhakî, Şu'abu'l-îmân, II, 45; İbn Asâkîr, Târîhu Dımeşk, XXXII, 469; Heysemî, Mevâridü'z-zam'ân, III, 398; Münâvî, Feyzu'l-kadîr, II, 28; VI, 29.

Sayfa Başı